Putin'i "kafaya alacağını" zannetmişti, yanıldı

Biz bu sistemi aldık, çünkü Recep Tayyip Erdoğan, zannediyordu ki Rusya’nın silah müşterisi olursa, Putin’e istediğini yaptırabilir!

Putin'i "kafaya alacağını" zannetmişti, yanıldı
23 Ekim 2020 - 10:17

Amerika’nın NATO Büyükelçisi, "Türkiye, S – 400’ler için çok şeyi feda etti" deyince Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, "S – 400 almanın bir zorunluluk olduğu" yanıtını verdi.

Rusya’dan aldığımız S – 400’ler dört bölükten oluşan iki sistem. Her bir bölükte 9 batarya olacak. Her sistemde 72 olmak üzere toplam 144 füze ve 48 adet de yedeği bulunacak.

Bunların fiyatının 2 milyar 500 milyon ABD Doları olduğu açıklanmıştı. Bildiğimiz kadarıyla peşinatı (Yüzde 45) ödedik, gerisini Rusya hükümeti kredilendirdi. Faizi nedir, ne kadar sürede geri ödenecek, ödendi mi, bilmiyoruz.

Sistem alınırken de sormuş, yanıt alamamıştım. Buna şaşırdığımı söyleyemeyeceğim.

Eski Türkiye’de de, yeni Türkiye’de de silahlanma harcamaları üzerinde "gereklilik" ve "yeterlik" tartışması yapmak adetimiz hiç olmadı.

Millet adına bütçe yapma yetkisini kullanması gereken TBMM bile bu işleri ince eleyip, sık dokumazdı, hâlâ da öyle.

Bu satın alımda da böyle oldu.

S – 400’leri almanın nasıl bir "zorunluluk" olduğu konusu ise hâlâ sır.

Komşularımızdan Yunanistan, Bulgaristan, Romanya NATO üyesi. Balkan coğrafyasında Sırbistan hariç bütün devletler NATO üyesi. Yani bu ülkelerle aynı askeri ittifak içindeyiz.

Gürcistan, NATO’ya girmeye can atıyor. Ermenistan, Türkiye için askeri tehdit oluşturacak çapta değil. Azerbaycan deseniz, "bir millet, iki devlet"!

İran ciddi bir rakip olabilir ama bu durumda ABD’ye kendisini yok etme fırsatını vereceğini de bilecek diplomatik ve askeri akla sahip olduğunu biliyoruz.

Suriye ve Irak ise artık bir "devlet" bile sayılabilirler mi, bilmiyorum.

Kaldı ki geçmişte Irak ve Suriye’den kaynaklanan tehdit için NATO şemsiyesi altında Patriotlardan yararlandık, bunun için kimseye bir para da ödememize gerek kalmadı.

Geriye kalıyor Rusya.

Rusya’ya karşı, Rusya’nın hava savunma sistemini kullanmak mümkün olabilir mi?

ABD deseniz, aynı ittifak içindeyiz.

Ve unutmayalım ki aldığımız sistem ABD askeri gücü için de, kullanabilecek olsak Rusya askeri gücü için de zaten yetersiz.

Türkiye’nin "hava savunma sistemi", AKP iktidarına kadar gayet iyi yürüttüğü dış politikasıydı: Yurtta sulh, cihanda sulh!

Ve Araplar arasındaki ihtilaflardan uzak durmak, herkesle mesafeyi korumak, kimsenin iç işlerine burnunu sokmamak!

Onun için kusura bakmasın ama Savunma Bakanı Akar’ın "zorunluluktu" demesi, gerçek durumu açıklamıyor.

Biz bu sistemi aldık, çünkü Recep Tayyip Erdoğan, zannediyordu ki Rusya’nın silah müşterisi olursa, Putin’e istediğini yaptırabilir!

Öyle olmadığını Suriye’de, Libya’da, Ermenistan – Azerbaycan çatışmasında, Doğu Akdeniz’de, Mısır – Yunanistan ve Kıbrıs Rum devleti ile Rusya ilişkilerinde görmüş bulunuyoruz.

Bu işler köylü kurnazlığıyla yürümüyor, "monşer" bilgisi ve tecrübesi de gerektiriyor!



* * *



Diyanet, "haftada kaç" öneriyor?



Diyanet İşleri Başkanlığı, camilerde namaz öncesinde ya da sonrasında 40’ar dakikalık "temel aile bilinci eğitimi" verecek.

15 Aralık’a kadar sürecek bu eğitimlerin en başında ailede iffet ve mahremiyet konusu gelecekmiş.

Bu çerçevede anlatılacak olanlar, Meltem Özgenç’in Hürriyet’teki haberine göre şöyle:

Yeme, içme ve cinsel arzularda ölçülü olmak, ailedeki her fert için beden ve mekan mahremiyeti, boşanma kararı almadan önce bilge kişilerden yardım istemek, çocukları dövmemek, aile içinde şiddetin affedilemeyecek suç olması gibi konular.

Bence yetersiz: Çocukları rüşvet, ihtilas ve irtikaba alet etmek günümüzün en yaygın sorunlarından biri gibi görünüyor.

Burada özellikle kadınlar da eğitilmeli ki kocalarına "bey, biz bu maaşla bu hayatı nasıl yaşayabiliyoruz" diye sorabilsinler.

Zaman zaman duyuyoruz, evlerin bazı odalarına paralar dolduruluyor diye.

Kadınlar ve çocuklar bunun da takipçisi olmalı: "Bu para helal paraysa, niye kutular içinde evde saklıyoruz da bankaya yatıramıyoruz" diye sormalı.

Türkiye’yi rüşvet ve yolsuzluk ligindeki üst sıralardaki yerinden aşağı çekecek aile eğitimi çok önemli!

Ve hazır yeri gelmişken aklıma takıldı, onu da Diyanet İşleri Başkanı’na sorayım: "Cinsel arzularda ölçü" nasıl bir ölçü? Diyanet, "haftada kaç" öneriyor?



* * *



Pancar, Fransa’nın milli meselesiymiş!



Dün şu iki haber, gazetelerde yan yana yayımlandı:

1 – Türkiye buğday, arpa ve mısır ithalatından alınan vergiyi 3 ay süreyle sıfırladı.

2 – Türkiye, ihtiyaç sahibi ülkelere 100 bin ton ekmeklik un ve 10 bin ton yeşil mercimek ve nohut hibe edecek.

Buğday üretimimiz zaten yetersiz ve ithalat zorunlu. Geçen yıl 2 milyar 300 milyon dolarlık buğday ithal ettik.

En önemli tedarikçimiz Rusya, pandemi nedeniyle hala buğday ihracatını serbest bırakmadı.

Kurak geçen sonbaharın ardından bu yıl, -ihraç edilen makarna gibi ürünler için duyulan ihtiyaç nedeniyle de- buğday ithalatı ihtiyacımız daha da artacak gibi görünüyor.

Onun için ilk bakışta buğday, arpa ve mısır ithalatının kolaylaştırılması mantıklı gibi görünüyor.

Peki o zaman dünyaya "askıda ekmek" dağıtmak neyin nesi?

Türkiye, 3 milyon hektar arazisini, ekebilecek iken ekemiyor.

Ve 18 yıllık Erdoğan yönetiminin buna bulabildiği bir çare hâlâ yok.

Oysa otoyol ve köprü müteahhitlerine akıtılan kaynağın küçük bir bölümü bile tarımsal üretimi arttırmaya çare olabilirdi.

O çare bulunmadığı gibi tarımda dışa bağımlılığımız giderek artıyor.

Bilmiyorum dikkatinizi çekti mi?

Brexit görüşmelerinde Macron, "pancar Fransa’nın milli meselesidir" çizgisinden sapmıyor.

Biz ise şeker fabrikalarını rant uğruna peşkeş çektik, pancar üreticisini de mısır şurubuna kurban ettik.

AKP’nin 18 yılda yarattığı tahribatı, gelecek nesiller bakalım kaç yılda bertaraf edebilecekler.

 

Mehmet Y. Yılmaz



[email protected]

YORUMLAR

  • 0 Yorum