Maske çalan Batı mı para verecek!

Herkesi bir korona korkusu sarmış. İnsanlar, ya ellerindeki telefondan veya ekranlardan sürekli "ölüm" veya artan vaka sayılarını dinliyorlar. Ölüm adeta herkesin ensesinde dolaşıyor. Özellikle evde yalnız kalan yaşlılar, daha da yalnızlaştılar.

Maske çalan Batı mı para verecek!

Herkesi bir korona korkusu sarmış. İnsanlar, ya ellerindeki telefondan veya ekranlardan sürekli "ölüm" veya artan vaka sayılarını dinliyorlar. Ölüm adeta herkesin ensesinde dolaşıyor. Özellikle evde yalnız kalan yaşlılar, daha da yalnızlaştılar.

Maske çalan Batı mı para verecek!
06 Nisan 2020 - 16:06

Ekranlarda sık sık ifade edilen, "virüs yaşlıları götürecek" sözleri, onları daha da perişan ediyor. Annemi, babamı aradım, "oğlum herkes iyi mi!" diyor. Özellikle babam, sanki ahiretin kapısında son dakika benimle konuşuyor!

O kadar korkmuş, etkilenmiş!

Bu ruh hali, zaten ölmezse, delirtir adamı!

"Baba korkmayın, Korona filan hep yalan komplo" dedim, adam nasıl rahatladı. "İyi de oğlum, kimse senin dediğini demiyor, televizyonları dinlemiyor musun!" deyince de, "baba korona diye bir film çevriliyor, sen izleme" dedim.

Babama ne diyebilirim!

Bir de, "devletin aldığı tedbirlere uy, dışarı çıkma, havalar ısınınca geleceğim senle pikniğe gideceğiz" dedim. Eğer etrafa inanç aşılamazsak, korku ve panik insanları öldürecek. Korona belirtisi olan dostlarım beni arıyorlar, "korona yok" diyorum acayip rahatlıyorlar.

Ben de iki haftadır, nefes darlığı var. Arada öksürüğüm de var, "korona oldum" diye aklıma gelmiyor çünkü ben inanmıyorum "korona"ya.

Suç değil ya!

Adam Allah'a inanmıyor, ben de koronaya!..

"Korona" diye bir tezgâha inanıyorum. Küresel tezgâha... Ölen insanların hiç birinin koronadan ölmediğine inanıyorum. İstedikleri kadar rakam versinler. Hükümetin aldığı tedbirler doğrudur.

Bunlara lafım yok.

Fakat gıda gibi ihtiyacımız olan bir başka şey, psikolojik destektir. Tehlikeli olan korona değil, oluşan korku ve panik. Ekonomik çöküş... Kapıda bizi bekleyen kıtlık. Ellerinde insanların cep telefonları, buzdolabını dahi çekiyorlar.

Dolap boş.

Tencere kaynamıyor.

Sokağa çıkmak yasak.

Kapıda görünen, 20 yaş altı veya 60 üstüne, anında 400 lira ceza...  İyi bir gelir kapısı oldu!

Sanki "evde kal" süreci, "evde öl" sürecine doğru gidiyor.

Neyse!

Daha fazla bir şey demeyeyim "korona" gelir!

Yaslanın arkanıza, size bir hikaye anlatayım:

İkinci Dünya Savaşında Almanya, İngiltere'ye ait bir savaş uçağını düşürür. Pilotlar, fırlatma koltuğu ile atlar kurtulur ama esir düşerler. O zaman, esir düşenler genelde kurşuna dizilirlermiş. Almanlar deneyci bir toplum.

Bu iki pilota, iki ölüm şekli teklif ederler. Bir deney yaptıklarını, "bunun için kurşuna mı dizilip ölmek istersiniz, yoksa zehir mi içip ölmek istersiniz!" diye sorarlar. Pilotun biri yüzbaşı değeri teğmen...

