Köşe yazarları ne yazdı

Son günlerde terörün şehirlerde canlı bomba eylemleri gerçekleştirmesi ve bu konuda istihbarat zayıflıkları, Avrupa ile mülteci krizi hakkında devam eden pazarlıklar köşe yazarlarının gündemindeydi. İşte okuyucularımız için derlediğimiz basında öne çıkan yazarlar.

22 Mart 2016 - 10:17
Milliyet’ten Melih Aşık, AKP ve MHP arasındaki giderek artan ortaklığı yazdı.

Schengen yengen / Melih Aşık / Milliyet

"Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki akşam gençlere yaptığı konuşmada ilginç mesajlar verdi. Örneğin yeni anayasa konusunda dedi ki:

“Sadece iktidar partisi ile MHP el ele verse, 367’yi  bulamayabilirler o ayrı bir konu ama hiç olmazsa millete gitmenin yolu  açılabilir. Ben inanıyorum ki millete gitmenin yolu açılsa, millet böyle bir yeni  anayasaya ‘evet’ diyecektir.”

Bir süre önce MHP’nin yeni anayasa konusunda AKP’ye selektör yaptığı (farları yakıp söndürerek işaret verdiği) konuşuluyordu. Erdoğan’ın ifadesinden anlaşılıyor ki arada olgunlaşan bir ilişki var... 

 

***

 

Sözcü gazetesi yazarı Emin Çölaşan, ertelenen Galatasaray - Fenerbahçe derbisinde taraftarların terör saldırılarından dolayı atacakları sloganlardan dolayı maçın iptal edildiğini yazdı.

Sloganlardan korkup ertelediler / Emin Çölaşan / Sözcü

"Şimdi bir düşünün, haftalardır beklenen derbi maçı başlamak üzere. Stat tıklım tıklım dolacak…

Üstelik o sırada Türkiye’de hayat duracak, milyonlarca kişi maçı radyo ve televizyonlardan izliyor olacaktı…

Ve şimdi yine düşünün:

Terörü kınayan sloganlarla birlikte tribünlerde çok büyük olasılıkla ve haklı olarak “Hükümet istifa” sloganları atılacak ve bu slogan bütün Türkiye’de yankılanacaktı.

İşte, hükümeti korkutan bu idi.

Yani canlı veya cansız IŞİD-PKK terörü değil, atılacak sloganlar…

Duyumlar gelince önce seyircisiz oynatma kararı verdiler, sonra ise başka çareleri kalmadığı için maçı erteletmek zorunda kaldılar! 

Olayın içyüzü işte budur.

Topluma “Korkmayın” mesajı verenler korkmuştur."

 

***

 

Milliyet yazarı Sami Kohen, Avrupa'nın en büyük sorunu olan mülteci krizini çözmek için Türkiye ile girdiği pazarlığı kaleme aldı.

Anlaşmadan göçmenler hariç herkes memnun / Sami Kohen / Milliyet

"Her şeyden önce Yunanistan’a geçmeye devam eden kaçak göçmenlerin Türkiye’ye iadesi, hayatlarını riske atan bu insanların direnişi nedeniyle, büyük zorluklar ve yeni dramlar yaratacağa benziyor. Nitekim Yunanistan’a hafta sonu geçen Suriyeliler TV kameraları önünde “Bizi zorla Türkiye’ye geri gönderemezsiniz” diye bağırdılar...

Anlaşmadan memnun görünen Almanya ve Yunanistan şimdi bunun uygulanmasının hiç de kolay olmayacağını kabul ediyor.

Üstelik “bire bir” takası, hukuki ve insani yönleri açısından şimdiden çok eleştiriliyor. 

Garantisi yok

Anlaşmanın Türkiye’ye sağlayacağı AB ile ilgili avantajlara gelince, vize konusundaki mutabakat önemli bir gelişme, ama önce Türkiye’nin şart koşulan kriterleri mayıs ayına kadar Meclis kararıyla benimsemesi gerek. Bu da kolay değil, ayrıca bunun tam olarak uygulanacağı da garanti değil...

Üyelik müzakereleri için sadece Fransa’nın bloke ettiği bir faslın açılmasına karar verildi. Buna karşılık Kıbrıs Rus yönetimi 5 faslı bloke etmeyi sürdürüyor. AB’deki pazarlıklarda Anastasiadis dik durdu ve bu konuda geri adım atmadı. O da bu bakımdan anlaşmadan memnun..."

 

***

 

Sabah Gazetesi’nde Hıncal Uluç bugünkü köşesinde terör saldırılarının topluma getirdiği korkuyu ve ekonomik kaygıyı yazdı.

Alışmayın…Evde oturun.. e mi? / Hıncal Uluç / Sabah

"Kimsenin sokaklara çıkmadığı o pazar, İstanbul'da kaç bin eve, pazar gecesi on para girmedi biliyor musunuz?. Kıt kanaat geçinen, hafta sonları gelirleri üç beş kuruş artan on binlerce eve, on para girmedi.. Çocuklarını pazartesi sabahı okula harçlıksız gönderdibinlerce aile..

Terörün istediği bu değil mi?. 4 turist öldürmenin amacı ne?. Hem turizmi baltalamak, hem de milleti sokağa çıkma korkağı yaparak, iç ekonomiyi çökertmek değil mi?..

İstiklal Caddesi'nde patlayan bombanın amacına ulaştığını gördüm, pazar gecesi bomboş İstanbul sokaklarında turlarken..

Maça gitmeyeceğiz.. Tamam.. Sinema, tiyatroya gitmeyeceğiz. Tamam.. AVM'lere gitmeyeceğiz tamam.. Peki Boğaziçi Üniversitesi'ne, Koç, Sabancı, öteki onlarca üniversite, binlerce orta okul, ilkokula gitmeyecek miyiz?. Ya da işe?. İş ve okul servislerine binmeyecek miyiz?. Kalabalık hiçbir yere gitmeyeceğiz, kitlesel bir Agorafobi/ Kalabalık yer korkusu'na tutulacağız öyle mi?.

Korkup, teslim olacağız teröre ha?...

O canlı bombayı İstiklal Caddesi'ne gönderenler, pazar akşamı bomboş İstanbul'u ne keyifle izlemişlerdir kim bilir, "Başardık, işte bu" diyerek..."

 

***

 

Sözcü gazetesi yazarı Mehmet Türker, terör saldırılarındaki istihbaratın yetersiz kaldığını ve MİT müsteşarı Hakan Fidan'ın artık siyasi bir kimliğinin olduğuna dikkat çekti. 

Sizin istihbaratınız çalışmıyor mu?.. / Mehmet Türker / Sözcü



"MİT çalışmıyor mu?”

Teşkilat elbette çalışıyordur ama artık üzerinde siyasetin gölgesi var!..

MİT’in başındaki kişi siyasetçidir, iktidar partisinin mensubudur!..

Bu durum şimdiye kadar MİT tarihinde görülmemiştir…

Mevcut iktidara yakın olanlar belki gelmiştir ama aleni olarak kayıtlı kuyutlu bir siyasi parti mensubu MİT’e başkanlık yapmamıştır!..

Oysa bugünkü MİT Müsteşarı 7 Haziran öncesi kurumdan istifa etmiş, AKP’ye kaydını yaptırmış, parasını yatırıp milletvekili adayı olmuştur…

Resmen AKP’lidir!..

Yani, MİT’in başında siyasi bir kişilik oturmaktadır!..



Ve o kadar ki, Recep Tayyip’in bir sözüyle de adaylığını çekmek zorunda kalacak kadar bağlı olduğunu göstermiştir…

Bu duruma Başbakan bile sesini çıkaramamış, Hakan Fidan adaylığını iptal etmiş, kararnamesi derhal imzalanarak MİT’e dönmüştür…

Böyle bir olay, devlet idaresinin çocuk oyuncağına dönüştürülmesi cumhuriyet tarihinde görülmedi…

Üstelik göstere göstere…”

 

***

 

Ahmet Davutoğlu’nun eski başdanışmanı Karar Gazetesi köşe yazarı Etyen Mahçupyan köşe yazısında Başbakanlık sistemiyle ilgili bir anket paylaştı. Anket sonuçlarını yorumlayan Mahçupyan Başkanlık konusunda AKP’nin kendi tabanını bile ikna edemediğini yazdı.



Başkanlığa Kamuoyu ne diyor / Etyen Mahçupyan / Karar

"The Black Sea Trust for Regional Cooperation adlı kuruluşun 1 Şubat 2016 tarihinde gerçekleştirdiği ‘Türkiye’de kutuplaşmanın boyutları araştırması’ bu konuda veriler sunuyor. Buna göre başkanlık için tam destek yüzde 17, biraz destek 18. ‘Pek desteklemem’ diyenlerin oranı yüzde 13, ‘hiç desteklemem’ diyenler de yüzde 32. Toplumun yüzde 20’si ise bu konuda fikir beyan etmemiş.

Her şeyden önce ‘hiç desteklemem’ ile ‘tam destek’ arasındaki neredeyse iki misli oran AKP için uyarıcı olmalı. Başkanlık sistemini içeren bir anayasa referandumunda varılabilecek en yüksek oyun yüzde 65 civarında olduğunu hatırlattığı için. Toplamda destekleyenler ile karşı çıkanlar arasındaki 35’e 45 dağılım da avantajlı bir noktadan başlanmadığını ve ‘milletin’ heyecanla başkanlık sistemini beklemekte olmadığını söylüyor. Ancak fikir beyan etmeyen yüzde 20’lik bölüm geçmişteki bazı saha çalışmalarına oranla daha yüksek. Belki de iki seçim arasındaki kaotik ortam güçlü yürütme ihtiyacını ortaya çıkardı ve bu da başkanlık sisteminin daha gerçekçi olabileceği hakkında bir eğilim üretti.



Eğer bu gözlemde gerçeklik payı varsa, o zaman bu eğilimin niçin başkanlığa ‘evet’ şekline dönüşmeyip ‘kararsız’ blokta kaldığının da sorgulanması gerekir. İnsanların bu zihinsel değişimi adım adım yapmasının normal olduğu söylenebilir. Ancak geçmiş araştırmalarda ‘kararsız’ olanların da muhtemelen hala aynı noktada kalmış olduklarını akılda tutalım. Diğer bir deyişle birçok kişi başkanlık sistemini daha gerçekçi bulsa bile hala başkanlığa ‘evet’ deme noktasında değil. Buna şu tespiti de ekleyelim: Tam destek verenlerin sadece yüzde 17 olması, AK Parti’nin bizzat kendi çekirdek tabanında bile ancak yarı yarıya ikna edici olabildiğini gösteriyor."

 

***

 

Cumhuriyet’ten Erol Manisalı, Barzani Türkiye ilişkilerini ve Suriye’deki YPG ilerleyişini AKP’nin dış politika hamleleriyle nasıl ilerlediğini yazdı.

Suriye’nin Faturası Türkiye’ye yıkıldı / Erol Manisalı / Cumhuriyet



"Geçen hafta gerçekleşen üç olay ile Suriye’nin faturası Türkiye’ye yıkıldı: 

1) Kuzey Suriye’de Türkiye sınırı boyunca, Kürtler bağımsızlıklarının ilk adımını, aynen Kuzey Irak’ta olduğu gibi attılar, federasyon ilan edildi. 

2) 18 Mart’ta Brüksel’de AB ile yapılan ön anlaşma ile, Suriye’nin parçalanmasının yarattığı göçmen ve kaçak faturası tamamen Türkiye’nin üzerine yıkıldı. 

3) Ve son Beyoğlu faciası. 

Önce Kürdistan meselesine bakalım; Suriye iç savaşı, Kürdistan’ın Suriye ayağını kurmak ve onu Akdeniz’e bağlamak için çıkartıldı: 

- YPG (ve PYD) ABD ve AB’den açık destek aldı; silah, eğitim, para ve diplomatik destek geldi. Sonunda, uçağı Ankara tarafından düşürülen Rusya da YPG’ye ve Suriye Kürdistanı’na destek vermeye başladı. 

- PKK ve YPG ortak çalışarak Güneydoğu sınırlarımız ve YPG arasında tam bir işbirliğine gittiler. YPG’yi destekleyen ülkeler onun aracılığı ile PKK’ye katkı sağladılar, Güneydoğu Türkiye altüst oldu, savaş alanına döndü. 

- Barzani yönetimi Türkiye’den geçerek YPG’nin Kobani ve çevresinde egemen olması için askeri yardım yaptı. 

- İncirlik’ten kalkan ABD ve Avrupa uçakları YPG’ye her türlü katkıyı sağladılar. 

- IŞİD’e karşı ABD ve Rusya askeri girişimleri YPG’nin egemenlik alanını fiilen genişletti. 

Bugün bir yandan Barzani Kuzey Irak’ta bağımsızlık açıklamaları yaparken Suriye’de de askeri ve siyasi örgütler federasyon adı altında bağımsızlıklarını ilan ettiler. Yeni Kürt bölgesinin göbeğinde de ABD askeri tesisleri yer alıyor, yani güvence altında."

 

***

 

Vatan Gazetesi’nden Reha Muhtar, Ankara ve İstanbul saldırılarıyla verilmek istenen mesajları yazdı.



Olaylar göründüklerinden çok daha derin anlamlar içerir / Reha Muhtar/ Vatan



"Cumartesi günü İstiklal Caddesi’nde patlayan “IŞİD’li canlı bomba”, ilk bakışta terörün “PKK’dan sonra IŞİD’e de sıçrayarak; Türkiye’yi baştan aşağı kana bulama operasyonu” olarak görülüyor...

 

Ben ise öyle görmüyorum...

 

Derin ve çok tehlikeli hesaplaşmalar yaşanıyor gibi duruyor olaylar...

 

Bu kadar derin ve kanlı hesaplaşma, “terör örgütlerinin isimleri ve militanları üzerinden yapılsa da, hesaplaşmanın doğal sonucu bir süre sonra sükunet”in egemen olması kaçınılmaz görünüyor...

 

Rahmetli Ufuk Güldemir; “manşetlere değil, manşetlerin esasen ne söylemek istediğine bakmak lazım gerekir” derdi...

 

Ben de böyle düşünüyorum...

 

“Eylemlere değil, eylemlerin ne söylemek istediğine” odaklanıyorum...

 

PKK’nın Nevruz öncesi; Ankara’yı kana bulaması, masum çocukları, anne babaları hedef alması ile hemen sonrasında IŞİD’li canlı bombanın, günahsız turist kafilesini hedefe oturtması, masum turistlerin yanıbaşında bomba patlamasının altında yatan “okumaları” iyice gözden geçiriyorum...

 

Rahmetli Ufuk’un dediği gibi; “olaylara değil, olayların ne söylemek istediğini” anlamaya çalışıyorum..."

YORUMLAR

  • 0 Yorum