Yaşarken betonun içine gömülmek...

İnsanlık 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük tehditle karşı karşıya... Tehlikenin adı korona. Nasıl çıktı bu bela? Şaşıran şaşırana!

Yaşarken betonun içine gömülmek...

İnsanlık 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük tehditle karşı karşıya... Tehlikenin adı korona. Nasıl çıktı bu bela? Şaşıran şaşırana!

Yaşarken betonun içine gömülmek...
22 Mart 2020 - 17:00

Açıkçası ben şaşıranlardan değilim. Çünkü her tür hayvanın katledilip “et” diye satılmasının insana/doğaya faturasını biliyorum ve yıllardır buna karşı mücadele ediyorum. 

Doğada yakalanan veya özel olarak yetiştirilen hayvanlar, canlı hayvan pazarlarında üst üste kafesler içinde tutulur. Çoğunda yakalanma ya da taşınma sırasında oluşan açık yaralar vardır. 

En alt kafestekiler, üsttekilerden sızan kan, idrar, dışkı ve iltihap akıntılarına maruz kalır. Tezgâhlarda kesilen hayvanların kanı bu akıntılara karışır. 

Sorun sadece Çin’de egzotik hayvanların katledildiği pazarlar değil. Aynı durum dünyanın her yerindeki mezbahalarda da söz konusu. 

Diyorlar ki, bunca yıldır hayvan pazarları var. COVID-19 niye şimdi ortaya çıktı?

Kimse boşuna komplo teorisi aramasın. Ben size anlatayım.

***

50’lerin sonu, 60’ların başına gidelim. Çin’in ekonomik olarak çöküşün eşiğine geldiği dönem... Büyük Çin Kıtlığı sırasında 36 milyon insanın açlıktan öldüğü yıllar... 

Tüm gıda üretim sistemini elinde tutan rejim, 600 milyonu geçen nüfusunu doyurmakta yetersiz kalıyordu.

Ülkenin ekonomisi Mao’nun 1976’da ölümünden sonra Deng Xiaoping’in başlattığı reformlarla yeniden şekillenmeye başladı. 1978’de hükümet tam kontrolden vazgeçip köylülere kendi tarlalarını ekme ve üretim hakkı tanıdı.

Büyük şirketler domuz ve kanatlı hayvan eti üretimini elinde tutarken; küçük üreticiler, vahşi hayvanları yakalayıp satmaya yöneldi. Bunlar ilk başlarda çoğunlukla ufak köylü işletmeleriydi. Vahşi yaşam ticareti bu şekilde başladı.

1989’da Vahşi Hayatı Koruma Yasası çıkaran hükümet, vahşi yaşamı insan çıkarı için “kaynak” olarak tanımladı, vahşi hayvanların evcilleştirilip yetiştirilmesini teşvik etti. Vahşi yaşam endüstrisi de böyle doğdu.

2016’da bu yasa gözden geçirildi ve kalan son koruma amaçlı çabalar da yok edildi.

Ufak yerel çiftlikler sanayi boyutunda üretim yapan tesislere döndü. Üretim arttıkça tesislerdeki hasta hayvanların sayısı da arttı. Bir yandan da talep çoğaldıkça kaplan, pangolin, gergedan vb. hayvanların satıldığı yasadışı hayvan pazarları ortaya çıktı. 

Sonunda bütün bu tesislerde yetiştirilen hayvanlar, ülke çapındaki hayvan pazarlarında bir araya geldi. 

***

2003’te SARS, yine Çin’de bir canlı hayvan pazarında ortaya çıktı. Misk kedileri ile olan bağlantısı saptanınca o pazar kapatıldı. Fakat salgından birkaç ay sonra misk kedisi ticareti üzerindeki yasak kaldırıldı. Çünkü vahşi yaşam endüstrisi artık çok büyüktü ve devasa bir lobi gücü vardı. 

Bu endüstri kârını artırmak için yolunu bulmuş: Hayvanların bedenleri kullanılarak vücut geliştirdiği, cinsel gücü artırdığı ya da hastalıklara karşı iyi geldiği iddia edilen ürünler üretiliyor. 

Örneğin ayı çiftlikleri sahipleri, ayı safrasının hayat kurtardığını iddia ediyor. Oysa bunu kanıtlayan hiçbir bilimsel bulgu yok. Ama tüm Çin’de ayı çiftlikleri 1 milyar yuandan fazla gelir elde ediyor. Para için buna göz yumuluyor.

Yeryüzünün öcü

Yıllardır süren bu ticaretin sonucu olarak Çin’deki vahşi yaşam, korkunç bir kayba uğradı. Ama bu sadece Çin’e özgü değil; dünyanın her yerinde aynı nedenle insanlar tarafından katledilen yeryüzü, sonunda öcünü almaya başladı.  

Bilim ve doğa kitapları yazarı David Quammen diyor ki: “Hayvanların doğal yaşam alanlarını istila ettik, ekosistemi bozduk, türleri yok ettik. Virüslerin doğal ev sahiplerini öldürünce onlar da yeni ev sahipleri aramaya başlıyor. Biz bu bilinmeyen virüslerin yeni yaşam alanları haline geliyoruz.”

Halk sağlığı uzmanı Dr. Aysha Akhtar ise hayvansal gıda üretimi ve dünya çapındaki vahşi yaşam ticaretinin yeni bulaşıcı hastalıkları tetiklediğini söylüyor.

Sorunun kaynağı bu kadar açıkken medyada konuşanlara, yazanlara bakıyorum. Herhalde işlerine gelmediğinden bu konuyu es geçiyorlar.  

11 bin yıl önce koyun ve keçileri evcilleştirmekle kızamık virüsünü hayatına sokan insanlık, hâlâ akıllanmadı. 

Hayvanların yaşama koşullarını değiştirip köleleştirirsek, 

Milyarlarca hayvanı katledip yersek, 

Onları “kaynak” olarak görürsek, 

Bunun bedeli çok ağır olur... 

Dünyanın hâkimi olduğumuzu sanırken, daha yaşarken betonun içine gömülürüz!
Zülal Kalkandelen
[email protected]

Bu haber 416 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum