Seks, Evrim Tarihinde Ne Zaman Eğlenceli Olmaya Başladı?

"Nereden geldik?" sorusuna verilebilecek birden fazla cevap var: homininler (büyük insansı maymunlar ailesine ait olup modern insanları, soyu tükenmiş insanları, yakın atalarımızı içeren bir grup), maymunlar, prebiyotik çorba (Dünyada 4.2 ila 4.0 milyar yıl önce mevcut olan varsayımsal şartlar)* ya da Big Bang bunlardan sadece birkaçı...

Seks, Evrim Tarihinde Ne Zaman Eğlenceli Olmaya Başladı?

"Nereden geldik?" sorusuna verilebilecek birden fazla cevap var: homininler (büyük insansı maymunlar ailesine ait olup modern insanları, soyu tükenmiş insanları, yakın atalarımızı içeren bir grup), maymunlar, prebiyotik çorba (Dünyada 4.2 ila 4.0 milyar yıl önce mevcut olan varsayımsal şartlar)* ya da Big Bang bunlardan sadece birkaçı...

Seks, Evrim Tarihinde Ne Zaman Eğlenceli Olmaya Başladı?
27 Kasım 2019 - 20:11

 Ancak "Nereden geldik?" sorusunun bugün odaklanacağımız cevabı, okuyucularımızın akıllarına muhtemelen birkaç saniye önce gelen cevap olacak: cinsel birleşme, yani o çok duyduğumuz "biiip" sesi... O zaman hep beraber, adına sansürler konulmadığı ve edebî anlatımların henüz ortada bulunmadığı dönemlere geri gidelim. Yani yüz milyonlarca yıl öncesine geri dönüp o soruyu soralım: Ne oldu, nasıl oldu da seks, hayatımıza girdi?

Akvaryumlarımızı kirleten yapışkan yeşillikler olan algler ve denizlerimizi kokutan yosunlar, dünya üzerinde, en basit şekliyle cinsel yolla üreyen organizmalar arasında yer alırlar. Bu canlılar neredeyse 2 milyar yıldır bu faaliyetleri sürdürürler. Algler, bitkiler, böcekler ve hatta mantarlar da seks yaparlar. Bahsettiğimiz seksin çoğu yosun topluluklarında, spermin (erkek üreme hücresinin) rüzgâr veya su yoluyla yumurta hücresine (dişi üreme hücresine) taşınması; birçok çiçekte erkek gametle dişi gametin farklı bir tür aracılığıyla bir araya getirilmesi ya da çoğu böcek ve kuş türlerinde bedensel sıvı transferi amacıyla dış üreme organlarının hizalanması gibi farklı mekanizmalarla gerçekleşir.

Bildiğimiz Anlamıyla Seksin Evrimi

Ancak omurgalılar olarak aşina olduğumuz cinsellik kavramının evrimi, eşeyli üremenin evriminden sonraki 1,5 milyar yıllık ek bir evrim sürecinin sonucunda olmuştur. Bahsettiğimiz cinsellik (seks), iki aktif üye gerektirmekle beraber, birinin erkek üreme kanalının bedenin dışında kalan, "verici" bir organa, (namıdiğer “penis”e), diğerinin ise dişi üreme kanalının beden içerisinde kalan "alıcı" bir alana (yani vajinaya) sahip olması lazımdır. Bu seks kavramına sahip olan canlılar arasına insanlar ve diğer memeli hayvanlar yanı sıra, bazı kuşlar, amfibiler, sürüngenler ve balıklar da girer. Bizim seksimiz, yosun seksinin aksine, havadan veya dış bir elemandan alakasız ve bağımsızdır (eh, en azından "dış elemanlara" insanların bazı seks davranışlarında rastlamak mümkün). Bizde sperm ve yumurtanın buluşması, iç döllenme ile gerçekleşir. Bu görünüşte daha güvenilir ancak aldatıcı düzeyde karmaşık olan iç döllenme, omurgalılar arasında neredeyse 400 milyon yıldır varlığını korumaktadır.

Avustralya çöllerinde bulunan birtakım taşlar sayesinde omurgalıların sahip olduğu iç döllenmenin tarihsel gelişimini izleme şansımız var. 2008 yılında, paleontologlar tarafından, annesine hâlâ bir göbek bağı aracılığıyla bağlı olan bir balık embriyosunun 380 milyon yıl öncesine işaret eden bir fosili bulundu. Fosilin görünümü, bu yeni balık türüne uygun bir ismi de doğurdu: Materpiscis, yani anne-balık.
 

Bu, keşfedilen tek embriyo fosili değildi. Müzelerde bulunan çok sayıda balık embriyosu fosili de, yeni buluntuların bilinciyle tekrardan incelendi ve bu sayede daha fazla balık fosilinin bulunmasına öncülük etmiş oldu. Bu keşiflerden önce aynı kalıntılar, büyük balıkların içinde sindirilmeden kalan küçük balık kalıntıları şeklinde açıklanmıştı.

