Uzaktan savaşın yakın bedeli: Gazetecilik
Tanklar yok, siperler yok; kameralar var, füzeler var. Teknoloji orduları korurken, gerçeğin nöbetçileri muhabirleri hedef haline getiriyor.
Yine Türkiye’nin bir sınır komşusu, sıcak savaşa ev sahipliği yapıyor. Amerika ve İsrail, Tahran’a füze yağdırıyor…
Dini lider Hamaney, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade ve Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Abdürrahim Musevi, dahil çok sayıda üst düzey İran yöneticisi öldürüldü.
İran da boş durmuyor; saldırılara ilk andan itibaren yanıt veriyor.
Başta İsrail’in tüm kentleri olmak üzere, Müslüman ülkelerdeki ABD üslerine bomba yağdırıyor.
Artık Lübnan’ın da fiilen taraf olduğu bu savaşın klasik savaşlardan farkı “bilgisayar oyunu” gibi, uzaktan idare edilmesi…
TETİK YERİNE DÜĞME!
İsrail’de bir asker bir düğmeye basıyor; İran Cumhurbaşkanlığı Sarayı havaya uçuyor… Bir başkası “maus” aracılığıyla, kız öğrencilerin okuduğu okulu bombalıyor.
Bu saldırılara yanıt yine “düğmelerle” veriliyor.
Bu kez İranlı subay mavi butona basıyor, Telaviv’den toz ve kan bulutu yükseliyor.
NE ASKER VAR, NE CEPHE!
Eskiden savaş çıkınca bol bol tank görüntüleri, hücumbotlar, dalgaları yara yara karaya ayak basan askerleri izlerdik.
Şimdi bunların hiçbiri yok!
Ne subay, ne asker, ne cephe…
Hatta, ne top, ne tank, ne tüfek, ne tabanca!
Şehirlerin en yüksek binalarından birine konuşlanan kameraların aktardığı görüntülerle savaşı canlı izliyoruz…
Karanlığı delen bir füze havada süzülüyor; sonra bir binaya isabet ediyor ve oradan yoğun ateş ve duman bulutları yükseliyor.
Hepsi bu!
TEKNOLOJİ SAVAŞI!
Hani ünlü türkümüzde “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” sözleri geçiyor ya…
Meğer tüfekle savaşmak bile daha mertçeymiş!
Bu savaşta düşmanın göğsüne kurşun sıkılmıyor…
Binlerce kilometre öteden tepenize bombalar yağıyor!
O yüzden tehlikenin nereden geleceği belli değil.
Şimdi gökyüzünden iniyor ölüm..
İnsansız araçların, hayalet uçakların, uydudan verilen koordinatların içinden geliyor.
Kimin, kimi hedef aldığı belli değil.
Belli olan tek şey artık savaş meydanında insanın olmadığı!
DEĞİŞMEYEN ACI GERÇEK!
Savaşın tüm kurallarının değiştiği bu yeni düzenin değişmeyen tek acı gerçeği; yine gazetecilerin görevlerini büyük riskle yapmaya devam etmeleri.
Kıbrıs çıkarmasında ya da Bosna Savaşı’nda cephede kurşun sıkan askerin yanına uzanan Adem Yavuzlar, Savaş Aylar, Ali Haydar Yurtseverler, Gökşin Sipahioğulları, Coşkun Arallar, Ramazan Öztürkler yok artık…
Onlar yine de şanslıydılar; çünkü kurşunun, top mermisinin nereden geleceğini kestirebiliyorlar ve ona göre canlarını korumaya çalışıyorlardı.
Bugün ise, ölüm her saniye kapınızda…
Nereden basıldığı belli olmayan bir düğmeyle ateşlenen füzenin her an için yakınınıza hatta başınıza düşmesi mümkün…
SİVİLLER BİLE DAHA GÜVENDE!
Özellikle İsrail başta olmak üzere savaşan ülkeler, sivilleri sığınaklara sokarak korumaya çalışıyor. Ama savaşı izleyen muhabirlerin böyle bir şansı da yok!
Onlar her an gökyüzünü geniş bir kadrajla gören bir binanın tepesinde olmak zorunda.
Bu yüzden artık askerden çok gazeteci ölüyor cephelerde…
Örneğin 2015’te başlayan Yemen İç Savaşı’nda 53 gazeteci öldürüldü.
Bunların büyük çoğunluğu, Suudi Arabistan’ın borbardımanlarında yaşamını yitirdi.
Bugün Yemen’de hâlâ en az 20 civarında yerel gazeteci, ağır risk altında görev yapıyor. Yabancı muhabir ise yok denecek kadar az; çünkü bölge “ölüm bölgesi” ilan edildi. Giriş, imkânsız.
GAZZE’DE 100’DEN FAZLA!
İsrail’in 2023 Ekimi’nden itibaren bombaladığı Gazze’de ise tablo çok daha korkunç:
Gazeteciler İçin Koruma Komitesi (CPJ) ve Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) verilerine göre öldürülen gazeteci sayısı 100’ü aştı.
Bu, tarihin tek bir savaştaki en fazla gazeteci ölümü olarak kayıtlara geçti.
Düşünün; 2. Dünya Savaşı’nda öldürülen gazetecilerin sayısının bile 69 olduğu söyleniyor!
Gazze’de öldürülen savaş muhabirlerinin yüzde 90’ından fazlası Filistinli.
Suriye’deki iç savaşta öldürülen gazetecilerin sayısı ise 800’den fazla!
KAMERALI HEDEF!
Gazeteciler, savaşlarda artık “kameralı bir hedef” olarak görülüyor.
Bu yeni teknolojik savaş döneminde gazeteci olmak, hedef olmak demek.
Bu tablo bize şunu söylüyor:
Yeni savaş teknolojileri; devletleri, askerleri, komutanları daha güvenli hale getirirken…
Gazetecileri daha görünür ve çok daha korumasız bırakıyor.
Artık siper yok.
Artık her yer cephe…
Bu yüzden gazetecinin riski, hiç olmadığı kadar yüksek.
Belki de en tehlikeli savaş, artık gerçeğin savaşı…
Ve bu savaşın en büyük kaybedenleri, gerçeğin nöbetçileri.
GAZETECİ YOKSA…
İşte; tüm bu anlattıklarım yüzünden artık gerek uluslararası medya, gerekse Türk TV kanalları ve gazeteleri, bu son savaşa muhabir göndermekten kaçınıyor.
Çünkü risk çok yüksek ve bu riski azaltmak için alınabilecek hiçbir önlem yok.
Bu yüzden olup bitenleri daha çok yerel medyadan ve… Resmi kanallardan yapılan açıklamalardan öğrenebiliyoruz.
Böyle olunca da karşımıza “haberin çarpıtılması” gibi klasik bir gerçek çıkıyor.
Yani gazeteciliğin girmediği yerde karanlık hakim oluyor!
Ne acı değil mi?







YORUMLAR