Sosyal medyanın karanlık yüzü... Herkes para kazanabilir mi...
Prof. Dr. Ali Murat Kırık Odatv'ye açıkladı Sosyal medya bağımlılığına yönelik tartışmaları Odatv'ye değerlendiren Prof. Dr. Ali Murat Kırık hukuki ve düzenleyici boşluklara dikkat çekti. Kırık, içerik denetimiyle sınırlı kalındığını, asıl sorunun platformların kullanıcı davranışını şekillendiren tasarım ve algoritma yapısı olduğunu belirtti.
ABD’de mahkeme, Facebook ve Instagram'ın çatı şirketi Meta ile YouTube'a 20 yaşındaki bir kullanıcıyı tasarım özellikleriyle "bağımlı hale getirdiği" ve zarar verdiği gerekçesiyle 3 milyon dolar tazminata hükmetti. Şirketlerin kötü niyet, baskı veya dolandırıcılık kapsamında hareket ettiğine kanaat getirilerek 3 milyon dolar da ek cezai tazminat verildi.
Mahkeme kararı dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ses getirdi. Peki ülkemizde sosyal medya bağımlılığına karşı nasıl bir yaklaşım var? Bizde sosyal medya şirketlerine bu ölçüde cezalar verilebilmesi mümkün mü? Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, konuya ilişkin gelişmeleri Odatv’ye değerlendirdi.
Sosyal medya bağımlılığında önleyici politikaların, Türkiye ve dünyadaki düzenlemelerin en zayıf alanlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kırık, “Bağımlılık oluşturan tasarım unsurlarına doğrudan müdahale edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sonsuz kaydırma, sürekli bildirim gönderimi, ödül mekanizmaları gibi kullanıcıyı psikolojik olarak platforma bağlayan özellikler artık teknik bir tercih değil, toplumsal bir risk alanı” dedi.
YouTube, Meta ve TikTok gibi platformların oluşturduğu “üretici ekonomisinin” milyarlarca dolarlık bir hacme ulaştığını vurgulayan Prof. Dr. Kırık, bu durumun yeni riskleri de beraberinde getirdiğinin altını çizdi. Sosyal medyada para kazanmanın göründüğü kadar eşit dağılan bir fırsat olmadığının ifade eden Prof. Dr. Kırık, “Gelirin çok büyük bir kısmı küçük bir kesimde toplanıyor, geri kalan geniş kitle ise ya çok düşük gelir elde ediyor ya da hiç kazanamıyor.” diye konuştu.
TÜRKİYEDE SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞINA HUKUKİ MÜDAHALE MÜMKÜN MÜ?
Prof. Dr. Kırık, sosyal medya bağımlılığına ilişkin gelişmeleri değerlendirirken Türkiye’de de benzer davaların tamamen imkânsız olmadığını ancak mevcut düzenlemelerin henüz bu seviyeye ulaşmadığını şöyle anlattı:
“Açık söylemek gerekirse, Türkiye’de de sosyal medya bağımlılığına karşı bu tarz davaların önü tamamen kapalı değil ama henüz Amerika Birleşik Devletleri kadar ileri bir noktada değiliz. Özellikle Los Angeles gibi merkezlerde görülen davalarda artık mesele sadece içerik değil, doğrudan platformların tasarım mantığı haline geldi. Yani kullanıcıyı ekranda daha fazla tutmak için geliştirilen algoritmalar, bildirim sistemleri ve “sonsuz kaydırma” gibi özellikler mahkemelerde sorgulanıyor. Avrupa tarafında da Avrupa Birliği bu konuyu daha sistematik ele almaya başladı ve Dijital Hizmetler Yasası ile platformlara ciddi sorumluluklar yüklendi. Türkiye’de ise bu tartışmalar henüz yeni yeni gündeme geliyor; daha çok sonuçlarla ilgileniyoruz, yani zararlı içerik kaldırma gibi. Oysa işin özü, kullanıcı davranışını şekillendiren tasarımın kendisi ve ben önümüzdeki dönemde bu alanın Türkiye’de de hukuki tartışmaların merkezine oturacağını düşünüyorum.”
‘BAĞIMLILIK YAN ETKİ DEĞİL, SİSTEMİN BİR PARÇASI’
Avrupa’da Dijital Hizmetler Yasası ile algoritma şeffaflığı, risk analizi ve özellikle çocukların korunması gibi başlıklar öne çıksa da ‘bu tasarım bağımlılık yaratır, yasaktır’ gibi net bir çerçeve çizilmediğini kaydeden Prof. Dr. Kırık, "Birleşik Krallık bu konuda çocuklara yönelik daha sıkı adımlar atsa da platformların iş modeline doğrudan müdahale eden bir sistem henüz tam oturmuş değil. Türkiye’de ise bu mesele daha çok bireysel farkındalık seviyesinde kalıyor. Oysa gerçek sorun; bildirimlerin psikolojik etkisi, ödül mekanizmaları ve algoritmaların kullanıcıyı sürekli içerikte tutacak şekilde optimize edilmesi. Yani bağımlılık bir ‘yan etki’ değil, aslında sistemin bir parçası ve regülasyonun da buraya odaklanması gerekiyor.” ifadelerimi kullandı.
‘SOSYAL MEDYADA PARA KAZANMAK DIŞARIDAN GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ BİR FIRSAT DEĞİL’
Sosyal medyada para kazanma konusuna geldiğimizde ise burada biraz daha gerçekçi olmak gerektiğini belirten Prof. Dr. Kırık, sözlerini şöyle sürdürdü:
“YouTube, Meta ve TikTok gibi platformlar gerçekten yeni bir ekonomik alan oluşturdu; buna artık “üretici ekonomisi” diyoruz ve dünya genelinde milyarlarca dolarlık bir hacme ulaştı. Ancak bu alan dışarıdan göründüğü kadar eşit dağılan bir fırsat değil. Gelirin çok büyük bir kısmı küçük bir kesimde toplanıyor, geri kalan geniş kitle ise ya çok düşük gelir elde ediyor ya da hiç kazanamıyor.
‘SADECE FIRSATLARA DEĞİL, RİSKLERE DE BAKMAK GEREK’
Türkiye’de de benzer bir tablo oluşmuş durumda. Üstelik bu süreç yeni riskleri beraberinde getiriyor. Gençlerin hızlı para kazanma hayaliyle yön değiştirmesi, içerik uğruna özel hayatın sınırlarının zorlanması, sahte takipçi ve etkileşim piyasasının büyümesi ve dolandırıcılık yöntemlerinin çeşitlenmesi gibi. Kısacası sosyal medya artık sadece bir iletişim aracı değildir; aynı zamanda ekonomik, psikolojik ve hatta güvenlik boyutu olan çok katmanlı bir alan ve bu alanı düzenlerken sadece fırsatlara değil, risklere de aynı ciddiyetle bakmak gerekiyor."







YORUMLAR