Osmanlı hep Batı'ya bakmıştı.. Şimdi biz bundan böyle Doğu'ya mı döneceğiz yani?
Avrupa Birliği (AB) vazgeçilmez, mutlaka içerisinde yer alınması gereken, dışında kalınca her şeyin kaybedildiği bir oluşum değildir.
27 Kasım 2016 - 10:42
İsviçre ve Norveç AB üyesi değiller ve bu iki ülkenin halkları herhalde dünyanın en zavallı insanları sayılmaz.
Ayrıca, 1973’ten beri AB üyesi olan İngiltere’de, bu yıl içerisinde yapılan halkoylamasında, “Biz ayrılıyoruz” kararını halk verdi.
Herkesi mutlu ediyor olsaydı AB, akıllarını peynir ekmekle yememişlerse, İngiliz halkı böyle bir tercihte bulunmazdı.
Sözün kısası şu: Göbeğimiz AB ile kesilmiş değil. “Türkiye illâ AB üyesi olmalı, olduktan sonra da, aleyhine gelişmeler yaşansa bile içinde kalmalı” diye bir politik tavır olamaz.
Hükümet –buna Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da dahil– istediği an, “Ben başvurumu geri alıyorum” deyip ülkemizin AB adaylığı statüsüne son verebilir.
Tabii ülke çıkarları öyle gerektiriyorsa…
İşte bu noktada ciddi kuşkular var.
Menderes.. arkadaşları.. AB ile ilk anlaşma..
Menderes.. arkadaşları.. AB ile ilk anlaşma..
İdama giderken AB’yi konuşmuştu DP kadrosu
Kuşkular konusuna girmeden biraz arka-plana göz atalım.
AB üyeliği iki taraflı bir irade beyanına tâbi: Bir ülke AB üyesi olmaya karar veriyorsa ve bunun için gerekli şartları (Kopenhag ve Schengen mutabakatları) yerine getirebileceğine de inanıyorsa, Brüksel’e başvuruyor…
İlk yapılması gereken bu irade beyanı…
Türkiye bunu erken yapan ülkelerden…
27 Mayıs’ta (1960) askerler tarafından devrilen Demokrat Parti’nin (DP) öndegelenleri, Yassıada Mahkemesi’nde idam cezası verilenler, infazların yapılacağı İmralı adasına götürüldükleri botta, darbenin Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na alınmasını engelleyebileceği üzüntüsünü paylaşmışlardı.
Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) daha sonra AB’ye evrilecektir…
Ülkemiz AET’ye ortaklık başvurusunu DP döneminde, 31 Temmuz 1959 tarihinde, yapmış; darbeyle kesilen ilişkiler 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması ile yenilenmiş, 1970 yılında iki taraf arasında imzalanan ‘Karma Protokol’ ile Türkiye’ye ortaklık sözü verilmiştir. 1995’te, Türkiye, tam üye olmadan AB’nin Gümrük Birliği’ne girmeyi kabul etmiş, bir ara rafa kalkmış görüntüsü veren tam üyelik vaadinin tescili, 2004 yılı Aralık ayında yapılan AB’nin Brüksel Zirvesi’nde kesinleştirilmiş, 2005 yılında üyelik müzakereleri başlatılmıştır.
Böylece AB de Türkiye’yi içine alma konusunda irade beyanında bulunmuştur; hem de kaç defa…
Yazının devamı için tıklayın >>
Ayrıca, 1973’ten beri AB üyesi olan İngiltere’de, bu yıl içerisinde yapılan halkoylamasında, “Biz ayrılıyoruz” kararını halk verdi.
Herkesi mutlu ediyor olsaydı AB, akıllarını peynir ekmekle yememişlerse, İngiliz halkı böyle bir tercihte bulunmazdı.
Sözün kısası şu: Göbeğimiz AB ile kesilmiş değil. “Türkiye illâ AB üyesi olmalı, olduktan sonra da, aleyhine gelişmeler yaşansa bile içinde kalmalı” diye bir politik tavır olamaz.
Hükümet –buna Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da dahil– istediği an, “Ben başvurumu geri alıyorum” deyip ülkemizin AB adaylığı statüsüne son verebilir.
Tabii ülke çıkarları öyle gerektiriyorsa…
İşte bu noktada ciddi kuşkular var.
Menderes.. arkadaşları.. AB ile ilk anlaşma..
Menderes.. arkadaşları.. AB ile ilk anlaşma..
İdama giderken AB’yi konuşmuştu DP kadrosu
Kuşkular konusuna girmeden biraz arka-plana göz atalım.
AB üyeliği iki taraflı bir irade beyanına tâbi: Bir ülke AB üyesi olmaya karar veriyorsa ve bunun için gerekli şartları (Kopenhag ve Schengen mutabakatları) yerine getirebileceğine de inanıyorsa, Brüksel’e başvuruyor…
İlk yapılması gereken bu irade beyanı…
Türkiye bunu erken yapan ülkelerden…
27 Mayıs’ta (1960) askerler tarafından devrilen Demokrat Parti’nin (DP) öndegelenleri, Yassıada Mahkemesi’nde idam cezası verilenler, infazların yapılacağı İmralı adasına götürüldükleri botta, darbenin Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na alınmasını engelleyebileceği üzüntüsünü paylaşmışlardı.
Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) daha sonra AB’ye evrilecektir…
Ülkemiz AET’ye ortaklık başvurusunu DP döneminde, 31 Temmuz 1959 tarihinde, yapmış; darbeyle kesilen ilişkiler 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması ile yenilenmiş, 1970 yılında iki taraf arasında imzalanan ‘Karma Protokol’ ile Türkiye’ye ortaklık sözü verilmiştir. 1995’te, Türkiye, tam üye olmadan AB’nin Gümrük Birliği’ne girmeyi kabul etmiş, bir ara rafa kalkmış görüntüsü veren tam üyelik vaadinin tescili, 2004 yılı Aralık ayında yapılan AB’nin Brüksel Zirvesi’nde kesinleştirilmiş, 2005 yılında üyelik müzakereleri başlatılmıştır.
Böylece AB de Türkiye’yi içine alma konusunda irade beyanında bulunmuştur; hem de kaç defa…
Yazının devamı için tıklayın >>







YORUMLAR