Keşfedilmiş fosiller canlı doğumun (viviparite) ilk örneklerini, aynı zamanda, omurgalılarda iç döllenmenin ilk örneklerini oluştururlar. Anlaşıldığı üzere, bu fosil örnekleri, spermin döllemesi için suya atılmış yumurta mantığıyla gerçekleşmemiştir ve bu durum oldukça farklıdır. Bundan da yola çıkarak bu fosillerin seksin ilk örneklerini sembolize ettiğini söyleyebiliriz.

Araştırmaları, yukarıda bahsettiğimiz Materpiscis fosillerinin çevresinde gelişen paleontolog John Long'un Dawn of the Deed isimli kitabı bu konuda oldukça faydalıdır. Kitapta John Long ve ekibi, hamile bir dişi bulmanın verdiği heyecandan doğan umutla, tarihin korumuş olabileceği en eski "omurgalı pipisini" bulmayı istediklerini yazıyorlar. Ne büyük bir başarıdır ki John Long ve ekibi, bahsedilen bu uzvun fosillerini buldular!

 

Paleontolojinin çok büyük bir oranda şansa bağlı bir bilim dalı olmasına karşın, daha önceden belirlenmiş bir kanıt bulma amacıyla çıkılan çalışmaların başarıyla sonuçlanan tek örneği, John Long ve ekibininki değildir. Bu durumun diğer bir örneğini, Hollandalı anatomist Eugene Dubois’un "kayıp halka"yı bulmaya odaklı çalışmalarında da görebiliriz. Dubois'un kayıp halkası, bizim şu an Homo erectus olarak adlandırdığımız, "dik insan" anlamına gelen adı dolayısıyla, mahrem uzuvlarımızın konu olduğu göndermelere yol açan, soyu tükenmiş olan insansı türdür.

Long'un arayışı ve ardından gelen keşfi, sadece, cinsel biyoloji tarihine katkı sağlayan alelade bir buluş değildi. Onun arayışı, çok daha kapsamlı bir kavrama yönelikti: Cinselliğin ne zaman eğlenceli bir gerçek hâline geldiği sorusuna... Ancak fosilleşmiş bir penis, eğlenceli seksin oluşumuna kanıt olabilir miydi? Balıklar için eğlence diye bir gerçek var mıydı?

Bu soruların cevabını bulmak kolay değil. Cinsel birleşmenin ve dolayısıyla yakın temaslı sosyalleşmenin, bu aktiviteye katılan canlılar için taşıdığı büyük riski göz önünde bulundurduğumuzda, cinselliğin haz vermek gibi bir zorunluluğunun olduğu yönünde bir varsayımda da bulunabiliriz. Bu konuda kapsamlı bir incelememizi buradan okuyabilirsiniz.

Aslında, başarılı bir üreme süreci geçirildiği ve karşı taraftaki ikna edilebildiği sürece, çiftleşme yalnız bir taraf için haz verici bir aktivite olmakla kalabilir. Hatta bu ödüllendirici mekanizma, iç döllenme evrimsel sürecinin erken safhalarında ortaya çıkmaya başlamış, yani genital bölgeye giriş durumunu barındıran bir iç döllenmeden de öncesine dayanan bile olabilir. Ama olmayabilir de... Fosillerden eğlence ve haz konularına dair bilgi almak oldukça zordur. Ancak bu keşfedilen, hangi organların hangi bölgelere giriş izni olduğunu bu sessiz fosillere sorabiliriz.

Antik balık fosillerinde bulunan pelvik yüzgeçlerin bazı balıklarda görmeye alışık olduğumuz, "çiftleşme bağlayıcıları" adını verebileceğimiz uzantılara benzemesi, Long ve ekibine ne tarz fosillerle karşılaşmak istediklerine dair bir fikir sunmuş oldu. Bahsedilen "bağlayıcılar", erkeğe bağlı uzantının dişiye girmesinden, daha doğrusu tutunmasından dolayı bu adı almıştır. Long ve takımı bu beklentiyi kullanarak fosilleşmiş çiftleşme bağlayıcılarını, bulunan en eski erkek üreme organı olarak tanımlamışlar. Aslında bahsedilen organ bir "intromittent", cinsel aktivite sırasında başka bir organizmanın içine giren organdır. Bu tanımlamaları yaklaşık 380 milyon yıllık olduğu bilinen Incisoscutum türüne ait antik balık fosilinde keşfetmişlerdir.

 

Incisoscutum cinsi balıklarda seksi gösteren bir çizim
Incisoscutum cinsi balıklarda seksi gösteren bir çizim
Gizmodo

2014 yılında yine aynı mekanizmayı içeren Microbrachius dicki ("Dicki", İngilizcede penis teriminin argo bir karşılığıdır) adlı, daha eski bir balık türü bulunmuştur. Microbrachius dicki'nin keşfiyle omurgalılarda iç döllenme, 385 milyon yıllık bir geçmişe sahipti.

Microbrachius dicki türü balıklarda çiftleşme
Microbrachius dicki türü balıklarda çiftleşme
The Independent
 

Bu haber 1528 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum