Bu makale, Türkiye üzerindeki mevcut operasyonları ve muhtemel gelişmeleri bu çerçevede ele almaktadır. Söz konusu rapor yaklaşık 70 sayfa. Ben bu raporun ilk 10 sayfasını özetledim; bazı tartışmalı bölümleri çıkardım ve kendi yorumlarımı da ekleyerek, iki makale halinde yeni bir metin ürettim. Şimdi bunu sizlerle paylaşıyorum.
Görünen o ki, bu dönemde İngiliz Derin Devleti’nin (İDD) Türkiye stratejisi, klasik bir “Truva Atı” modelidir. Türkiye, Batı sistemine (AB, ABD ve Londra finans merkezi) tam entegre edilirken, devletin bağışıklık sistemi bizzat bu sözde “reformlar” yoluyla zayıflatılmak isteniyor. Bu süreçte İngiltere, Türkiye’nin AB üyeliğinin en ateşli savunucusu gibi davranmıştır. Amaç; Türkiye’yi Brüksel’deki Almanya–Fransa ekseninden koparıp, Londra merkezli bir etki alanına hapsetmektir.
AK Parti sonrası dönemde uygulanan “sıcak para” doktriniyle Türkiye, Londra bankerleri için (City of London) büyük bir pazar hâline getirildi. Özelleştirmelerin önemli bir kısmı Rothschild & Co gibi İngiliz danışmanlık şirketlerinin rehberliğinde gerçekleştirildi. Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde ise İngiliz medyası (The Economist, The Guardian) “Türkiye’ye demokrasi geliyor” manşetleriyle bu tasfiyelere uluslararası meşruiyet kazandırdı.
O dönemde Türk siyasetinde parlatılan ve Chatham House ile doğrudan ya da dolaylı şekilde akredite edilen “yükselen yıldızların” neredeyse tamamı Londra’ya gidip Küresel Sistem’le dirsek teması kurdu. Unutulmamalıdır ki Türkiye, İDD için yalnızca bir “operasyon sahası” değil, aynı zamanda bir “merkez üs”tür. Çünkü Türkiye’yi kontrol eden; İslam dünyasını, Orta Asya’yı ve Doğu Akdeniz’i de kontrol eder.
Bugün teknolojiye hükmeden “Siber Baronlar”, kripto para ve yapay zekâ regülasyonlarını savunan isimlerin büyük bölümü, başka ülkelerde operasyonel ilişkiler kursalar da, Londra’daki etik ve hukuk kurullarıyla yakın temas hâlindedir.
Arap Baharı, Ukrayna Krizi ve Küresel Pandemi yönetimi gibi süreçler, aslında aynı merkez tarafından yönetilen ve birbiriyle bağlantılı operasyonlardı. İDD; medyası, finans ağı ve yerel işbirlikçileriyle bir orkestra gibi uyumlu, senkronize ve koordineli çalışmaktadır.
Son 25 yılda Türkiye, İran, Rusya ve Çin üzerine yapılan “kapalı kapı” toplantılarında, bu ülkelerin iç siyasetini yönlendirebilecek dini, mezhebi, ideolojik ve politik aktörler; akademisyenler ve gazeteciler önceden tek tek belirlendi, ilişkilendirildi ve dosyalandı. “Toplumsal rıza imalatı” için zihin kontrolü ve algı yönetimi konusunda The Henry Jackson Society, bu dönemde Ortadoğu’daki rejim değişikliklerine meşruiyet kazandıran raporları hazırladı. Oxford Analytica ise şirketlere ve devletlere “nereye bakmaları gerektiğini” söyleyen fütüristik analizler üretti.
İngiltere’nin finansal istihbarat ve “kara para pedalı” konusundaki belirleyici rolü tartışmasızdır. Dünya üzerindeki finansal trafiğin merkezi New York gibi görünse de, oyunun “kuralları” ve “gizliliği” Londra’da, City of London’da belirlenir. Son 25 yılda gelişmekte olan ülkelerden kaçırılan trilyonlarca dolar; Virgin Adaları, Bermuda ve Cayman Adaları’nda depolandı. Evet, bir ülkenin siyasetçisini ya da iş insanını kontrol etmek istiyorsanız, onun kara parasını bu adalarda “misafir” edersiniz. Bu, modern dünyanın en büyük rehine alma operasyonudur.
MI6’nın resmî olarak yapamadığı “kirli” işler, son 25 yılda özel güvenlik şirketleri üzerinden özelleştirildi. Bu şirketlerin kurucuları genellikle eski SAS komandoları ya da MI6 subaylarıdır. Irak’ta, Afganistan’da ve Afrika’da maden sahalarının güvenliğinden çok, yerel yönetimlerin “şekillendirilmesinde” rol oynadılar. Beyaz Miğferliler (White Helmets) Suriye savaşında “insani yardım” maskesiyle sahneye çıktı. Bu yapının kurucusu, eski bir İngiliz subayı olan James Le Mesurier’di; İstanbul’da şüpheli bir şekilde öldü. Bu, modern bir “Lawrence” operasyonudur: Medya üzerinden algı üretmekten, askerî müdahaleye zemin hazırlamaya kadar birçok alanda görev yaparlar.