"Kurşuna dizilince, bedenleriniz bozulacak ama zehir meyve suyuyla ikram edilecek, sizin için daha kolay" diye, biraz da yönlendirirler. Yüzbaşı olan, zehri tercih eder. Teğmen ise "önce komutanım ölsün,  ben sonra karar vereceğim" der.

Tercihler kabul edilir.

Artık bir iki gün zaman geçer, neyse idam zamanı gelir. Deney için şartlar ve ortam hazırlanır, esirler getirilir. Yüzbaşının önüne zehirli portakal suyu konur. Teğmen de yanına oturur. Deney uzmanları ve askeri yetkililer orada...

Yüzbaşı meyve suyunu alır ve diker kafaya... İçtikten sonra, etrafına bakınır ve titremeye başlar, ardından ağzından, burnundan kan gelir ve sandalyeye yığılır. Doktor kontrol eder ve öldüğünü söyler.

Not alınır, 48 saniyede öldüğü, burnundan ve ağzından kan geldiği, sağ tarafa yığıldığı, filan yazılır.

Teğmen, gözü önünde komutanının öldüğünü izledi. Çaresizce, kendisinin de zehirlenerek öldürülmesini istedi. Talep kabul edilir masaya ikinci bir portakal suyu konur. Vakit geldi denir ve teğmene içmesi söylenir.

Teğmen de kafaya diker, ardından titremeye başlar, ağzından ve burnundan kan gelir, aynı şekilde sağ tarafa yığılıp, tam 48'inci saniyede ölür. İki ölüm, tıpatıp birbirinin aynı... Hareketler aynı, süreler aynı...

Ne var bunda diyeceksiniz!

Sıkı durun:

Teğmenin portakal suyunda zehir yok!

Yüzbaşı zehri içerken gösterdiği davranış ve ölüm, ölüme şartlanmış teğmende, zehir olmadığı halde aynı sonuca götürdü.

Ne dersiniz, dünya bir deneye tabi tutuluyor olamaz mı?

Aynı şeyleri izlemekten, dinlemekten, herkes "koronadan" ölür bu gidişle!

Konuya girmeyi bile unuttuk bugün!

Ülkeler, vatandaşına para dağıtırken, Türkiye'de siyaset vatandaştan alacağı bağış üzerine kavga ediyor. İktidar, ben para toplayacağım diyor, belediyeler üzerinden muhalefet ben toplayacağım diyor.

Yani ne iktidar, ne muhalefet, "para vereceğim" diyemiyor. Korona bile yokken, 2002'den beri bu ülkede bir tek siyasetçi, "vatandaşa para vereceğim" dedi. "Vatandaşlık Maaşı"ndan tutun da, "çocuk maaşı", "ev hanımı maaşı"na kadar...

"Para vereceğim" diyeni seçmeyen halkımız, kendinden para isteyeni seçti. Şimdi dünya para veriyor vatandaşına, Türkiye para istiyor.

Bela olarak korona bile az gelir!

Türkiye'nin kaynaklarını göstererek, bu kaynaklara karşılık para basacağını söyleyen Baş Hoca'ya "enflasyon olur" diyenler, şimdi karşılıksız para basmaktan söz ediyorlar. Ve ne hikmetse kimsenin aklına "enflasyon" gelmiyor.

Bunlara hain denmezse gafil denir!

Türkiye'nin anahtarı, daha gecikmeden, ehline teslim edilmeli!

Güvendiğiniz Batı, bir birinin maskesini çalıyor. Size para verecek durumda değiller!

Almanya'nın maskesini, ABD çaldı. Fransa, İtalya ve İspanya'ya gönderilen maskeleri çaldı.

Maske çalan Batı mı size para verecek!

Ha, verir ama ülkenizi alır, halen bunu görmediyseniz, koronadan ölmezseniz açlıktan ölürsünüz.

Şimdi, 2002'den beri "Ne AB, Ne ABD, Bağımsız Türkiye" diyen, Baş Türk etrafında, bir bilek bir yürek olma zamanı...


Yusuf Karaca
yusufkaraca @ yenimesaj.com.

Bu haber 416 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum