İyi olduğu kadar güzel bir ömrü olur insanın ve iyi niyeti kadar önündeki yollar açılır.
Ne kadar seversen o kadar sıcaktır kalbin. Eğer derinden seviyorsan, yaşıyorsun demektir. Kırıp bırakmak, yüzleşmekten kaçınmak ve bazı oyunların arkasına sığınmak aslında “Ben yaşamıyorum, hissetmekten korkuyorum.” demektir.
Ve aslında geçip gidenler, var olma cesaretini gösteremeyip yarım yollarda küçük hikâyelerin başrolleri olurlar. Asıl olan; hayat yoluna çıkıp her şeyi göze almak ve kendi hikâyenin kahramanı olmaktır.
Bu hayat; iyilikle yaşayıp her şeye şükrederek, güzel tarafından yakalayarak, gülmek için bir sebep bulup hayata tutunanların hediyesidir. Bir kelebeğin uçtuğunu görüp onun özgürlüğünü hissedebilenlerin…
Böylesine derin bir hayatın ortasındayken, kitabı tam ortasında bırakıp okumadan rafa koymak neden?
Neden mi?
Sevgiyi ilk kez gerçekten hissettiği için korkutucu gelmiştir.
Neden mi?
Anılar biriktirmek yerine yarım bırakmak, onun özüne işlemiştir.
Neden mi?
Kırıp yarım bıraktığı hikâyelerin karmasını yaşamak, onun yaşam biçimi olmuştur.
Neden mi?
Kaçmak, var olmaktan daha rahat gelmiştir.
Ve geriye kalan; bizim gibi cesaretle hayatı kucaklayabilen, güzel gönlünü koşulsuz iyiliğe ve sevgiye açan insanların yoluna devam etmesidir.
Kazanan; bu dünya düzeni içinde kendini seven, yarım bırakmadan ilerleyen, hayatı özümseyen ve hayatın her kelimesinin altını çizen, her anın içinde güzelliği görmeye çalışan insanlardır.
Karşı taraf kazanan gibi görünse de, yanında böyle bir ruhla yol almak yerine kaçıp kendi kara deliğinde yaşamayı, karanlık ruhunu biraz daha karartmayı seçiyorsa; seçsin. Kazanan hep biziz. Ve daima biz olacağız.
Güneş sadece kendini ısıtmaz; tüm dünyayı aydınlatır ve ısıtır. Biz de diğer insanlara ışık olalım.
Karanlıklar onların olsun; biz aydınlatarak en güzel günlere yürüyelim…
Yani ben kazandım, sen yine kaybettin…


YORUMLAR