İç karartıcı ekonomik tablo

Senyoraj gelirini yıllardır kullanmayan Türkiye, ekonomi değirmenini döndürebilmek için hep "sürdürülebilir borçlanma" kısırdöngüsünde hareket etti.Gelinen noktada "riskli" ülkeler statüsünde olduğu için artık borç da bulamıyor.

İç karartıcı ekonomik tablo

Senyoraj gelirini yıllardır kullanmayan Türkiye, ekonomi değirmenini döndürebilmek için hep "sürdürülebilir borçlanma" kısırdöngüsünde hareket etti.Gelinen noktada "riskli" ülkeler statüsünde olduğu için artık borç da bulamıyor.

İç karartıcı ekonomik tablo
15 Mart 2019 - 11:16

Gelinen noktada "riskli" ülkeler statüsünde olduğu için artık borç da bulamıyor.
Borç verenler, işi yokuşa sürüyor, daha fazla faiz yani kar talep ediyor. Yüzde 25'ler seviyesindeki politika faizi onları tatmin etmiyor, yüzde 40'lar istiyorlar.
Elbette ki yüzde 25 politika faizinin piyasaya yansıması yüzde 40; yüzde 40 politika faizinin yansıması ise yüzde 60'tır. Paranın bu kadar maliyetli olduğu bir ekonomik atmosferde söyler misiniz, nasıl üretim yapabileceksiniz, nasıl tüketim yapabileceksiniz? İşletmelerin karı nedir ki, bu faiz maliyetini karşılayabilsin; vatandaşın geliri nedir ki, tüketim için aldığı borcu ödeyebilsin.
Merkez Bankası politika faizini sabit tuttu diye Dolar kuru yeniden fırladı ve 5,45 TL seviyesine yükseldi. Hammaddemiz ithal, enerjimiz ithal… Bu üretimin daha maliyetli olması demektir. Faizlerin yüksekliğinden dolayı zaten bir maliyet yükü var, bir de buna Dolar kurundan kaynaklanan maliyet de eklendi.
Elinde gelir kalemi olarak sadece vergiler, cezalar ve zamlar kalan devlet de gerek aldığı borçların yüksek faizlerini ödeyebilmek, gerekse az da olsa iş yapabilmek için bu gelir kalemlerine zam üstüne zam yapmaktadır.
Vergilerdeki ve cezalardaki artış, üretim maliyetlerini ayrıca artırmaktadır.
Gördüğünüz gibi öyle bir ekonomik tablomuz var ki, inanın, anlatırken içiniz kararıyor. Mevcut gidişatla umutlanacak en ufak bir ışık göremiyorsunuz. Bakın işin uzmanları bu karanlık tablo için neler söylüyor:
Prof. Dr. Korkut Boratav, "Görüyorsunuz, iki günde dövizde yukarı hareket ve cari fazlanın dört ay sonra son bulması finansal istikrarın da güvenceli olmadığını gösteriyor. Her an olumsuz sürprizlerle karşılaşabiliriz" dedi ve üretken sektörler küçülürken hizmetler sektörü ile ekonominin ayakta tutulamayacağını söyledi.
Türkiye'nin 2019 bilançosunun "eksi" olacağına ilişkin, OECD gibi bazı kurumların tahminlerinin olduğunu hatırlatan Boratav, "Yeni Ekonomi Programı (YEP) denilen belgeyi ciddiye almak söz konusu değil. O belge baştan zaten büyüme tahminiyle çöktü. Onun dışında bazı derecelendirme kuruluşları da eksi büyüme tahmin ediyor" dedi.
TÜİK'e göre dördüncü çeyrekte yüzde 3 küçülen Türkiye, eğer bu yılın ilk çeyreğinde de küçülürse –ki durum bunu gösteriyor- resmen resesyona girmiş olacak. Bu, ekonomisi dış borca dayalı olan ve riskler sebebiyle para bulamayan Türkiye'nin artık hiç para bulamayacağı anlamına gelmektedir.
Yani değirmen dönmeyecek.
Dünyanın en büyük yatırım bankalarından JP Morgan, Türkiye'nin 2019 büyüme tahminini düşürdü.
Bu, "borç vermeyeceğim" demektir.
Ekonomist Mahfi Eğilmez 2018 yılının son çeyreğinde Türkiye ekonomisinin "küçülen ekonomiyle beraber yükselen enflasyon" şeklinde tanımlanan "slumpflasyon"a girdiğini açıkladı. Gördüğünüz gibi Türkiye ekonomide ismini bildiğimiz ya da bilmediğimiz hangi hastalıklar varsa hepsini yaşıyor.
Bir araştırma da vatandaşın gelirinin nasıl eridiğiyle alakalı… Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu'nun Ar-Ge birimi KAMUAR'ın yaptığı "halkın enflasyonu" araştırmasına göre, Türkiye'de 4 kişilik ailenin açlık sınırı 2 bin 492 liraya, yoksulluk sınırı ise 8 bin 782 liraya yükseldi. 
Araştırmaya göre, gıda harcamalarında son 1 yıldaki artık yüzde 52…
Ne işçinin, emeklinin, ne de memurun bu gider artışlarına dayanabilmesi mümkün değil… Nasrettin Hoca'nın eşek hikayesi gibi, mevcut işbilmez siyasiler, "vatandaş ne güzel alışmıştı" diyecekler ama bakacaklar ki vatandaş kalmamış. Ama şu da bir gerçek ki, rahmetli Süleyman Demirel'in ifadesiyle "Tencerenin düşüremeyeceği bir hükümet yoktur."
Maliyetlere ve pazar darlığına dayanamayan ve de konkordato ilan eden firmalara yenileri eklendi.
Bunlardan birisi 1968'den bu yana gıda sektöründe 39 şubeyle faaliyet gösteren tanıdık bir firma, Hacı Sayid baklavaları… Yine aynı aileye ait 70 şubeli Gloria Jean's'in bağlı olduğu Grup Dnc Gıda San. ve Tic. AŞ ve Rumeli Tatlıcılık Süt Ürünleri de diğerleri…
Prof. Dr. Boratav'ın dediği gibi, üretim sektörünün bittiği yerde hiç hizmet sektörü ayakta kalabilir mi? Firmalar patır patır dökülüyor, 31 Mart seçimleri öncesi baskıyla iflasları önlenmesine rağmen…
31 Mart sonrasını pek düşünemiyorum.
İçinizi kararttığımın farkındayım.
Ama patatesi bile sıfır gümrükle ithal etmeye soyunan bir ülkenin bir vatandaşı olarak biraz içinizin kararması, endişe duymanız gerekmez mi?
Ben, bu gidişatla patatesi pahalı diyeceğiz, domatese, bibere, patlıcana pahalıya ulaşacağız demiyorum, daha ötesini ifade ediyorum, en temel gıda ürünlerini dahi bulamayacağız. Köylü tarımdan uzaklaşıyor diyoruz, önlem alınacağına sıfır gümrükle ithalatın önü açılarak bir darbe daha indiriliyor. Sizce sonuç ne olur?
BRICS devletlerini ayağa kaldıran, ekonomik bağımsızlıklarını kazandıran Milli Ekonomi Modeli'nin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş'a ve O'nun partisi Bağımsız Türkiye Partisi'ne sırt dönerek hem bugünü kendinize zehir ediyorsunuz, hem de geleceğinizi yok ediyorsunuz.
Ayıkın diyoruz, ayıkmanız için gayret ediyoruz ama inatla yanlışta ısrar ediyorsunuz. İnşallah önümüzdeki yerel seçimler bu inadın kırıldığı bir milat olur.

Bu haber 777 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum