Lozan karşıtlığı bir hezimettir

Yenikapı ruhu diye bir 'ruh' tesis etmişsiniz. 15 Temmuz darbe denemesinde meydana gelen travmayı ve darbeye karşı oluşan toplumsal infiali, toplumsal kenetlenmeye çevirmek için bütün siyasi partileri Yenikapı’ya çağırmışsınız.

Lozan karşıtlığı bir hezimettir
06 Ekim 2016 - 10:10
 Onlar da ülkenin içinde bulunduğu kaotik durumun giderilmesine katkı sağlamak için Yenikapı’ya koşmuşlar.

Ellerine bayrak alıp, sallamışlar. Darbeye karşı olduklarını haykırmışlar. Devletin ve milletin birliğine sahip çıkmak için, AKP’li olmamalarına rağmen Yenikapı ruhu hatırına o meydana koşanların çoğunu birleştiren bir başka ruh vardı aslında:

Lozan ruhu.

Millet, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu olan ve bu topraklarda on binlerce şehit vererek kurduğumuz son Türk devletine sahip çıkmak için Yenikapı’ya koşarken, aslında Lozan ruhuna sahip çıkmak gayesinde idi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, adeta “Ben ne yapayım da, Yenikapı ruhu diye tesis edilen birlik ruhunu darmadağın edeyim” diye düşünmüşçesine milletin en hassas merkezinden, Lozan’dan vurdu.

Saray’da muhtarlara yaptığı konuşmada Lozan’a verdi veriştirdi: “Birileri bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Karşımızdaki adaları Lozan’da verdik. O masaya oturanlar, o anlaşmanın hakkını veremediler.”

Ve bu açıklama üzerine Yenikapı ruhu darmadağın oldu, muhalefet Erdoğan’a serte tepkilerde bulundu, halk şaşkınlık içinde bu 'iki farklı Cumhurbaşkanı'nın şifrelerini çözmeye çalıştı.

İki farklı Cumhurbaşkanı var karşımızda, çünkü iki ay önce Lozan’ın yıldönümünde, 24 Temmuz’da, Erdoğan şunları söylemişti: “Bu anlaşma yeni kurulan devletimizin tapusu niteliğindedir. Bu düşüncelerle, Lozan Barış Antlaşması'nın 93. yıldönümünde, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere, anlaşmanın mimarı olan tüm devlet adamlarımızı rahmetle anıyorum.”

İki ay önce Lozan’ı imzalayanları alkışlayan, takdir eden, onlara rahmet dileyen hatta Lozan’ın zafer olduğunu ilan eden Erdoğan bugün neden “Lozan’ı bize zafer diye yutturdular” diyor?

İki ay önce bize “Lozan’ı zafer diye yutturanlar” arasında olan Erdoğan, bugün neden “Lozan’ın zafer olmadığına” söyleyenlerin safına geçti?

Biz çok iyi biliyoruz ki, hükümetin de, Erdoğan’ın da gerçek çizgisi “Lozan’ın zafer olmadığını” söyleyen çizgidir. Bu çizgiden konjonktürel olarak meydana gelen sapmaları dikkate almamak lazım diye düşünüyorum.

Bir sürü uydurma belge ile Lozan’ın hezimet olduğunu yazan ve hukuk fakültesini zor bitirmiş ama tarihçi geçinen Kadir Mısıroğlu’ndan beslenen bir neslin, kendileri gibi o kaynaklardan beslenen tabana “merak etmeyin ben değişmedim” mesajı vermesi çok da anormal değil.

Anormal olan, istediği her türlü arşiv bilgisine ve belgeye anında sahip olma makamında olanların, neden Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Servisinde yatmış ve 'deli raporu' alan birinin kitapları yerine daha 'akıllı ve kapsamlı çalışmalar yapanlara' itimat etmedikleri.

Lozan’ı daha sağlıklı değerlendirmeyi neden denemiyorlar?

Plağı geri sardığımız zaman, Atatürk’ün milli bir ordu kurup İstiklal Harbini vermeye henüz başlamadığı tarihe döndüğümüz zaman, İstanbul’un ve Anadolu’nun önemli bir kesiminin işgal altında olduğunu görüyoruz.

Peki, Lozan’ı karşı gelenler ve onların padişahı nasıl bir ülke istiyorlardı?

Karadeniz Ordusu Başkomutanı General Milne’nin 18 Aralık 1918 tarihli raporunda şöyle yazar: “Padişah, Sami Bey’i ordu karargâhına göndererek Türkiye’nin idaresinin mümkün olduğu kadar çabuk ele alınması için İngiliz hükümetinden istirhamda bulunur. Bu konuda Britanya memurlarının kontrol maksadıyla ülkenin her tarafına gönderilmesini ister.” (Turgut Özakman, 2009, Vahidettin, M.Kemal ve Milli Mücadele, Bilgi Yayınevi, sf.387)

Aynı kaynaktan, Lozan olmasaydı Halifenin nasıl bir ülke istediklerine dair bir belge daha aktaralım:

“İstanbul Yüksek Komiser Yardımcısı Amiral Webb’in 30 Aralık 1918 tarihli raporu: 'Hariciye Nazırı M.Reşit Paşa, ‘kendim, kabinedeki arkadaşlarım, SULTAN ve geniş bir halk kitlesi adına katiyet ve ciddiyetle temin ederim ki umumun arzusu İngilizler tarafından idare edilmekliğimizdir’ diye beyan etmiştir.” (Özakman, sf. 387)

Yani Lozan olmasaydı, padişah, başbakan, nazırlar, işgalcileri destekleyen güruh “açıkça İngiliz yönetimine” girecekti.

Lozan’a hezimet demek aslında “İngiliz boyunduruğuna girmeyi isteyenlerin düşüncesine zafer demek olmuyor mu?”

Kadir Mısıroğlu’nın “Lozan Zafer mi Hezimet mi”  kitabı da aslında bu düşünceye hizmet etmiyor mu?

Ve Erdoğan, gerçekten bir Yenikapı ruhu tesis etmek istiyorsa, “Lozan’ı imzalayanları rahmetle anıyorum” dediği çizgiyi samimiyetle muhafaza etmesi gerekmiyor mu?

YORUMLAR

  • 0 Yorum