'Türk Akımı büyük bir başarı hikâyesi değil'

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bugün Türk Akımı’nın açılışı için geliyor. Türkiye artık doğalgazı daha ucuza kullanabilecek mi? Gaz satılabilecek, ekonomimize katkı sağlayacak mı?

'Türk Akımı büyük bir başarı hikâyesi değil'

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bugün Türk Akımı’nın açılışı için geliyor. Türkiye artık doğalgazı daha ucuza kullanabilecek mi? Gaz satılabilecek, ekonomimize katkı sağlayacak mı?

'Türk Akımı büyük bir başarı hikâyesi değil'
08 Ocak 2020 - 08:32

Proje ve genel anlamda tüm enerji politikası için görüşlerine başvurduğumuz Türkiye Petrol Mühendisleri Odası Enerji Politikaları Çalışma Grubu Başkanı Necdet Pamir’e göre: “Türk Akımı’nı yüzyılın projesi saymak doğru değil.. Rusya'ya gırtlağımıza kadar bağlıyız.. Akımın tek avantajı; artık kesinti yaşamayacağız.. Kıbrıs’ın rezervi spekülatif.. Çatışma Türkiye ekonomisini allak bullak eder.”

-Türk Akımı bugün açılıyor. İktidara göre Türkiye hem doğudan hem de kuzeyden doğal gaz boru hatlarıyla uluslararası piyasalarda vazgeçilmez olacak. Olur mu?

Uluslararası piyasalarda “vazgeçilmez” olmaktan neyi kastettiklerine bakmak lazım. Türkiye, doğudan, kuzeyden ve batıdan doğalgaz hatlarıyla besleniyor ve ithal edilen gazın tamamı kendi gereksinimine cevap veriyor. Tükettiği enerjinin yüzde 30,5’ini doğalgazdan, yüzde 30,5’ini de ham petrolden karşılıyor. Böyle baktığınızda, her iki kaynakta da Türkiye tamamen dışa bağımlı. Ne mevcut diğer boru hattı anlaşmaları ile ne de Türk Akımı anlaşmasıyla bir ticaret merkezi de olmuyorsunuz. Çünkü gazı alıp satabilmeniz, mevcut anlaşmalar çerçevesinde söz konusu değil. 2018 rakamlarına göre Türkiye yaklaşık 50 milyar metreküp doğal gaz ithal ediyor. Tamamı tüketiliyor. Bu rakamın içinde sadece 670 milyon metreküplük kısmını Yunanistan’a verebiliyorsunuz.

-Yani Türk Akımı ‘tarihi bir proje’ değil mi?

Bizde ‘yüz yılın anlaşması’, ‘asrın anlaşması’ gibi jargonlar, adeta hastalık halinde ve yersiz kullanılıyor. İç politikaya yönelik bir söylem olduğunu düşünüyorum. Türk Akımı ile neden “tarihi bir adım atmış” olmuyoruz, anlatalım: Biz Rusya’dan (zaten) iki boru hattıyla, toplam 30 milyar metreküp gaz alıyorduk. Bunun 16 milyar metreküpü Mavi Akım’dan, 14 milyar metreküpü yine Rusya’dan çıkıp Ukrayna, Romanya, Bulgaristan üzerinden Batı Hattı ile geliyor. Şimdi Rusya, Türk Akımı projesini önererek 14 milyar metreküplük bu Batı Hattı’nı devre dışı bırakıyor; Ukrayna’yı cezalandırıyor, kendisini “cezalandırmaya” ve kısıtlamaya çalışan Avrupa’ya da kendine göre mesaj veriyor. 14’ün yerine, güzergahı yine bu Mavi Akım’a paralel diyebileceğimiz Türk Akımı projesiyle 15,75 milyar metreküp gaz veriyor. Miktar olarak baktığımızda bizim açımızdan “tarihi” olacak bir şey yok. 14’ü iptal ediyorsunuz, 15,75 milyar metreküp geliyor. 14 milyar metreküplük Batı Hattı devre dışı kalıp, 15, 75 milyar metreküplük Türk Akımı devreye girince neden ve nasıl “vazgeçilmez” oluyoruz?

-Üstelik Rusya’dan daha fazla gaz almış oluyoruz...

Evet, bir miktar artıyor... Bizim açımızdan başka neden tarihi olabilir, düşünelim... Teknolojide öyle bir devrimsel dönüşüm yapmışsınızdır ki, 2200 metre su derinliğinden geçen boru hatlarını döşeyecek gemileri siz inşa etmişsiniz, bu teknolojiye ulaşmışsınızdır. Bu da söz konusu değil. Ruslar yaptırıyor. Siz sadece karasal kısımda Ruslarla bir boru hattı inşasında varsınız ki karada boru hattı yapmak da herhalde ‘Yüz yılın projesi’ değildir.

Fotoğraf: Necati Savaş

-Peki doğalgazı daha ucuza kullanabilecek miyiz?

Hayır. Mevcut anlaşma çerçevesinde ucuza kullanmayacağız. Bugün bizim en ucuza aldığımız gaz Azerbaycan gazı. Rus gazı öyle değil. En pahalısı da İran gazı. Mesela Almanya, Fransa, İtalya, Rus gazını bizden daha ucuza alıyor. Bu Müzakere gücüyle ilgili bir şey. Doğru zamanda, doğru şekilde müzakere ederseniz fiyatı da aşağı çekersiniz.

-Örneğin Bulgaristan 3 milyar metreküp Rus gazı alacak ve indirim yapacak..

Avrupa Birliği’nin Rusya’nın hegemonyasını kırmak için aldığı bir dizi karar var. Türk Akımı biraz da bu nedenle ortaya çıktı. Rusya hem gazın üreticisi, hem Avrupa’yı besleyen boru hatlarının hepsinde yüksek oranda hissesi var. Aynı zamanda Avrupa içinde çeşitli dağıtım şirketlerinde de hissedar. Dolayısıyla burada AB, Rusya’nın tekelini kırmaya çalışıyor. Bu amaçla, Gazprom’un AB içinde, tedarikten taşımaya ve dağıtıma uzanan gücünü kırmaya yönelik “Üçüncü Enerji Paketi”ni çıkardılar. Diğer taraftan ise Rusya açısından da “Ukrayna’nın cezalandırılması” ve AB baskısına bir yanıt verilmesi gerekiyordu. İki neden birleşince, bu boru hattı ortaya çıktı. Avrupa’ya “benim seçeneklerim var” mesajı verilirken, Ukrayna’ya da “Bana direnirsen, seni devre dışı bırakırım” mesajının adıdır Türk Akımı boru hattı! Türk Akımı ortaya atan, Türkiye değil, Putin’dir. Türkiye’ye 15,75 milyar metreküplük hat kesinleştikten sonra, ikinci 15,75 milyar metreküplük hattın Avrupa’ya hangi ülke üzerinden gideceği mücadelesi, yani ‘Bulgaristan mı Yunanistan mı’ tartışması başladı. Son dönemde, Bulgaristan üzerinden gideceği, oradan Sırbistan’ı da besleyeceği konuşuluyor. Yani Rus Gazprom, Avrupa’ya giriş açısından Bulgaristan’a nispeten ucuz veriyoruz argümanını kullanarak, bir cazibe sunmaya çalışıyor.

-Biz daha ucuza alamaz mıydık?

Doğru müzâkere yapmak lazım. Bir de siz vazgeçilmez misiniz, ona bakmak lazım. 

-Vazgeçilmez değil miyiz?

Önemliyiz. Ama mesele, sadece enerji ihracatı ile sınırlı değil. Bir taraftan NATO üyesisiniz, aynı zamanda da Rusya’ya hem doğalgaz, hem ham petrol ve petrol ürünlerinde aşırı bağımlı bir ülke konumundasınız. Kömürde de yüksek oranda bağımlıyız Rusya’ya. Hele bir de Akkuyu Nükleer Santrali yapılacak olursa o zaman yüzde yüz nükleerde de bağımlı olacaksınız. Ama işin dış politika boyutu da çok önemli... Rusya ile başta Suriye olmak üzere Ortadoğu, hatta Akdeniz bölgesinde çok ince bir dengede gidip gelen bir ilişkiniz var. ABD’ye karşı Rusya’ya yaslandıkça, Rusya’ya karşı kırılgan oluyorsunuz; pazarlık gücünüzü doğal gazda kullanmakta zorlanıyorsunuz.

-Onlar da bize bağımlı, karşılıklı bir bağımlılık denemez mi?

Rusya’nın burada eli biraz daha üstün durumda. Diyelim ki herhangi bir biçimde Rusya’dan gelen gaz kesildi. Bu Rusya’ya zarar verir mi, verir. Ama size ne kadar zarar verir? Daha fazla! Bir kere 30 milyar metreküplük gazın gelişini, bir başka kaynakla kısa sürede ikame edemezsiniz. Çünkü doğalgaz ya boru hatlarıyla ya LNG (sıvılaştırılmış gaz) biçiminde gelir. Birkaç milyar metreküplük bir hacim değil zira söz konusu olan. Sanayiden, elektrik üretimine ve giderek konutlara kadar büyük sıkıntı yaşanır. Yer altı depo kapasiteniz de çok kısıtlı olduğundan, Rus gazı kritik önemde. Bunun ötesinde, genelde dış politikada dengeler ve özelde İdlib meselesi var. Siz bir taraftan Amerika ile ters düşmüşsünüz; orada Rus ve İran faktörünü kullanmaya çalışıyorsunuz. Ama İdlib’de Rusya’yla gidip gelen çıkar çatışmalarınız var. Böyle bir ortamda doğalgazın fiyatıyla ilgili tartışmalar marjinal kalıyor, eliniz güçlü değil çünkü.

-Türk Akımı’nın Türkiye için hiç mi avantajı yok?

Tek bir avantajı var. Mevcut Batı Hattı, Ukrayna (ve Moldova, Romanya, Bulgaristan) üzerinden geldiği için biz hemen hemen her kış sıkıntı yaşıyoruz. Ruslar, “Yol üstünden geçerken Ukrayna sifonluyor, kendi gereksinimi için hukuksuz bir şekilde bunu çalıyor” diyor. Ukrayna da “Rusya kesti” diyor. Bazen İran’dan gelen gazda da eş zamanlı kesinti oluyor. Kışın en çok tükettiğiniz, günlük talebin çok yükseldiği zamanlarda ciddi sıkıntıya düşüyorsunuz. O yüzden de son yıllarda fiyatı biraz daha fazlaya gelse bile BOTAŞ ve özel sektör aracılığıyla FSRU denilen Yüzen Depolama ve Yeniden Gazlaştırma Gemileri kiralanarak bu darboğaz giderilmeye çalışılıyor. Türk Akımı sadece ve sadece, Ukrayna üzerinden gelmeyeceği için avantajlı. Bileceğiz ki tek muhatabımız Rusya’dır. Çok sıra dışı gelişmeler olmazsa büyük olasılıkla bir kesinti yaşamayacağız. Tek avantajı budur. Yoksa ne deniz altı geçişini biz yaptık, ne Türk Akım'ı Rusya’ya bağımlılığımızı azalttı, ne gazı daha ucuza alacağız, ne de gazı alıp yeniden satacağız. O halde nedir bu “büyük başarı” hikayesi? Gerek yok bu söyleme…

-Peki Türkiye ne yapmalı?

Sadece AKP iktidarının değil, Türkiye’yi yönetenlerin yıllardır yapması gereken şu: Çok zengin yenilenebilir kaynaklarımız var. Bunun başında güneş geliyor. Türkiye, 300 milyar kwh elektrik tüketiyorken, neredeyse tamamı beklemede olan 400 milyar kwh devreye almadığı güneş potansiyeli var. Düşünün neredeyse el değmemişsiniz. Güneşiniz duruyor, rüzgârınız duruyor. Jeotermal kısmen kullanılıyor. Onun dışında biyo-yakıtınız var. Ve en az bunlar kadar önemlisi, enerjiyi son derece verimsiz kullanmaya devam ediyorsunuz. Ama resmi iddiaların aksine, OECD içinde enerji verimliliğini arttıramayan ve olumsuza götüren tek ülkesiniz. Milli gelir rakamlarında TÜİK üzerinde oynamalarla, enerji yoğunluğunu azaltmış olmuyorsunuz!

-Sözünü ettiğiniz sistem niçin uygulamıyor?

Genel hatlarıyla şu söylenir: Güneş 365 gün, sabahtan akşama yok, rüzgâr da keza öyle. Dolayısıyla bunlar kararlı kaynaklar değildir, yatırımları çok pahalıdır! Sabahtan akşama, söz konusu maliyetleri ve diğer ülkelerdeki gelişmeleri takip ediyorum. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’na göre güneşte, rüzgârda, hatta denizdeki rüzgâr santrallerinde bile maliyetler hızla aşağı iniyor. Fosil yakıtlarla başa baş gelen, hatta altına düşen maliyetler söz konusu. Bunlar yapılabilir. Rüzgâr ve güneşten elde edilen elektriğin depolanamayacağı iddiası da geçersiz... Elektrik depolama teknolojilerinde de devrimsel gelişmeler, büyük maliyet düşüşleri görülüyor. Gelecek, yenilenebilir kaynaklar ağırlıklı bir dünyada…

-Niye maliyeti düşürülemiyor diyorsunuz?

Türkiye’de siyasi iradeyi ağırlıklı olarak yönlendirenler geniş halk kitlelerinden çok, varsıl kesimler. Dolayısıyla büyük şirketler, kısa sürede devreye girebilecek ve kendilerine daha fazla para kazandırabilecek projelerin peşindeler. Güneş ya da rüzgâr yatırımının geri dönüşünü uzun uzun bekleyemiyorlar. Marjinal olduğunu düşündükleri kârların yerine, hızla kâr edeceklerini varsaydıkları sektörlere yöneliyorlar ve hükümetleri yönlendiriyorlar. Ulusal çıkarlar açısından stratejik bakmak ve kamu yararını gözetmek yerine, kısa sürede yatırdığımız parayı nasıl geri alırız, en büyük kârı nasıl elde ederiz, bunun peşindeler. 

-Doğalgaz depolama da önemli değil mi, Türkiye’nin bu anlamda kapasitesi nasıl?

3 milyar metreküpün az üzerinde bir depolama kapasitemiz var. Senelerdir Tuz Gölü’nün altına yapılacak bir depo projesi söz konusu. İki kere yolsuzluk savları nedeniyle iptal edildi, üçüncü kez ihale edildi. Şimdi sürüyor. Dünya Bankası’nın desteğiyle yapılan ihaleye baktığınızda, bunun hacmi topu topu 1 milyar metreküptür (960 milyon metreküp) ve çok yetersizdir. 50 milyar metreküp tüketen bir ülkenin en azından bunun yüzde 25-30’u kadar bir depo kapasitesi olmalı. Rusya üreten bir ülke olmasına rağmen depo kapasitesi bizim çok üstümüzdedir. Ukrayna’da da böyledir. Bu konu son derece stratejiktir. Kış aylarında ciddi sıkıntıya giriyoruz; bu (ciddi boyuttaki bir kesinti) bizim ekonomimizi baltalar. Fiyatları yukarı çeker, tüketicinin belini büker. Bir de doğalgaz anlaşmaları, spot alımlar dışında, uzun erimli ve ‘al ya da öde’ koşulu içeren anlaşmalardır. Siz Rusya’ya, İran’a, Azerbaycan’a; “Ben 25-30 sene süreyle senden gaz almak istiyorum” diyorsunuz. Onlar diyorlar ki, “25 sene benden şu miktarda gaz alacaksın; almazsan da almış gibi parasını ödeyeceksin…” Deponuz olsa hiç değilse o gazı alır, depolarsınız. Yetersiz depo kapasitesi olunca, tüketmediğiniz gazın da parasını ödüyorsunuz. 

YAPTIRIM UYGULAMASI SAÇMA OLUR

-ABD, Pentagon 2020 Savunma Bütçesi’nde enerji güvenliğine ilişkin bir tavsiye var. O da Türkiye’nin Türk Akımı ve Kuzey Akım-2 projeleri nedeniyle yaptırıma maruz bırakılabileceği. Tam olarak neye karşı çıkıyorlar?

ABD Savunma Bütçesi’nde yaptırımdan nasıl bahsedildiğine baktım. Boruları döşeyen gemiler var, bununla ilgili şirketlerin kısıtlanacağı ifade ediliyor. İyi de; iş bitti, borular döşendi, iki paralel hat, gazla da dolduruldu. Sadece iç kamuoyuna yönelik bir mesaj düzeyinde kalacağını düşünüyorum. Ayrıca bizim nereden doğalgaz alacağımıza Amerika mı karar verecek? ABD’nin Türkiye’ye bu konuda yaptırım uygulaması kadar saçma bir şey olamaz.

“EASTMED” KAĞIT ÜSTÜNDE KALMAYA MAHKÛM

-İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs, İsrail ile Kıbrıs gazını Avrupa’ya taşıması planlanan bin 900 kilometrelik boru hattı EastMed (Doğu Akdeniz Doğal Gaz Boru hattı) temelini oluşturacak anlaşmaya imza attı. Rus gazına alternatif mi?

Rusya’ya alternatif olamaz. AB’nin doğalgaz ve petrolde Rusya’ya bağımlılığı azaltmak konusunda bir dolu girişimi olmakla beraber, özellikle 2015 sonrası Rus Gazprom’un Avrupa’ya sürekli yükselen rakamlarla gaz verdiğini görürsünüz. Örneğin, Rusya (Gazprom), 2015’te Avrupa’ya 158.6 milyar metreküp gaz ihraç ederken, geçen sene 200.8 milyar metreküp gaz ihraç etmiş. Almanya’nın da Rusya’dan gaz almaya itirazı yok. AB içinde, bir yandan Rusya’ya petrol ve gazda bağımlılığı azaltmaktan söz edilse de büyük aktörler (Almanya, İtalya gibi) Rusya ile ilişkilerden rahatsız değil. Ayrıca Rusya’nın diğer seçeneklere göre hem üretim fazlası, hem maliyet hem de Nord Stream gibi boru hatları üzerinden ciddi bir üstünlüğü ve maliyet avantajı var. EastMed denen boru hattı, Rus gazına, hatta ABD ve Katar LNG’sine, Cezayir gazına alternatif oluşturma kapasitesinde değil. East Med Boru Hattı, Türkiye’nin dış politikası nedeniyle karşısında bütünleşen Doğu Akdeniz kıyıdaş devletlerinin bir “sopa-havuç” projesinden öte konumda değil bugün için. 2016, 2017, 2018, 2019’da, söz konusu devletler (Mısır, Yunanistan, İsrail, vb.) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin kaç tane “anlaşma” imzalandığını açıkçası unuttum! Hatta ben bununla ilgili sunum yaparken bunlardan birkaç örneği sıralayıp, en sona “temcit pilavı” fotoğrafı koyuyorum. Dediğim gibi, bu “proje”, daha çok sopa, havuç politikası içinde Türkiye ve KKTC’ye ayar vermek için uygulanmaya çalışılan bir halkla ilişkiler çabası… Yeterli gaz yok. Yer yer 3000 metreden fazla derinlik, Yunanistan kıyıları yakınında aşırı sismik hareketlilik; yüksek maliyet ve alternatif kaynaklar karşısında hiçbir şansının olmaması, Avrupa gaz talebinin azalması, küresel piyasalarda gaz arzı fazlası olması gibi çok sayıda nedenle bu proje, kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm…

-İyi de herkes bunu biliyorken, niye sürekli aynı şeyi yapıyorlar?

Siz, ben, yetkililerimiz bunu biliyor olabiliriz. KKTC’de son iki senedir her hafta ders veriyorum. Benim öğrencilerim de bilir ama KKTC ve Türkiye kamuoyu açısından baktığımızda öyle değil. Rumlar ve diğer devletler, bu konuyu ve Kıbrıs adasının güneyinde yapılan sınırlı bazı keşifleri, “Sopa-havuç” gibi kullanıyorlar. Örneğin Kıbrıs’ın güneyinde keşfedilen sahalar açısından baktığınızda, bugüne kadar ortaya konulan ya da öne sürülen rezerv miktarları son derece sınırlı ve spekülatiftir. Siz tek bir kuyu açıp, onun üzerinden, “bu sahada şu kadar üretilebilir rezervler vardır” diyemezsiniz. Bu bilimsel değildir. Açıklanan miktarlara baktığınızda bunun bir başına Türkiye’yi “bypass” edip, binlerce kilometrelik, 3 bin küsur metre derinliğine varan sismik aktivitesi çok yüksek bir güzergâhtan Avrupa’ya gitmesinin bir ekonomisi yoktur. EastMed’in, ne Rus gazıyla ne diğer LNG alternatifleriyle, ne Amerikan LNG’siyle ne de Mısır gazıyla rekabet etmesi mümkün değildir. Bunu sadece ben söylemiyorum, Avrupa Komisyonu’nun ilgili bütün yapılarının sayısız raporu var. Bu proje, kesinlikle politik amaçla sabah, akşam önümüze sürülen temcit pilavıdır o yüzden...

FATİH, YAVUZ VE BARBAROS'UN SATIN ALINMASI OLUMLU

-Türkiye şimdiye kadar Doğu Akdeniz’de beş sondaj gerçekleştirdi. 2020’de beş sondaj daha yapılması planlanıyor. Türkiye burada doğru davranmıyor mu?

Türkiye’nin doğruları da var yanlışları da… Dünya genelinde baktığımızda doğalgaz; üç fosil yakıt arasında, önümüzdeki yıllar içinde payını arttırması beklenen tek kaynak. Diğer fosil yakıtlara göre daha verimli; (salımları açısından) çevreye petrolden ve kömürden daha az zararlı. Dünyada yaklaşık olarak 200 trilyon metreküp ispatlanmış rezerv var. Amerikan kuruluşu olan USGS (United State Geological Survey) bugüne kadar Doğu Akdeniz’de iki-üç boyutlu yapılmış bütün sismik araştırmaları ve sondajları değerlendirdiği, 2010’da yayınladığı raporda şunu söylüyor: “Mısır, Kıbrıs, İsrail, Lübnan ve Suriye denizler alanı için yaklaşık 10 trilyon metreküplük tahmini rezerv var.” Tahmini rezerv, hiçbir zaman ispatlanmış, üretilmiş rezerv mertebesinde değildir. Son yıllarda en çok İsrail’de keşif var ki İsrail’in ihtiyacına fazlasıyla yeter. Kıbrıs’ın güneyinde Glafkos, Kalipso ve Afrodit keşifleri yapıldı. Afrodit keşfini, başlangıçta abartılı olarak, 250 milyar metreküp diye açıkladılar. Çünkü şirketler genelde uluslararası borsada değerini arttırmak için rakamları şişirirler. Aynı şekilde Rum kesimi de bunu kullanır ki, daha fazla şirketi ve arkalarındaki devletleri oraya çeksin.

-Ne kadar şişirmeden bahsediyorsunuz?

Açıklanan rezervler, 250’den 198’e, en son 129 milyar metreküpe düştü. Kalipso ve Glafkos için de 198 milyar metreküp rakamı telaffuz ediliyor. Yani hepsini bir araya getirseniz, 400-500 milyar metreküp eder ki bu Kıbrıs için önemli. Ama bu rakam üretim maliyetlerine baktığımızda EastMed gibi bir boru hattını ya da Vasilikos’a inşa edileceği konuşulup duran bir LNG tesisini haklı kılmıyor.

- Mısır’ın da son yıllarda büyük keşifler yaptığı görülüyor..

Evet; örneğin Zohr sahası için 850 milyar metreküp rakam açıkladılar. Bu, şu yüzden de önemli: Rum tarafı KKTC ile müzakerelerde sürekli olarak “sopa-havuç” politikası kullanıp, “siz bize toprak verin, tazminat verin, şu tavizi verin” argümanını kullanıyor. “Biz de ona göre size gazdan biraz pay veririz” diyor! Bir yandan da az önce değerlendirdiğimiz “EastMed” hattını, diğer yandan da Mısır’ın atıl konumdaki İdku ve Damietta terminallerine gaz yollamayı, müşteri kızıştırmak için kullanmaya çalışıyor. Ama Mısır’ın Zohr ve ardından Noor sahası keşifleri, bu “pazarlama çabasını” da boşa çıkardı. Ancak asıl sorun şu: Türkiye’nin mevcut dış politikası, bütün karşıtlarımızı bir araya getirmiş durumda. Mısır’la kavgalısınız, çünkü Müslüman Kardeşler odaklı bir dış politikayı savunuyorsunuz. Mısır ile tarihimizin en kötü dönemini yaşıyoruz. İsrail ile kavgalıyız. Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ı söylemeye zaten gerek yok. Suriye’yle de kavgalıyız. Lübnan ile ilişkilerimiz ortada. Bizim Doğu Akdeniz baseninde iyi geçinmeye çalıştığımız, sadece Libya’nın (halen BM’in kabul ettiği, ama) yarını belli olmayan el-Sarraç hükümeti var. Hepsi senede 10 kere bu meseleyi dillendiriyorlar. Belirttiğim nedenlerle, EastMed’in bir yere varmayacağı açık. Enerji politikaları açısından değerlendirdiğimizde Rusya’ya gırtlağınıza kadar bağımlısınız. Ama doğru politikalar ve akılcı stratejiyle, avantajlı duruma geçebilirsiniz.

-Sondaj yapmaya başlamamız olumlu ama...

Elbette. Biz uluslararası firmalara gidip burada sondaj yaptırmaya kalktığımızda uluslararası baskı nedeniyle ya kabul etmiyorlar ya da geldilerse de vazgeçiyorlardı. Onun için Türkiye’nin Fatih, Yavuz ve Barbaros adını verdiği gemileri satın alması olumludur. Oruç Reis’i de MTA’nın Türkiye tersanelerinde inşa ettirmesi bir başka olumlu ve örnek alınması gereken bir adımdır. Oruç Reis’in Barbaros, Yavuz ve Fatih örneklerinden önemli farkı, personelin tamamının Türk olmasıdır. Başlangıçta Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ya da kıta sahanlığı kabul ettiğimiz alanda sondaj yapmayıp da kendi karasularımızda oyalanmak yanlıştı. Şimdi stratejik olarak doğru yerdeyiz. Ama “acaba sondaj lokasyonu seçimi, hidrokarbon potansiyeli en yüksek yerlerde mi yapılıyor”; bu da tartışılır.

-Niçin?

Çünkü Türkiye Petrolleri’nin son yıllarda büyük bir zaafa uğradığını görüyoruz. Deneyimli personel, arama grubundaki ve diğer daire başkanlıklarındaki birikimli meslektaşlarımız emekliliğe zorlandı. TPAO’nun en temel faaliyet alanlarından olan Sondaj ve Kuyu Tamamlama Daire Başkanlıkları lağvedildi. Olacak şey değil.  Doğu Akdeniz’i bilen deneyimli yerbilimcilerin, yeniden o çatı altına alınması lazım. Yerbilimci, okuldan mezun olup 5-6 senede yetişmiyor. Arama ya da sondaj gemisi satın almak tamam da; o gemiler eğer birikimli, nitelikli elemanlarla donamamışlarsa, kendi başlarına hiçbir şeydir.

Fotoğraf: Necati Savaş

PETROLDE TEHLİKELİ BİR SÜRECE GİRİLDİ

-Olası bir Amerika-İran çatışmasından enerji politikası nasıl etkilenir?

Bir kere her şeyden önce Basra Körfezi civarında ciddi bir kriz beklenebilir. Dünya deniz yoluyla petrol ticaretinin % 35’i Basra (ya da İran) Körfezi’nden yapılır. Bu darboğazdan, dünya piyasalarına, günde 20 milyon varile yakın petrol taşınır. Buradaki en ufak kesinti, fiziki kesinti ötesinde, petrol ve ona bağlı olarak, doğal gaz fiyatlarını sıçratır. Enerji politikamız açısından baktığımızda bizim son derece olumsuz etkileneceğimizi söyleyebilirim. Doğalgazın yüzde 99,9’unu, petrolünüzün yüzde 95’ini ithal ediyorsunuz. Bu ikisinin toplamı sizin enerji tüketiminizin içinde yüzde 61’i. Kömürde de ciddi miktarda ithalat var. Bunların hepsinin fiyatı yukarı fırlar. Dolar da TL karşısında artacak. Bu; Türkiye’nin ekonomisini allak bullak eder, Amerika’nın özel bir çaba göstermesine gerek kalmaz. İran’daki siyasi istikrarsızlık, tüm bölgeye yayılır. İzleyeceğiniz politikaya bağlı olarak, siz de ateşin içine çekilirsiniz. Bir diğer büyük üretici olan Irak, zaten bu konunun tam odağında... ABD askerlerinin Irak’tan çıkması için bir hareketlenme başlatıldı. İran’ın, örneğin ABD’nin bölgedeki “yandaşları”na yönelik (Suudi Arabistan gibi) bir girişimi, petrol üretiminde ciddi ve uzun süreli kesintilere neden olabilir. Çok tehlikeli bir sürece girildiğini düşünüyorum.

NEDEN NECDET PAMİR?

1980'de ODTÜ Petrol Mühendisliğini bitirdikten sonra 25 yıl Türkiye Petrolleri'nin her kademesinde çalıştı. Başbakanlık Boru Hatları Koordinasyon Kurulu'nda TPAO temsilcisi olarak yer aldı. Türkiye Petrol Mühendisleri Odası'nın Genel Başkanlığı'nı yaptı. Dünya Enerji Konseri Türk Milli Komitesi üyesi - Petrol Mühendisleri Odası Enerji Politikaları Çalışma Grubu ve CHP Enerji Komisyonu Başkanı Necdet Pamir Kıbrıs'ta üniversitede ders de veriyor ve enerji alanında otorite kabul ediliyor. 

Bu haber 639 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum