Ortaylı "Bizi kolay günlerin beklediğine emin değilim"

Tarihçi Prof.Dr. İlber Ortaylı, Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılmasını yorumladı.

Ortaylı "Bizi kolay günlerin beklediğine emin değilim"

Tarihçi Prof.Dr. İlber Ortaylı, Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılmasını yorumladı.

Ortaylı
26 Temmuz 2020 - 10:39

Hürriyet yazarı tarihçi İlber Ortaylı, Ayasofya'nın yeniden cami olarak ibadete açılmasını değerlendirerek, Ayasofya'daki ziyaretlerde dikkat edilmesi gereken hususları anlattı.

Ayasofya'nın Avrupa'daki yankısından da bahseden Ortaylı, Papa'nın açıklamasıyla ilgili, "Papa’nın Ayasofya üzerine verdiği demeci ince irfanı yansıtmıyor. Niçin “büyük acı duyuyor”? Acaba 1204’ü mü kastediyor? Hayır. O incinme lafının arkasındaki vaziyet alışları tahmin edemezsiniz, kitlelerin yönlendirilmesi itibarıyla bizi kolay günlerin beklediğine emin değilim." ifadelerini kullandı. 

İlber Ortaylı, Ayasofya'ya kontenjanla girilmesi gerektiğini vurguladı. 

İşte İlber Ortaylı'nın bugünkü "Ayasofya" başlıklı yazısı:

Ayasofya bir klasik Roma mimarlık ve mühendislik eseridir. Mimarları Trallesli (Aydın) Anthemius ve Miletoslu (Milet) İsidoros, Roma mimarisindeki geniş kubbelerin silindir dayanağı yerine burada kemerlere ve sütunlara dayandırma gibi zor bir iş başarmıştır. Unutmayalım ki Fatih Sultan Mehmed’ten beri Ayasofya’nın koruyucusu biziz.

Türkiye’de bazı insanların aslında kurnazlık sandıkları onulmaz bir açıkları vardır. Batı dünyasının gerçekten bir toleransa ve hoşgörüye doğru gittiğine herkesten fazla inanırlar ve bundan istifade ettiklerini düşünürler. Çünkü Avrupa’ya gelip gidenleri veya bir parça bulunanları her ne kadar Batı’nın bazı yönlerine dil uzatsalar da bir hayranlığa çok çabuk kapılırlar. Az okumuş bilmiş insanların bu genel bir vasfıdır, “ayran budalası” diye ifade edilir.

PAPA’NIN AYASOFYA DEMECİ

Batı Hıristiyanlığı, üç nesildir çocuğunu vaftiz ettirmese bile Hıristiyan kültürüne mensup münevverlere sahiptir. Solcu, ateist kültür yanında Yahudi aydınların beslediği bir kültürel dünya da vardır ve Germen-Fransız dünyasındaki bu zümre bütün katkılarına rağmen Hıristiyanların düşmanlığına da maruz kalmıştır. Sonu İkinci Dünya Savaşı’ndaki korkunç Holokost’la geldi. Batı’da insanlar Katoliktirler, başka mezhepten olanlar da vardır, gerçekten mutaassıp Protestanlar vardır. Ortodoks dünyası, Ortodoks rahiplerle geçinemese de, kiliselere pek uğramasa da Ortodoks’tur.

Papa’nın Ayasofya üzerine verdiği demeci ince irfanı yansıtmıyor. Niçin “büyük acı duyuyor”? Acaba 1204’ü mü kastediyor? Hayır. O incinme lafının arkasındaki vaziyet alışları tahmin edemezsiniz, kitlelerin yönlendirilmesi itibarıyla bizi kolay günlerin beklediğine emin değilim. Mesele bu kadar açık, şimdi sadede gelelim.

MİMAR SİNAN DESTEĞİ

Ayasofya bir klasik Roma mimarlık ve mühendislik eseridir. Yapan adamların kültürü Batı Anadolu’dan yani Hıristiyanlığı ilk kabul eden yerlerdendir ama aslında Roma İmparatorluk kültürü ve Helenizmi sahiplenmiş bir bölgedir. Mimarları Trallesli (Aydın) Anthemius ve Miletoslu (Milet) İsidoros, eskiçağ fennini ve matematikçilerini çok iyi tanırlardı. Başta Arşimed’inki olmak üzere İskenderiye Kitaplığı’ndan kaybolan birçok metni Anthemius derleyip zikretmiştir. Bu bakımdan Roma mimarisindeki geniş kubbelerin silindir dayanağı yerine burada kemerlere ve sütunlara dayandırma gibi zor bir iş başarılmıştır. Yapıldıktan birkaç yıl sonra bina yıkıldı ve tekrar yapılabildi. Ama asıl büyük son restorasyon ve destek Mimar Sinan’ındır. Bir daha da bütün Bizans ve Hıristiyanlık döneminde ne Doğu Roma İmparatorluğu’nda ne Avrupa’da, ne de Asya’da böyle bir eser yapılamadı. Iustanius zamanında ayağa kalkan Ayasofya gibi bir eser 7 yılda bitmişken bugünkü katedrallerin bile inşasının yüzlerce yıl devam ettiği biliniyor. Brunelleschi’ye kadar dünya Ayasofya’yı geçen bir eser tanımadı. Brunelleschi’nin mimarlığını yaptığı Floransa Katedrali’nin estetiği de Ayasofya ile karşılaştırılamaz.

37 yıl sonra bu muhteşem eserin yapılışının 15. asrı biz Türklerin sahip olduğu memlekette kutlanacak. İslam dünyasının yani Mimar Sinan’ın büyük eserlerinden Süleymaniye Camii’nin 2057’de ve Selimiye Camii’nin 2074’te 500. yılı geliyor. Bir de İstanbul siluetinin üçüncü parçası olan Sultanahmet Camii var. Maalesef onun için lüzumsuz kavgalardan dolayı 2017’de 400. yılında gereken ihtiramı, anmayı yapamadık.

YILDA 3.5 MİLYON KİŞİ GİRİYOR

Ayasofya’nın 15. asrı diğer 15 asırlık abidelerin yıldönümüne benzemiyor. Bu kadar yıl ayakta kalan bir mabet yok. Çoğu harabe halinde veya boş. Hacimleri de Ayasofya ile mukayese edilemez. Ses denen kuvvetin ne olduğunu henüz tanımıyoruz. Bu mabedin içine yılda 3.5 milyon insan giriyor. Binanın yaşaması için gerekli atık suların, nemin temizlenmesini sağlayan altyapı tünelleri ve kanalların ise haritası yok. Buna başlayan İTÜ’lü bir grubun çalışmaları sekteye uğradı. Onlar çalışırken Ayasofya’ya bir de diğer köşeden iki şarlatan girdi. Güya falanca aziz kalıntılarını bulacaklarmış.

ÇALIŞMALAR DEVAM ETMELİ

Ciddi olarak İTÜ’den Dr. Çiğdem Özkan Aygün başkanlığındaki grubun çalışmasını devam etmesi lazım. Bu bir yeraltı sistemidir. Eski çağlardan beri bilinir, yeni çağlarda da bunu çok iyi bilen Mimar Sinan’dır. Bu sistem Süleymaniye’de görülebilir. Bizim Topkapı Sarayı’nda da tatbik edilmiştir. Nitekim İTÜ grubu bir gün Topkapı Sarayı’ndaki bir sarnıç deliğinden girdiklerinde Ayasofya’dan çıkıverdiler. Ayasofya’dan dehlizlere giren bir dalgıç kızımız Topkapı Sarayı’nda haremdeki bir heladan çıktı.

NELER YAPMALI? 

Caminin öyle herkese açılıp gezilmesi ne mana, düzenli olarak restorasyonunun devam etmesi lazım. İlmi heyetlerin çalışmalarıyla yeni gerçekler tespit edilecek, yeni onarımlara gidilecek ve bu milletler arası elbirliği (Avrupalı politikacıların kullandıkları) lafları gerçekleşecek ise bu burada görülecek. UNESCO ise UNESCO’luğunu daha iyi belli edecek. Tabii bu imkânsız. Mühim olan Ayasofya’nın sahibi milletimizin şimdi onu 15 asır sonra (dedelerinin fethinden 5.5 asır sonra) yeniden ele alıp koruması ve onarmasıdır. Unutmayalım ki Fatih Sultan Mehmed’ten beri Ayasofya’nın koruyucusu biziz. Sultan Abdülmecid Han 1846 yıılında Fossatti biraderlere nefis bir restorasyon yaptırdı. Fossatiler’in hazırladığı Ayasofya albümünü finanse etti. Bize yakışanı da budur. Mülk bizim emanetimize tebliğ edilmiş.

NELERE DİKKAT ETMELİ?

Ayasofya’nın ikinci katı suret-i katiyede ne ziyaret edilebilir ne oraya adım atılabilir. Oraya adım atacak kişiler, mimari tarihçiler, restoratör, usta ve mühendislerdir. Zira buradaki fresklerin korunması çok zordur, nefes en büyük düşmanlarıdır. Yoğun insan nefesi bu eserleri mahveder. Bize inanmayanlar Kremlin müze ve kiliselerini zaman zaman, hatta bazılarını uzun yıllar kapatan Rus uzmanlara sorsunlar. Onlar gereken bilgileri verecekleridir. Aynı durum Göreme kiliseleri için ve Osmanlı’nın 500 yıllık klasik eserleri için de geçerlidir.

Benzer kurumlardan Küçük Ayasofya dediğimiz Bakhos Kilisesi daha evvel restore edildi bugün camidir (Küçük Ayasofya Camii). Aynı şekilde Kariye Manastırı’nın tamiri bitti. Pantokrator Manastırı yani Zeyrek Camii bitmedi. Bunların rastgele, kontrolsüz bir şekilde umuma açıldığı görülüyor. Medyaya düşen fotoğraflarda gerekli ihtimamın gösterilmediği, cami cemaatinin kafasına göre düzenlemeler yaptığı görülüyor. Bu gibi tarihi eserlerde muhakkak kontrolün, çakılacak bir çivinin dahi Anıtlar Kurulu ve Kültür Bakanlığı’nın iznine tabi olması gerekir. En mühim mesele, yurtdışında Floransa’da, en meşhur Uffizi Galerisi, bazı kiliseler (Santa Croce, Orsanmichele gibi) artık kontenjanla ziyaretçi alıyorlar, herkes öyle bilet alıp giremiyor. Bunların başında az önce bahsettiğimiz Brunelleschi’nin Duomo’su (katedral) var, yanında Baptisterium var. Acaba bizim müzelerimiz Topkapı başta olmak üzere, ne diye kontenjanla ziyaretçi almıyor? Hele Ayasofya’nın kontrolsüz bir kitleyi kaldırması mümkün değil. Devlet kontrolünde belirli sayıda insanın caminin içinde olması gerekir, aksi halde yıllarca süren restorasyonların getirisi çöpe gider. Tüm bu meseleler yeni baştan düşünülmeli ve kamuoyu ile paylaşılmalı.

Bu haber 1955 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum