Kadının adı mı dediniz?..

Yıllar önce Duygu Asena “Kadının Adı Yok” diye bir kitap yazmıştı. Daha sonra bu kitap filme de çekildi. 1987 yılında ilk baskısını yapan; kadınların sorunlarına eğilen ve kadın-erkek eşitsizliği gibi konulara değinen kitap, mahkeme kararıyla 1988’de yasaklanmış; sonrasında ise yasak kaldırılarak Atıf Yılmaz tarafından filme çekilmiştir.

Kadının adı mı dediniz?..

Yıllar önce Duygu Asena “Kadının Adı Yok” diye bir kitap yazmıştı. Daha sonra bu kitap filme de çekildi. 1987 yılında ilk baskısını yapan; kadınların sorunlarına eğilen ve kadın-erkek eşitsizliği gibi konulara değinen kitap, mahkeme kararıyla 1988’de yasaklanmış; sonrasında ise yasak kaldırılarak Atıf Yılmaz tarafından filme çekilmiştir.

Kadının adı mı dediniz?..
23 Eylül 2020 - 10:07

CEDAW 3 Eylül 1981 tarihinde yürürlüğe girmişti. 11 Haziran 1985 tarih ve 3232 sayılı Kanunla mecliste onaylandı ve 25 Haziran 1985 tarih ve 18792 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Ne tesadüf Füsun Erbulak’ın yazdığı “60 Günlük Bir Şey” adlı kitap, 1984’te müstehcenlik gerekçesiyle toplatıldı.

İstanbul Sözleşmesi 11.5.2011’de imzalandı ve 1 Ağustos 2014’de yürürlüğe girdi. Ve tartışmalar başladı.

Herkese “aile içi şiddet” dediler ama, içine yerleştirdikleri bir başka paket vardı. Fuhşiyatı destekleyen düzenlemeleri laf kalabalığına getirip gözlerden sakladılar.

“Toplumsal Cinsiyet”, “Cinsel Yönelim” ve “Cinsiyet Kimliği”ni, “Uluslararası insan hakları sözleşmelerini anlamak için yayınlanan rehber kitapçıkta, bu 6 kelimelik, 3 kavram 61 sayfada açıklanıyor.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nce yayınlanan rehber kitabta “Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda ‘Cinsel Yönelim’ ve ‘Cinsiyet Kimliği’ni” tanımlamak üzere LGBT BİREYLERİNİN İNSAN HAKLARI’NIN KORUNMASINA DAİR DEVLETLERİN BEŞ TEMEL YASAL YÜKÜMLÜLÜĞÜ başlığı altında ele alınan konular şöyle: “1-Homofobik ve transfobik şiddetten korunması, 2- LGBT kişilere yönelik işkencenin ve zalimane, insanlık dışı ve onur kırıcı muamelenin önlenmesi, 3- Eşcinselliğin suç olmaktan çıkarılması, 4-Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayırımcılığın yasaklanması, 5- İfade özgürlüğü, örgütlenme ve barışçıl toplanma haklarına saygı gösterilmesi.

Madde 12-Genel yükümlülükler 

1-Taraflar, ... kadınların ve erkeklerı̇n toplumsal olarak klı̇şeleşmı̇ş rollerı̇ne dayalı ön yargıların, törelerı̇n, geleneklerı̇n ve dı̇ğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerı̇n sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değı̇ştı̇rı̇lmesı̇ne yardımcı olacak tedbı̇rlerı̇ alacaklardır. 

Madde 14-Eğitim 

1-Taraflar, yerine göre, tüm eğitim seviyelerinde resmi müfredata, kadın erkek eşitliği, toplumsal klı̇şelerden arındırılmış toplumsal cı̇nsı̇yet rollerı̇, (...) gibi konuların (...) dahil edilmesi için gerekli tedbirleri alacaklardır.”

İstanbul Sözleşmesi ile  ilgili sorunlar bundan ibaret değil. Onlarca sorun var. Ben sık sık GENDER ve BİREY’den söz ediyorum. Bunlar bu sözleşmede detay konular, ama hepsi de birbirinden önemli. Tehlikeli bir kavramsallaşma var ve müthiş bir imajinasyon yapılmış. Sözleşme de tercümesi de iyi çalışılmış. Metin tuzaklarla dolu.

Bu konu, hep bir bahane bulunuyor ve erteleniyor.

Konu bir komisyona havale edilmişti, komisyondan bir haber yok. Ankaradakilerde ciddi bir kafa karışıklığı var.. Bir de bu işin bu noktaya gelmesinde sorumluluğu olanlar paniklemiş durumda. Çünkü, bu işi bu noktaya getirenler suçluluk psikolojisi ile ne yapacaklarını bilmiyorlar. Ama şunun farkında yeni yeni varmaya başladılar: Bundan geri dönüş yok. Süre uzadıkça kriz derinleşiyor, öfke büyüyor ve bunun siyasi maliyetinin büyük olacağının da farkındalar. Peki bu durumda ne yapacaklar. Siyasi dengeler hassas. Ekonomik dengeler de öyle. Bu durumda batı ile yeni bir inatlaşma hariciyecilerin de işine gelmiyor.

Görünen o ki, bu durumda, ne geri adım atabiliyorlar, ne de ileri gidebiliyorlar.

1987’de “Kadının adını” konuşuyorduk da bugün “Kadın” mı kaldı ki, adını konuşacağız. Bu “Bireyler”in artık cinsiyeti de tartışmalı. “Gender” olarak tanımlanıyorlar. Hatta bunlar insan bile değil “Siborg”laştırılan biyonik robota dönüşecekler zaman içinde. “Trans humanizm” döneminde bildik insan da kalmıyor. Kadın da kalmayacak Erkek de bu gidişle. İnsanlığa karşı kurulan bir tuzakla karşı karşıyayız. Ankaradakiler ise, bu işin siyasi maliyeti ve kişisel hesaplar peşindeler.

Birileri bizi Covid ile oyalarken, “Yeni Normal” dönem için “Global Great Reset” hareketi için Şeytani bir plan adım adım hayata geçiriliyor.

Görelim Mevlam neyler? İnşallah milletçe Allah’ın ipine tutunur ve kurtuluruz, yoksa halimiz yaman! “Aman efendim aman, galiba ahir zaman!” 

Selâm ve dua ile.
Abdurrahman Dilipak

Bu haber 740 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum