İmamoğlu'nun seçim çalışmalarına dair endişelerim

Goethe, gerçekliği pek az insan hayal edebilir demiş... Birkaç gündür bu söz ve yazmakta olduğum yazı üzerine düşünüyorum. 6 Mayıs’tan bu yana bir çeşit karnaval havasında olan Cumhuriyet Halk Partisi, seçmenleri ve en önemlisi de Ekrem İmamoğlu, bu yazacaklarımı duymaya hazır mı diye?

İmamoğlu'nun seçim çalışmalarına dair endişelerim

Goethe, gerçekliği pek az insan hayal edebilir demiş... Birkaç gündür bu söz ve yazmakta olduğum yazı üzerine düşünüyorum. 6 Mayıs’tan bu yana bir çeşit karnaval havasında olan Cumhuriyet Halk Partisi, seçmenleri ve en önemlisi de Ekrem İmamoğlu, bu yazacaklarımı duymaya hazır mı diye?

İmamoğlu'nun seçim çalışmalarına dair endişelerim
21 Mayıs 2019 - 10:47

Emin Şirin’in, Çağlar Cilara’nın YouTube kanalında, “mağdurken mağrur olma halinin İmamoğlu’nun zarar verdiğini” söylemesi üzerine cesaretimi topladım. Son günlerde yazılanları taradım. Yeniçağ yazarı Ahmet Takan’ın köşesinde, “Ekrem İmamoğlu'nun kendisinde ve bazı takım arkadaşlarında ego şişikliğinin emarelerini görüyorum,” diye yazması acımasızca gelebilir; ancak bir iletişimci olarak bunun ciddiye alınması gerektiğini düşündüm. Zira bir süredir, aklı selim herkesin benzer endişelere kapıldığına tanığım.

İmamoğlu kazanırsa, AKP’de aslında çok önce başlayan çözülmenin hızlanacağına dair analizlere ben de katılıyorum. Tam da bu nedenle, bu kez AKP’nin, özellikle de Recep Tayyip Erdoğan’ın işi daha sıkı tutacağına eminim. Daha önce isteksiz davranan Binali Yıldırım’ın bu kez aynı biçimde davranmadığı aşikar. Sandığa gitmeyenleri, ikna etmek, sandığa getirmek için ellerinden geleni yapacaklar, geçersiz oy kullanan AKP seçmenlerini saptayıp özel çalışma gerçekleştirecekler. Diğer yandan da Kürt oylarının peşine düşebilirler ama Canan Kaftancıoğlu’nun çok önce söylediği Meral Akşener karşıtı sözlerinin yeniden gündeme getirildiğine bakarsak, asıl hedef “milliyetçi” oylar gibi görünüyor. Zaten muhafazakar, dindar Kürt oyları ağırlıklı olarak AKP’ye gidiyor. Şimdi burada muhalif kanadın en fazla dile getirdiği, ısrarla dilinden düşürmediği, “sandıkta hile” konusuna gelelim. Sandıklara sahip çıkmak, sandık güvenliğini sağlamak son derece önemli ancak seçimin sadece bu süreçte kazanıldığına ya da kaybedildiğine inanmak ise büyük bir gaflet. Siyasal kampanyaların işlevini ve taban mobilizasyonu gerçeğini yok sayan, bir çeşit örgütsel tembelliği meşrulaştıran kör inanç. Bakın tekrar yazıyorum, "sandıkta hile yok" demiyorum, “her şeyi bununla açıklayamazsınız,” diyorum.

Seçmenlerin ağırlıklı olarak iktidarların lehine karar verdiği kanıtlanmış bir gerçek. Seçmen davranışını kısa süreli iletişim süreçleri, kampanya teknikleriyle değiştirmek o kadar kolay değil. Buna ciddi bir yatırım yapmak gerekiyor. Seçim kampanyaları da kemikleşmiş değil, sandığa gitmeyen, yüzer gezerler veya kararsızlar için önemli. 

YILDIRIM'IN YUHALANMASI

Türkiye’nin en geniş kapsamlı yaşam tarzı araştırmalarından olan Ipsos’un gerçekleştirdiği Türkiye’yi Anlama Kılavuzu’na göre sosyal ve siyasal fay hatları iyice derinleşiyor. Erdoğan’ın ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı söylemi, bir anlamda “kindar” nesil yarattı. Bununla mücadele edebilmek için ciddi stratejiye ihtiyaç var. Sosyolog Prof. Dr. Nilüfer Narlı’nın da katkılarının bulunduğu çalışmaya göre, Türkiye nüfusunun yüzde 23.7’si memnun muhafazakarlar. Bu grubun büyük bir çoğunluğu 45 yaş altı. AKP’nin kemik oylarının geldiği katmanlardan biri. AKP’nin güçlü olduğu diğer bir grup ise, Mazbut Kanaatkarlar, onların nüfusa oranı ise yüzde 10.3. Çoğunluğunu kadınların oluşturduğu bu katman, kadının yerini anne ve eş olarak görüyor. Koyu Dindarlar ise nüfusun, yüzde 11.5’ini oluşturuyor. Diğer gruplar, 25 - 36 yaş arasında Kayıtsız Şikayetçiler (yüzde 11.1), Yılgın Demokratlar (yüzde 13), Özgürlükçü Modernler (yüzde 16.2) ve Kaygılı Modernler (yüzde 14.2). Bu araştırma ve benzeri çalışmalar sağlıklı, gerçekçi bir biçimde incelendiğinde, Millet İttifakı’nın, doğru bir iletişim stratejisiyle işinin hiç de zor olmadığını görmek mümkün. 

 

Bu çerçevede Binalı Yıldırım’ın yuhalandığı ve “Her şey çok güzel olacak” sloganlarının salonu inlettiği geceye dönelim. Herkes büyük bir hazla o videoyu paylaşıyor, İmamoğlu’nun kesinlikle kazanacağına dair öngörülerde bulunuyor, umudunu paylaşıyor. Bir kez daha hatırlatayım, “Umut bir strateji değildir.” Sizce Yıldırım, o salona gitmeden önce böyle bir tepki göreceğini düşünmemiş olabilir mi? Opera dinlemeye gelen, batı tarzı yaşam tarzına ait seyirci bir anlamda Özgürlükçü ve Kaygılı Modernlerle dolu salona gelirken, oy almadığı, ona tepkili mahalleye girerken hazırlıksız olabilir mi? Nitekim bütün bu tepkileri itidalle karşılıyor, salonu terk etmiyor. İşte bir mahallede gönül rahatlatan o video, başka mahallede seçime gitmeyenler için halkla ilişkiler aracına dönüşüyor. Bunu çok iyi anlamak gerekiyor.

GÖSTERİ DEĞİL SOKAK

İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı kampanyasını bırakıp, elinden alınan İstanbul Büyükşehir Başkanlığı için mücadelesini yeniden gözden geçirmeli. Ona cumhurbaşkanlığı yolunu da zaten bu başkanlık açacak, aksi takdirde aynı Muharrem İnce gibi unutulma riski var. Kalabalıkların onu gerçeklerden uzaklaştırmasına izin vermemesi gerekiyor. Kıbrıs, Samsun, hepsi zaman kaybı bana göre. Gösteriye yönelik yüksek görünürlüklü medya turlarından vazgeçip, sokaklarda, samimi ortamlarda bulunmalı. Kapalı kapılar ardında, insanlarla, gruplarla baş başa özel toplantıları öncelikli olarak gündemine almalı. Örneğin, CHP’nin güçlü olduğu bazı mahallelerde, sandığa gitme oranları Türkiye ortalamasının bayağı altında. Oralarda, insanları sandığa götürmek için özel çalışmalar başlatabilir, diğer yandan da sandığa gitmeyen AKP seçmenlerinin, bir kez daha sandığa gitmemesi için özel taktiklere baş vurabilir. Bu alanda en kolay yollardan biri, rakibin kendisine değil, zayıflıklarına odaklanmak, oralardan kampanyasına zarar vermektir. 

İmamoğlu, oyunu 5 milyon üzerine çıkarmak üzere strateji kurmak durumunda. Basit bir matematik hesabı, kampanya planının anahtarıdır. Varsayımlar değil, matematik hesabı seçimi kazandırır. O zaman, hemen o 5 milyon kim, bunun kararı verilmeli, buna göre taktiklerini belirlemeli. Mağdur edilmesi, kampanya söylemini belirlemek için çok önemli bir unsur ancak İmamoğlu mağrur davranarak bu şansı elinden kaçırmak üzere. “Aman ne güzel, ne iyi,” seçmen davranışını değiştirmez. Rakibine odaklanmak, onunla dalga geçmek yerine, ona yapılan haksızlığa itirazı olan kitleleri kendi lehine oy vermeye ikna edebilmeli. Yıldırım’a büyük bir cesaretle, İmamoğlu’na yapılanı kastederek “Bu hiç iyi olmadı,” diyebilen kadınları, gençleri kendi saflarına katmalı, kapsayıcı bir söylem geliştirmeli, bunu da gündelik yaşamda bizzat uygulayarak seçmene göstermeli, onların duygu dünyasını çok iyi anladığını hissettirmeli. Bunu da medya üzerinden değil sağlam bir söylem stratejisiyle, yani anlatacak hikayesi, söyleyecek sözüyle, yüz yüze yapmalıdır. 

Evet, gerçeği görmek ve kabullenmek, engelleri anlamak aynı zamanda gelişimin, kurtuluşun, kazanmanın anahtarıdır. Gerçekler bizi korkutmasın, tam tersine “her şeyin güzel olacağı bir dünyayı” nasıl kurabileceğimize dair ipucu olsun.

Şeyda Taluk

Odatv.com

Bu haber 276 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum