"Manken gibi kız" anlayışı değişiyor mu?

İkonoklast tasarımcılar, yarattıkları sıra dışı konseptlerlere paralel olarak stereotip mankenlik anlayışında da devrim yaratıyor. Artık sokaktaki herkes bir gün podyuma çıkabilir

"Manken gibi kız" anlayışı değişiyor mu?
07 Mart 2021 - 10:46

Z kuşağının yarattığı dünya görüşü, lüks markaların yönetici koltuklarına oturtulan yeni kuşak tasarımcıların merceğine girerek geleneksel moda kodlarının alt üst olmasına neden oluyor.

Bu değişimi, dünyayı etkisi altına alan Covid-19'un yarattığı sonuçlara bağlamak mümkün ancak 2018 yılında başlayan hoşnutsuzlukların pandemi ile hızlandırılmış olduğu kanaatindeyim.

Geleneksel moda haftalarının ve defilelerin iptal edilmesi ile yeni bir sayfa açmak zorunda kalan lüks dünyasının kurmayları, dijital ortamda gerçekleştirmeye başladıkları tanıtım spotları için çağdaş sinema yapımcıları ve yönetmenlerle iş birliğine gitmeye başladılar.

Bu yeni rota, yeni kuşak tasarımcıların hayal ettikleri değişimi, daha hızlı bir şekilde ifade etme olanağını yaratmış oldu.

Ünlü İtalyan markası Gucci'de uzun yıllar asistan olarak çalıştıktan sonra 2015 yılında Kreatif Direktör koltuğuna oturtulan Alessandro Michéle ve Balenciaga markasının yeni gücü Demna Gvasalia, geleceği işaret eden iki tasarımcı olarak gündemdeler.

Mütevazı şahsiyeti ve özgürlükçü hayat felsefesi ile ilgi çeken Gürcistan kökenli Gvasalia, yarattığı "Vetements" markası ile basının ilgisini çektikten sonra tröstlerin oltasına takıldı.

LWMH grubu tarafından, Fransa'nın en köklü markalarından olan Balenciaga'nın tasarımcı koltuğuna oturtuldu.

Günümüzün moda trendlerine yön veren en etkili tasarımcılarından biri olarak kabul edilen Gvasalia, alışılagelmiş gelenekleri yıkarak, Paris'in moda kurallarını değiştirmeyi başardı.

"Sokaktaki insan da zarif görünmek ister" sözleri ile lüksün sadece ayrıcalıklı bir kitlenin tekelinde kalmaması gerektiği tezi ile kendi "Parisli Kadın" imajını yarattı.

Moda arenasındaki değişim rüzgârları, geleneksel "manken" anlayışını da ters-düz etmeye başladı. Tanımış manken ajansları bile bu değişime ayak uydurmak amacı ile kolları sıvamış durumda.

GucciFest'in ABD'li film yapımcısı Gus Van Sant imzalı son tanıtım filmi bir hayli ilginç.

Kurguda, erkek ve kadın koleksiyon ürünleri değişik morfolojideki şahsiyetler tarafından tanıtılıyor. Ünlü sanat eleştirmeni Achille Busto Oliva, pijamadan esinlenilmiş bir takımla, Roma'da her gittiğimde uğramayı ihmal etmediğim Antica Libreria Cascianelli kitabevinin sahibi Valentina La Racca ise emprime elbisesi ve mücevher görüntülü bir güneş gözlüğü ile geçmiş kameraların karşısına.

Balenciaga'nın son 'catwalk'u ise yine benzer sıra dışı bir konseptle ilgi çekiyor. Profesyonel hiçbir mankenin yer almadığı dijital gösteride, gri saçları ile göz dolduran mimar Neda Brody başta olmak üzere değişik yaş ve mesleklerden insanlara rol verilmiş.

Z kuşağının dile getirdiği 'body pozitivizm" beklentisine bir zeytin dalı da Amerikan Vogue dergisinden geldi. Dergi, Ocak ayı sayısının kapağına büyük beden mankeni Paloma Elsesser'i taşıyarak, geleneksel güzellik ve estetik anlayışının değişimine onay vermiş oldu.

2000'li yıllarda "Kilolu kadın bizim müşterimiz olamaz" diyerek Arap Prensesleri gücendiren Karl Lagerfeld'in ölümünden sonra yerine geçen Virgine Viard maestroluğundaki Chanel, son defilesinde 46 beden bir mankeni (Jill Kortleve) podyumuna çıkararak yeni trende ayak uydurmuş oldu.


Jill Kortleve

Günlerce yemeden içmeden kesilip iş bulmak için Paris'in ünlü manken ajanslarının kapısında nöbet tutan Slav güzeller ve spor salonlarında kaslanıp yollara düşen genç erkek modeller şimdilik "out".

"'Herkes manken olabilir" esintilerine ayak uydurmaya çalışan ajanslar ise dünyanın dört bir tarafında "ilginç tipli "model adayları aramaya başladı.

Balenciaga koleksiyonunda ilgi çeken bir diğer sıra dışı silüet ise mükemmel yüz hatları ve andogyne fiziğe ile boy gösteren bir transgene oldu.

Moda dünyasında, yıllardan beri işlenen estetik algısı ile oluşturulan "hayal dünyası', 'yeni jenerasyon tasarımcılar sayesinde gerçek dünyaya kaymaya başladı.

"Sanat ve modanın Başkenti Paris " ise eskiden olduğu bugün de, yaşanmakta olan entelektüel değişimlere kucak açarak lakabına layık olduğunu kanıtlamaya devam ediyor.

Dün Coco Chanel'i, Yves Saint Laurent'ı bağrına basan Paris, bugün Gürcistanlı Demna Gvasalia'nın fikirlerine saygı ile yaklaşıyor.

Mutlu pazarlar.
 

T24 Haftalık Yazarı

Alex Akimoğlu

alexakimoglu@gmail.com



YORUMLAR

  • 0 Yorum