Kaosa mı gidiyoruz?

Denizli'de bir hırsızlık çetesi…Birçok eve musallat olmuşlar. Seçilen evler manidar; neredeyse tamamında Suriyeli sığınmacılar kalıyor. Zor bela kurdukları evlerinden en değerli eşyaları çalınınca soluğu karakolda alıyorlar.

Kaosa mı gidiyoruz?

Denizli'de bir hırsızlık çetesi…Birçok eve musallat olmuşlar. Seçilen evler manidar; neredeyse tamamında Suriyeli sığınmacılar kalıyor. Zor bela kurdukları evlerinden en değerli eşyaları çalınınca soluğu karakolda alıyorlar.

Kaosa mı gidiyoruz?
21 Şubat 2020 - 11:18

Polis dertli, taleplere yetişemiyor.

Tariflerde çete üyelerinin kar maskeli ve silahlı oldukları belirtiliyor.

Aramalar sıklaştırılıyor. Silahın detayı da ortaya çıkıyor; pompalı tüfek!

Kar maskeli ve pompalı tüfekli soyguncular ellerini kollarını sallayarak Denizli'yi karıştırıyorlar.

Emniyet, mağdurlar ve görgü tanıklarıyla görüşüyor. Güvenlik kamerası ve mobese görüntülerini inceliyor.

Çete üyeleri isim isim belirleniyor ve kaldıkları adreslere eş zamanlı operasyon düzenleniyor.

Kar maskeli soyguncular; Abdulfeed A., Obeıd E., Abdurrezzak U. ve Yazan A., kıskıvrak yakalanıyor.

Yakalanan dört kişi de Suriyeli sığınmacı.

Mağdur ettikleri de yine Suriyeli sığınmacılar!

***

Bir başka hırsızlık olayı da geçtiğimiz günlerde İstanbul'da yaşandı.

Prof. Dr. Zeki Fındıkoğlu, eşiyle birlikte sabah aracına binmek istediği sırada hırsızla burun buruna geldi. Hemen aracın kapılarını kilitleyip polisi aradılar.

Hırsızın, Suriyeli sığınmacı olduğu anlaşıldı. Sözleri ise oldukça çarpıcıydı; "Ben Suriyeliyim bana dokunamazsınız."

Bu arada Fındıkoğlu, geçtiğimiz yıllarda Çengelköy'de aracıyla yayaların arasına dalmış, vatandaşları ezmişti. O olaydan sonra yine cip alması ve araç kullanmaya devam etmesi ayrıca dikkatimi çekti.

***

Milyonlarca insanın bir ülkeye alınmasıyla bu gibi olayların olmasından daha doğal bir şey yok.

Ancak sorun artık çeteleşme, mafyalaşma ve organize suç oluşturmaya başlamış olmaları.

Suriyeliler pompalı tüfeği nereden temin ettiler?

Hadi diyelim bir şekilde bunları temin ettiler. Peki onlarca kameraya rağmen evlere girip hırsızlık yapma cesaretini nasıl buluyorlar?

Bu insanlar hayatta kalabilmek için bize sığınmadılar mı?

Cezaevlerinde yer kalmadı ve birçoğunun sığınmacı kaydı yok.

Bu şartlarda ne mi oluyor?

Otobüslere bindirilip sınır dışı ediliyorlar.

Ertesi sabah Türkiye'ye yola çıkıp, sınırdan bir şekilde tekrar kaçak giriş yapıyorlar.

"Ben Suriyeliyim bana dokunamazsınız" diyebilme cesareti de buradan geliyor.

Özellikle kayıt dışı göç Türkiye'nin kanayan en büyük yarası.

***

Böyle bir tabloda yeni bir göç dalgası ile karşı karşıyayız.

Hükümetin Suriye politikalarında ciddi sorunlar olduğu mutlak.

Bu sorunların en büyüğü de Suriyeli sığınmacıları kabul ederek, Suriye'de bir değişim hayal etmek oldu.

Evdeki hesap çarşıya tabii ki uymayacaktı.

ABD ve Rusya gibi sömürü hesapları peşinde koşan devlerin arasında oyuncak olduk.

Ancak gelinen son durumda Türkiye'yi suçlamak mümkün değil.

Esad ve Rus ordusu, İdlib çatışmazlık bölgesine bomba yağdırıyor. Suçu da "Teröristleri temizlemediler" diyerek Türkiye'ye yüklüyorlar.

Haklı veya değiller. Bu ayrı bir tartışma.

Ama elimizde ciddi bir göç dalgasının verisi var.

Tıpkı ilk sığınmacı grubunu aldığımız günlerdeki gibi bir gelişmeyle karşı karşıyayız.

Bombardımandan kaçan insanların sayısı önce on binlerle, sonra yüz binlerle şimdi ise milyonlarla ifade ediliyor. Hepsi de Türkiye'ye sığınmak için sınırımızda bekliyorlar.

Bu kadar büyük bir göç hareketi nadir görülmüştür.

Türkiye, Suriye konusunda büyük hatalar yaptı, sığınmacılar konusunda çok daha büyük hatalar yaptı.

Ama yaşadığımız şartlar geçmiş ile hesaplaşmaktan ziyade günümüzü kurtarmaya odaklanmalı.

Çünkü eğer gereken önlemler alınmazsa Suriye nüfusunun büyük bir çoğunluğu Türkiye'ye gelmiş olacak.

Bu kadar büyük bir nüfusu Denizli ve İstanbul örneklerinde olduğu gibi ne polisimiz ne cezaevlerimiz ne vakıflar ne de devlet barındırabilir.

Kaos başlar!

 

Kaynak Yeniçağ: Kaosa mı gidiyoruz? - Batuhan ÇOLAK

Bu haber 306 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum