İnsan neden ölür?
Ölüm ve hastalıklara yatkınlığımız, kırılganlığımız hiçbir vakit, hiçbir yere kaybolmayacak mutlaka yüzleşmek ve kavramak gereken gerçekliğimiz
"Zaman yalnızca bizim dışımızda geçen bir şey değildir.
İçimizden geçen zamanı da tartmayı bilmek gerekir"
(Murathan Mungan, Elli Parça)
Datça’dan kavurucu Ankara sıcağına doğru karayolu ile çıktığımız yol nedense uzadıkça uzuyor.
İçimden geçen zaman ile ilginebilmiş bir kişi olsam, yorgunluk, bitkinlik biraz da şimdilerde zor baş ettiğim umutsuzluk nedeniyle ayak sürümek, gönülsüz olmak ile ilişkilendirirdim.
Ama yol hem keyifli hem trafik var, o nedenle de ağırdan alıyoruz.
Yanımızda fakülteden ama uzak bir kıtaya gittiği için yıllardır görmediğim bir arkadaşım var.
Yolun yavaşlaması ile birden yaşlanmak ve yaşlanmaya eşlik edecek olağan değişikliklere alışmaktan, önümüzdeki süresi daha öngörülebilir olan zamandan söz açıyoruz.
O bir patolog.
Benim hastalık durumunda gerçekleşen değişikliklerle ilişkili ancak tahminlerde bulunabildiğim dokulara o doğrudan bakıyor.
Yani son sözü söyleyecek olanlardan.
Sakin ve kararlı bir enerjsi var.
“Bir düşünüyorum da böyle hareketli geçirebileceğimiz en fazla on yazımız daha var” diyor.
İrkiltici, dikkatlice bakılmış, incelenmiş ve kararlı bir kesinlik
İdeal sağlık formundan, genel istatistiklerden söz ediyoruz elbette.
Kırklı yaşlardan itibaren hücre ve doku düzeyinde başlayıp, altmışlı yaşlardan sonra belirmeye başlayan değişiklikler, bunlara karşı koymayı değil bunlarla birlikte yeniden “biçim” almayı gerektiriyor.
Yaşla birlikte hareketli olmayı kısıtlayabilecek olan en azından iki önemli değişim var; görme keskinliğinin azalması ve kas, kemik kitlesindeki küçülme.
Aslında arkadaşımın cümlesi, yaşamlarımızı yeniden biçimlendirmek için azalan zamana dair bir uyarı.
Biz hekimler ölüm ile duygusal ilişki kurmasak da her geçen gün yakınlaştığımız ölümlülüğümüzü hiç gündemden düşürmeyiz.
Sohbetimiz hemen mesleki formatımız ile ilişkili bir anektodu anımsatıyor.
Pandemiden önce neredeyse her yıl katıldığım uzmanlık alanımızın en büyük dünya kongresinde , ABD’deki önemli bir üniversite olan MİT’den tıp disiplini dışındaki bir bilim insanı verdiği konferans sırasında “Siz tıp disiplinindekiler çok fazla belirlilik istiyorsunuz ama çok fazla belirlilik neredeyse belirsizlik gibidir” demişti.
Mesela, hastalık ve ölüm hatta yaşlılık belirliliktir.
Tıp disiplini de bu belirliliklerle uğraşır.
Bedensel ve zihinsel olarak sağlıklı olmak ise ahenkli bir belirsizliktir.
Yaşamlarımızın kaçınılmaz gerçeği de yaşamı bir serüven gibi ilginç kılan da “belirsizlik” değil mi aslında.
Bizim belirli olanı kabullenmek gerekliliğini duyumsadığımız yaşamımızın bu evresinde kuşkusuz en çok özleyeceğimiz de bu belirsizlik olacak.
Canlılığı bilmeyen, kavrayamayan kişiler ölümden ve hastalıktan çok daha fazla korkuyor.
Yaşadığım yılların yarısından daha fazla bir süredir, yani çok uzun zamandır hekimlik yapıyorum.
Ölümlülük beni hiçbir zaman yaşadığımız salgındaki gibi sarsmamıştı.
Zaman yalnızca dışımızda geçiyordu.
Gencecik daha önce bilinen bir sağlık sorunu olmayan kişiler günler içinde ölüyor ve hekim olarak büyük bir çaresizlik hissediyorduk.
Ama şimdi nereye gitsem, pandemik fırtınayı hasarsız atlatmış sapasağlam insanlar “Ne çok insan ölüyor, gencecik kalp krizleri, pıhtılar” diye bana aşıyı çekiştiriyor.
Yorucu ve bıktırıcı bir bilinç durumu.
Gülümseyerek, "insan neden ölür peki" diyorum.
Sanki olamayacak bu soruyu soranların muaf olduğu, bir durumdan söz ediyormuşum gibi donup kalıyorlar.
Tahmin ettiğim şeyi ürpererek kavrıyorum.
İnsanlar, insanların neden öldüğünü, dünyada her gün 120-150 bin kişinin öldüğünü bilmiyorlar.
İnsanlar çoğunlukla öngörülebilir bir nedenden, yani adı konulmuş bir hastalık ya da yaşlılıktan ölürler.
Tüm bu ölümlerin yarıdan fazlası 70 yaş ve üzerinde gerçekleşir.
Dünyada canlı ölüm istatistikleri paylaşan kaynaklara göre, yılda her 1000 kişiden 7.7'si ölüyor.
Bulaşıcı hastalıklar aşı ,antibiyotikler ve iyi hekimlik ile bertaraf edildiği için de bu ölümlerin beşte biri kalp yedide biri inme yani pıhtı dedikleri hastalıklardan oluyor. (Kaynak)
Yalnızca salgının ilk iki yılında, bu yüzyıl sonunda çoktan ölüm listesinin alt sıralarına itelediğimiz bulaşıcı hastalıklardan farklı çünkü yeni bir hastalık olan COVID-19, ölüm nedenleri sıralamasında listenin başına oturdu.
Şimdi de, COVID-19 hâlâ en önemli üçüncü ölüm nedeni.
Dünyadaki tüm ölümlerin yüzde on-onbeşi ise yirmi-elli yaş aralığında.
Bu genç ölümlerinin en önemli nedeni de kalp hastalığı.
Ancak, yapılan büyük ölçekli ve kanıt gücü yüksek çalışmalar COVID-19 hastalığının kendisi ile kalp krizi ve inme arasındaki yakın ilişkiyi ortaya koyuyor.
Ani kalp krizi riskine bağlı ölümleri özellikle 25-44 yaş arasındaki kişilerde yüzde 25-34 artırdığı anlaşılıyor.
(Kaynak)
Yani insanlar aşıdan ölmüyor.
Aşıdan ölen tek bir insan bile yok.
Anlaşıyor ki, insanların çoğunluğu salgın öncesi dönemde ölümlülükle yaşamı bağdaştırmıyormuş..
Ölüm alarmlarını çaldıran salgından sonra ölüm/ölümlülük kavrayışından çok her ölen, her ölüm ilgilerini çekiyor.
Hastalık çağrıştıran “iğne-injeksiyon” korkusunu “sıvı” diye bu ilgiye bağdaştıranlar ise insanların tüm korkularını tetikliyor.
Ben çocukken, annemin arkadaşlarıyla evde buluştukları günlerinde ölen kişilerin kahırdan, kederden bir de çok ürkütücü buldukları kanserden öldüğüne ilişkin yorumlarına kulak misafiri olurdum.
Zannederim, insan neden ölmez sorusunun cevabı daha aydınlatıcı olacak.
İnsan depremden, selden, savaştan, kahır ve kederden, bu çağda ishalden, veremden, gripten zatürreden ve artık Covid'den ölmez.
Şaşırılacak ve sorgulanılacak ölümler bunlardır.
Sürekli kaçtığımız bir korkumuza tutsak olur gibi ölümlülüğü bilincimizden uzak tutunca sonsuza dek yaşayacağımızı zannediyoruz.
O zaman da bu korkumuzdan nemalananlar, bizim yaşamlarımızı ve sağlıklarımızı tükettiriyorlar.
Ölüm ve hastalıklara yatkınlığımız, kırılganlığımız hiçbir vakit, hiçbir yere kaybolmayacak mutlaka yüzleşmek ve kavramak gereken gerçekliğimiz.
Ama bunun için yaşamı kavramalı, insan nasıl yaşar sorusunu sakince düşünmeliyiz.
"Bu andan kaçıyor ya da bu anın hayalini kuruyordum" (Downtown Abbey dizisinden)







YORUMLAR