Teröristin onuru ve Türk Milleti'nin onuru
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, önce NATO zirvesini ele aldı:
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada, önce NATO zirvesini ele aldı:
-NATO zirveleri dünyanın hangi yöne doğru savrulacağının kararını veren zirvelerdir. 2026 NATO zirvesinin Ankara’da toplanması bir tesadüf değildir. NATO 2030 konsepti sürekli gündemdedir. Yeni savaş ve güvenlik mimarisinin bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır.
-Ankara neredeyse bir açık cezaevine çevrildi. Bir zirveye mi hazırlanıyor Ankara? Bir savaşa mı hazırlanıyor? Ellerinden gelse evinizin penceresini açmayın diyecekler. Bu sıcakta bizi nefessiz bırakacaklar.
-İnsanların NATO’ya itiraz eder diye, savaş politikalarına karşı çıkar diye, emekten, doğadan, özgürlükten yana söz kurar diye baskı altına alınması kabul edilemez. Allah aşkına siz Ankara halkından, Türkiye halkından, basından neyi saklıyorsunuz?
-Bu ülkenin başkenti dekor değildir.
-Geçen yıl NATO’nun Hollanda zirvesinde hepimizi ilgilendiren önemli bir karar alındı. Üye ülkelerin askeri harcamalarını yüzde 5’e çıkaran bir karar alındı. Türkiye’ye faturası yılda kırk milyar dolar. Yani Türkiye bütçesinin yaklaşık yüzde 11,5’i askeri harcamalara gidecek. Bu da eğitimden kısılan, sağlıktan kısılan, çocuğun kitabından kısılan, işçinin, emeklinin ücretinden kısılan, hastanın ilacından kısılan para demektir. İktidarın derdinin ne olduğu bu rakamlarda açıkça ortadadır.
-Türkiye’de her on kişiden altısı borçludur. Hanelerin yüzde 51,8’i yoksullukla mücadele etmektedir. Sosyal yardıma muhtaç aile sayısı otuz milyona yaklaşmıştır. Türkiye’nin neredeyse üçte biri sosyal yardıma muhtaçtır. Tüm bu gerçekler iktidarın gözünde bir askeri zirve kadar değer görmemektedir.
-Çok açık ifade etmek gerekir ki bu ülkede gerçek kriz mutfaktadır. Gerçek güvenlik sorunu halkın açlığıdır. Gerçek beka sorunu çocukların okula aç gitmesidir.
***
Bakırhan’ın NATO ve ekonomiyle ilgili alıntı yaptığım sözleri çok yerindedir. Yalnız Bakırhan ve temsil ettiği siyasi partinin hatta örgütün, “Kürt meselesi” olarak tanımladığı bakış açısı da bir güvenlik sorunudur.
Bakırhan, “Dönüş varsa güvence olmalıdır, hukuk varsa herkes için aynı açıklıkta olmalıdır. Kimse yarın başıma ne gelir belirsizliğiyle yola çıkmaz. Çekip gitmiş, itiraz ettiği için yıllarca sürgünde ya da dağda kalmış insanlar, görmediği ve güvenmediği bir yasa için gelir mi? Çerçeve yasa dönmek isteyenlerin onuruyla dönebileceği gerçekçi bir yasa olmalıdır; insanların onurunu kıracak bir yorumlama olmamalıdır.” diyor.
Yani Türkiye’de birlikte yaşaması için teröristlerin onurlu dönüşünü şart koşuyor hatta “Öcalan’a özgürlük” mitinglerini överek “Toplum, bu süreçte Sayın Öcalan’a daha fazla alan açılmasını istiyor. Muhatapsa alanını aç ya. Hem muhatap hem 12 metrelik hücrede hem haftalardır görüşülmüyor.” diye konuşuyor.
Bakırhan, “Eşit yurttaşlığın hayatta karşılık bulmasını istiyoruz ya. Eşit olmayı istemenin neresi kötü, neresi suç? Neresi kavga gerekçesidir? Senin sahip olduğun haklara diğeri de sahip olmak istiyor. Hani kardeşçe birlikte yaşıyoruz, yüzlerce yıllık bir geçmişimiz var, bir hukukumuz var, bir tarihimiz var, bir kader birliğimiz var. Tarihin en zorlu dönemlerinde birlikte hareket etmişiz. Millet 1900’lerin başında ulus demiş, kendisine devlet kurmuş; biz kardeşiz, ayrı devlete gerek yok, bu devlet ikimizi de hepimizi de temsil eder demişiz. Niye buna uygun davranmıyorsun? Bu kadar açık, bu kadar berrak bir meselede artık birilerinin sesine kulak verilmelidir.” derken gerçekleri saptırmaya çalışıyor...
***
Eşti vatandaşlıktan kastedilen, kanun önünde eşitlik değil, etnik kökenlerin eşit temsilidir. Bu da Lübnan veya Amerikan işgalinden sonraki Irak modelidir. Oysa modern devlet, ulus ve vatandaşlık kimliğinde birleşmiş bir topluma dayanır.
PKK ve DEM Parti, ulus devleti ne zaman kabul etmiş de biz duymamışız? Kaldı ki bütün bunlar, aynı zamanda ABD ve AB dayatmasıdır.
Bakırhan, “Biz 100 yıllık bir yarayı sarmaya çalışıyoruz.” derken devletin kuruluş felsefesini “yara” olarak gördüklerini söylemiş oluyor. Bu durumda yaranın sarılması için ne gerekir? Devletin kuruluş temelinden çıkarılması, yani yıkılması ve yeniden kurulması gerekir değil mi?
Türk Milleti, ulus ve vatandaşlık temelinde kulan devletin yıkılması ve yerine etnik temelde bir devlet kurulmasını neden kabul etsin? Teröristin onurundan bahsedildiği yerde Türk Milleti’nin onurunun hiçe sayılması akıl ve mantıkla bağdaşır mı?







YORUMLAR