Siyasetçiler neden İsmailağa Cemaati'ni ziyaret ediyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsmailağa ziyaretini görünce açıkçası benim aklıma tarihin o büyük fotoğrafı geldi.

Siyasetçiler neden İsmailağa Cemaati'ni ziyaret ediyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsmailağa ziyaretini görünce açıkçası benim aklıma tarihin o büyük fotoğrafı geldi.

Siyasetçiler neden İsmailağa Cemaati'ni ziyaret ediyor
17 Ocak 2020 - 10:20

İslam Peygamberinin yakın arkadaşlarından Ebuzer’in Halife Osman tarafından çöle sürüldüğünü biliyoruz. Bildiğimiz ama hatırlamak istemediğimiz husus ise onun çöle sürülme sebebi. Ebuzer, adalet, eşitlik, devlette kadrolaşma ve liyakat gibi konularda dönemin otoritelerine itiraz ettiği için bu cezaya çarptırılmıştı. Zira Peygambere yakın olsa da, iktidara muhalif olan Müslüman’ın yeri çöllerde bir başına ölmekti; İslam tarihi bize bu gerçeği bin yıl öncesinden haber verir.

Ebuzer’in sürgün edildiği Rebeze o dönemde hiç ziyaret edilmedi. Ne iktidar ne çeperindeki güçleri, Peygamberin yakın arkadaşını aklına bile getirmedi. Bir başına ve yalnız öldü Ebuzer; oysa o Peygamberden “dostum” diye bahsederdi. Sonrasında daha iyi anladık ki, kavga konusu ganimet ise, dostluklar da, düşmanlıklar da, din/inanç üzerinden değil, ortak çıkarlar ve birliktelikleri üzerinden inşa edilecekti. Yapılan anlaşmaların çoğunda, ziyaretler ve ortak fotoğrafların arkasında hep bu örtük işbirliği vardı. İslam tarihinin saklanan yüzü bunu söylüyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsmailağa ziyaretini görünce açıkçası benim aklıma tarihin o büyük fotoğrafı geldi. Geçmişten bugüne tarikatlar ve cemaatler, dini vakıf ve kuruluşların kapıları hep aşındırılmış; siyasetçiler o evlerde hep ağırlanmıştı. Onun için bu ziyaret ne bir ilkti ne de son olacaktı. Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nun İsmailağa ziyaretlerini yakın dönemden biliyoruz zaten, fotoğraflar tozlu raflara kaldırılmadı henüz. Yine Egemen Bağış’ta 2013 yılında Cemaatin lideri Ustaosmanoğlu’nu ziyaret etmiş, kendisinden hayır dua talebinde bulunarak Erdoğan için de dua istediğini bildirmişti. Öyle ki anılan ziyarette Ustaosmanoğlu’na şöyle demişti eski Bakan yeni Büyükelçi: “Başbakanımız Tayyip Bey’e de çok dua edin Efendim, kendisi çok çalışıyor, onunla da çok uğraşıyorlar ama güzel şeyler oluyor inşallah.” En nihayetinde İsmailağa dualarını eksik etmedi iktidardan fakat onlar da yıllar içerisinde ülkenin en etkili cemaatlerinden biri haline geldi.

YILDIZLAR GEÇİDİ GİBİ DEĞİL Mİ

Bu süre zarfında Cemaatin kapıları adeta siyasileri ağırlama merkezine dönüştü. Mahmut Ustaosmanoğlu'nun yeğeni Saadettin Ustaosmanoğlu’na göre İsmailağa Cemaatini ziyaret eden liderler şunlardı: Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu, Bülent Ecevit ve Deniz Baykal. Yıldızlar geçidi gibi değil mi; cemaatin gücünü göstermesi bakımından önemli; zira gücün biriktiği yere konuk olmayı sorumluluk sayar siyasetçi.

İsmailağa Cemaatinin gücünü görmemek elde değil sanırım. Gerek ekonomik açıdan, gerekse de etki gücü itibariyle önemli bir boşluğu dolduran, belli sayıda kitleyi üstelik ülkenin büyük bölümünde etkisi altına alan bir yapıdan bahsediyoruz. Cemaate yakınlık duyan insan sayısı da yüzbinlerle ifade edilmekte. Dediğimiz gibi cemaatin ekonomik ayağı çok güçlü. Öyle ki İsmailağa’ya yakın olduğu ifade edilen Lalagül TV’nin bile aylık harcaması 200-250 Tl olarak ifade edilmekte. Nereden mi biliyoruz? Bizatihi Cübbeli Ahmet’in sözlerinden. Cübbeli deyince, anılan isim ile kendilerini İsmailağa’nın bir kolu olarak ifade eden Fatih Medreseleri grubu arasındaki kavga da olukça çarpıcıdır. Nitekim kavga daha çok rant, çıkar ve para konularında yaşanmıştır. Sonrasında İsmailağa Cemaati de olaya müdahil olmuş ve kavgayı mahkemeye taşıyarak “İsmailağa” ismini “marka” olarak tescil ettirmişti. Buradan da anlıyoruz ki, İsmailağa yalnızca bir cemaatin adı değildi o aynı zamanda güvence altına alınması gereken ticari markaydı.

Bir topluluk olarak var oluyor, üstelik adınız marka olarak da tescilleniyorsa, pek çok konu ve zeminde isminiz geçebiliyor. Adli ve siyasi olaylar bu konuların başında gelmekte elbet. Örneğin Kasım Zengin aslında bir mafyadır ama gazete sayfaları onu yazarken İsmailağa Cemaati’ni de sayfalarına taşımak zorunda kalmıştır. Çünkü Cemaat ile ilgili konuşan, bu doğrultuda ifade eden doğrudan Zengin’in kendisidir. Üstelik konuşan yalnızca Kasım Zengin de değildir. Müteahhit Muzaffer Ergin’in ifadeleri de oldukça çarpıcıdır. Dileyen ifadelere ayrıca bakabilir. Sonuç mu? Ankara Savcılığı, İstanbul Savcılığı’na, "İstanbul İsmailağa Camisi’nin yanında bulunan küçük bir camide, Mahmut Efendi isimli kişinin haksız ekonomik çıkar sağlamak üzere silahlı bir örgüt kurma iddiasını araştırın" diye suç duyurusunda bulunur. Davanın akıbeti ne olmuştur bilmiyorum ama bugün Cumhurbaşkanı düzeyine ziyaret edildiğini göre, hukuki açıdan menfi bir sonucun ortaya çıkmadığı aşikar. Bu arada “Sauna Çetesi” diye anılan örgütün lideri Kasım Zengin ile ilgili 2009 yılında  Gülhane Askeri Tıp Akademisi “akli dengesi yerinde değil” raporu verir. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada ise Zengin’in avukatı Bekir Şahin, “Müvekkilim şizofren olduğu için teslim olmaktan korkuyor” açıklaması üzerine sanık Zengin hakkındaki yakalama kararı kaldırılır. Bu karar üzerine Kasım Zengin’de Büyükçekmece adliyesine gelerek teslim olur.

TRİPLEKS OLAN BU KADAR LÜKS BİR EV İSRAF DEĞİL Mİ?

Geçmiş işte, bir konu açılınca diğerine bağlanıyor, tabiri caizse konu konuyu açıyor. Burada bütün o olayları ayrıntıları ile ele alacak değiliz. Tıpkı cemaate yakın isimlerden Ali Muratoğlu ile Bayram Ali Öztürk isimli kimselerin öldürülmesi hadiseleri gibi. Neticede gördüğümüz şu ki, İsmailağa cemaati özellikle son 20 yıldır tartışmaların, olayların ve siyasetin içinde olan etkin bir cemaat. Bu yanıyla da, cemaate yapılan ziyaretler, işbirlikleri ve cemaatin söylemleri hepimizi ilgilendiriyor.  Söz sırası söyleme gelmişken cemaatin genel duruşunu ifade etmesi açısından belirtelim ki; İsmailağa Cemaati demokrasiye inanmaz, şeriatçıdır. Bunu da yine Cübbeli Ahmet’in sözlerinden biliyoruz.

Cemaati ziyaret eden herkes şeriatçı değildir ve dahi Şeriat için de destek istemez lakin oy ister, destek ister, itibar ister, işbirliği ister. En azından amaç eleştirinin önüne geçmek, menfi söyleme engel olmaktır. Nitekim bugün o ziyaret geçmişte alınan desteklerin sonucunda gerçekleşmiştir. Dahası yarın için de murad edilen odur. En nihayetinde haneye konuk olan garip bir derviş değil, siyasetçinin ta kendisidir. Eh ev sahibi de konuğa göre talebini bildirir. Artık kim ne kazanırsa.

Söze Ebuzer ile başladık öyle bitirelim. Biliyorsunuz Ebuzer,dönemin Şam valisi Muvaviye’nin karşısına geçer ve yaptırdığı Saraydan hesap sorar. Bu durum İslam dünyasında öteden beri tartışılmış, lüksün, gösterişin, zengin yaşamanın İslami olup olmadığı bir biçimde konuşulmuştur. İşte buna benzer bir soru İsmailağa Cemaatinin önemli isimlerinden Cübbeli Ahmet’e de şöyle sorulur: “800 metrekare ve tripleks olan bu kadar lüks bir ev israf değil mi? Cemaatiniz kıt kanaat geçinirken sizin böylesi lüks bir evde yaşamanız takvaya aykırı değil mi?

Cübbeli bu soruya şöyle yanıt verir: “Hz. Muaviye ihtişam içinde yaşardı. Sahabeden Ebuzer de, Hz. Muaviye’de vardı. Hz. Muaviye’de takva yoktu diyebilir miyiz? İmkan olduğu halde geniş bir ev istemek veya almak kesinlikle takvaya göre aykırı değildir.”

Görüldüğü üzere Cübbeli, o günlerden Ebuzeri değil Sarayı ile meşhur olan Muaviyeyi örnek alıyor; ihtişamı hak sayıyor.  Mesaj yeterince açık sanırım. Yeter ki görmek isteyin.

Aydın Tonga

Odatv.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum