Sahte diplomalar, gerçek hayatlar
Genç insanların uykusuz geçen gecelerinin, aç geçen sabahlarının, akıttığı alın terinin üstüne basarak tırmananları görünce bu adaletsizliği kanıksayacak mıyız?
Biz böyle bir toplum muyuz?
Türkiye’nin yüz akı gazetecilerin (Şule Aydın, Murat Ağırel, Barış Pehlivan, Timur Soykan ve Barış Terkoğlu) Youtube’daki kanallarını (Onlar TV) takip ediyorum.
Dün “sahte diploma” konusuna odaklandıkları yayını izleyince hüzünlendim.
Aklıma bir öğrencim geldi.Çok zeki ve çalışkan bir öğrenciydi. Sessiz, kararlı bir gençti. Kendi hâlinde dururdu ama bir kez konuşunca duruluğuyla dikkat çekerdi.
Akademisyen olmak ister mi diye sormuştum. Aslında çok isteyebileceğini ama acilen para kazanması gerektiğini söylemiş, öyküsünü anlatmıştı.
Annesi gündeliğe gider, babası da bir fabrikada çalışıp fabrikadan çıktığında ek olarak taksicilik yaparmış. Babası ani bir iş kazası geçirmiş, bir kardeşi küçük, diğer bir kardeşi de bakıma muhtaç olduğu için evin tüm yükünü üslenmiş, çalışmak zorunda olduğu için üniversiteyi bir yıl geç kazanmış. Yarı aç yarı tok fakülteye gelir, dersleri ciddiyetle takip eder, dersten çıktığı gibi sanıyorum bir tekstilcide çalışmaya giderdi.
Evi -şaşırılmayacağı üzere- uzakta olduğu için fakülteye gelirken otobüste geçirdiği zamanı “boş zaman” sayar, “ne okuyayım hocam?” diye sorardı. Kitap önerdiğimde de “nasıl satın alacağız hocam bu kitapları, çok pahalılar” derdi. Utanarak.
Canını dişine taktı başarıyla mezun oldu. Staj süresinde bir büroda beş paraya icra takiplerine yolladılar, kendisi gibi zor durumda olanların mallarını haczettirdiler. “En azından haciz arabasında zamanımız oluyor, İngilizce kelimeler ezberlemeye çalışıyorum, dil olmadan iyi iş vermiyorlar hocam” deyip kendini avutuyordu.
Bir gün adliyede karşılaştığımızda “akademi ne yazık ki seni kazanamadı ama sen en azından para kazanabiliyor musun” diye sordum. Yüzü düştü, canı sıkıldı, “yağımızda kavruluyoruz, yine de namusumuzla yaşıyoruz be hocam” diye övünerek gülümsedi.
Yıllar sonra bana bir mesaj attı. İstifa ettiğini, artık dayanamayıp avukatlığı bıraktığını yazmış. “İnancım kalmadı hocam” diyordu. “Bir dayısı, bir arkası olmayana yer yok. Yalana, dolana, bu adaletsizliğe artık dayanamıyorum” diye devam ediyordu. Ne diyeceğimi bilememiştim.
Dediğim gibi Onlar TV’de sahte diplomalara nasıl da kolayca erişildiğini görünce, bu genç insanların uykusuz geçen gecelerinin, aç geçen sabahlarının, akıttığı alın terinin üstüne basarak tırmananların haberini dinleyince o öğrencim ve onun gibi niceleri geldi aklıma.
Hüzün çöktü...
Bu adaletsizliği kanıksayacak mıyız?
Biz böyle bir toplum muyuz?







YORUMLAR