Hüseyin Macit Yusuf

Hüseyin Macit Yusuf

DOSYA
[email protected]

Guterres rüya görmekten vazgeçmeli, gerçeği ilan etmelidir

10 Temmuz 2026 - 11:50

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, son İyi Niyet Raporu’nda Kıbrıs’taki liderlere “ilerleme için ortaya çıkan fırsatı değerlendirin” çağrısı yapıyor. Açık fikirlilikten, esneklikten, uzlaşıdan ve siyasi iradeden söz ediyor. İyi de Sayın Guterres, ortada gerçekten bir “fırsat penceresi” var mı? Yoksa BM, yaklaşık altmış yıldır yaptığı gibi, Kıbrıs’ta olmayan bir ortak zemini varmış gibi göstererek yeni bir umut bezirganlığına mı soyunuyor? Guterres, Kıbrıs meselesine yabancı bir isim değildir. Crans-Montana’da bizzat masadaydı. Rum tarafının siyasi eşitlik, dönüşümlü başkanlık ve Kıbrıs Türk halkının etkin katılımı konularındaki uzlaşmaz tavrına şahit oldu. 2004 Annan Planı’na Kıbrıs Türk halkının “evet”, Rumların ise ezici çoğunlukla “hayır” dediğini elbette biliyor. Dahası Guterres, kendi raporunda 2025 yılının Mart ve Temmuz aylarında üzerinde uzlaşılan Güven Yaratıcı Önlemlerin büyük bölümünün uygulanamadığını söylüyor. Yeni geçiş kapıları konusunda dahi ilerleme sağlanamadığını kayda geçiriyor. Öyleyse sormak hakkımızdır: En basit Güven Yaratıcı Önlemleri bile hayata geçiremeyen tarafların önünde hangi “fırsat penceresi” açılmıştır? Guterres kendi raporundaki tespitlerle kendi çağrısını adeta tekzip etmektedir. Bugün Rum tarafı hızla silahlanıyor. ABD, Fransa, İsrail ve Yunanistan’la askeri ve stratejik iş birliklerini derinleştiriyor. Türkiye’ye ve Kıbrıs Türk halkına karşı yeni güvenlik mimarileri oluşturuyor. Kıbrıs Türk halkının gasp edilen uluslararası haklarını geri vermeye yanaşmıyor. Doğrudan uçuşu, doğrudan ticareti ve doğrudan teması engelliyor. Ve en önemlisi, Kıbrıs Türk halkını adanın egemen eşit ortağı olarak kabul etmiyor. Hala “tek egemenlik, tek vatandaşlık, tek uluslararası temsiliyet” diyor. Kıbrıs Türk tarafı ise egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletli çözüm istiyor. Bu iki pozisyonun ortak noktası nerededir? Ortak zemin yoktur! Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın müzakerelerin başlaması için ortaya koyduğu metodolojiye dahi Rum tarafından olumlu karşılık verilmemiştir. Siyasi eşitlik, dönüşümlü başkanlık, geçmiş yakınlaşmaların teyidi, takvim ve “hayır” diyen tarafın bir sonuçla karşılaşması yönündeki yaklaşım kabul görmemiştir. Bütün bunlar ortadayken Guterres hangi siyasi iradeden, hangi esneklikten, hangi uzlaşıdan söz ediyor? BM’nin yapması gereken yeni planlar hazırlamak, yeni formüller icat etmek veya taraflara dayatılmış bir çözüm zemini yaratmak değildir. Yapılması gereken gerçeği tespit etmektir. Kosova konusunda BM Özel Temsilcisi Martti Ahtisaari’nin yaptığı tam da buydu. Sırp ve Kosovalı Arnavut temsilcilerin nihai statü konusunda “taban tabana zıt” görüşlere sahip olduklarını açıkça tespit etti. Gerçeği diplomatik sözcüklerin arkasına saklamadı. Raporunu BM Güvenlik Konseyi’ne sundu. Guterres neden Kıbrıs’ta aynı dürüstlüğü gösteremiyor? Neden “Taraflar arasında ortak zemin yoktur” diyemiyor? Neden yaklaşık altmış yıldır başarısız olan iyi niyet misyonunun çöktüğünü kabul edemiyor? Çünkü BM, Kıbrıs’taki başarısızlığının muhasebesini yapmak yerine her defasında yeni bir “süreç” başlatarak sorumluluğu geleceğe ertelemeyi tercih ediyor. Yeni temsilci…Yeni temas…Yeni yemek…Yeni gayriresmî toplantı…Yeni güven yaratıcı önlem paketi…Sonuç? Koca bir hiç! 2004’te Annan Planı’nı reddeden Rum tarafı ödüllendirilerek Avrupa Birliği’ne alındı. Crans-Montana’da sonuç alınamadı. Aradan geçen yıllarda Rum zihniyetinde Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini kabul etme yönünde milim değişiklik olmadı. Buna rağmen Kıbrıs Türk halkından sürekli “esnek” olması bekleniyor. Ne kadar daha esneyeceğiz? Devletimizden mi vazgeçeceğiz? Egemenliğimizden mı? Toprağımızdan mı? Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünden mi? Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’nun son açıklamalarında bir kez daha vurguladığı gibi Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü vazgeçilmez kırmızı çizgimizdir. NATO veya başka uluslararası formüllerle bu garantinin sulandırılmasına izin verilemez. Kıbrıs Türk halkının geleceği Rum tarafıyla kurulacak ve bizi yeniden azınlık statüsüne sürükleyecek bir ortaklıkta değildir. Gelecek, iki egemen eşit devletin yan yana iyi komşuluk ilişkilerindedir. Gerçekçi çözüm budur. Guterres artık rüya görmekten vazgeçmelidir. Olmayan bir “fırsat penceresini” varmış gibi göstererek Kıbrıs Türk halkına yeni umut paketleri pazarlamamalıdır.BM Genel Sekreteri’nin görevi çözümsüzlüğü çözüm diye pazarlamak değil, Kıbrıs’ta neden yaklaşık altmış yıldır sonuç alınamadığını dürüstçe dünyaya açıklamaktır. Gerçek ortadadır; Federasyon zemininde ortak zemin yoktur. Rum tarafı Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü kabul etmemektedir. Kıbrıs Türk halkı ise devletinden, egemenliğinden ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünden vazgeçmeyecektir. Hiç kimse Kıbrıs Türk halkının kaderini yeniden diplomatik deney masasına yatıramaz. Kaderimizi BM değil, kendi irademiz belirler. Egemenliğimiz satılık değildir! Guterres’ten beklenen yeni bir plan, yeni bir hayal veya yeni bir “fırsat penceresi” değildir. Beklenen, başarısızlığı kabullenmesi ve gerçeği ilan etmesidir: Kıbrıs’ta ortak zemin yoktur! BM’nin iyi niyet misyonu çökmüştür!

YORUMLAR

  • 0 Yorum