GÜNÜN YAZISI

GÜNÜN YAZISI

[email protected]

Bakalım Hakan Fidan mı haklı çıkacak, Trump-Netanyahu ikilisi mi?

01 Mart 2026 - 13:14

Sadece 20 gün önce, 9 Şubat akşamı Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın konuğuydu. 

Ahmet Hakan Fidan’a “İran’a yönelik bir hava saldırısı söz konusu olduğunda bu saldırıyı düzenleyecek olanlar rejimin yıkılmasını hedefliyorlar. Böyle bir saldırıda rejim yıkılır mı?” diye sordu.

Fidan’ın cevabı önce kısaydı: “Hayır, yıkılmaz.”

Sonra bu cevabı açtı Dışişleri Bakanı: “İran’da belli senaryoları dillendirmek istemiyorum ama hava saldırısıyla veya başka bir şeyle rejim değişmez. O, boş bir hayal. Şu olur, hükümet zayıflar, sistem zayıflar, halk karşısında hizmeti götüremez hale gelir. Kendisi daha sonra, mevcut rejim çok daha radikal kararlar alıp belki düzeltmeyi tercih edebilir. Dönüşebilir.”

Hakan Fidan, böyle konularda müktesebatı tartışmasız bir isim ama herkes onunla aynı fikirde değil.

Örneğin Amerikan Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hiç de Fidan gibi düşünmüyorlar ve İran’da rejim değişikliğini tetiklemek üzere dün sabah savaş başlattılar.

İsrail ve Amerikan istihbaratı, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in üst düzey kurmaylarıyla bir toplantı yapacağını, üstelik toplantıyı da Tahran’daki resmi konutundaki çalışma odasında yapacağını öğrenince saldırı planlarını öne çektiler, alışılmadık bir biçimde Tahran için sabahın erken saatlerinde, gündüz gözüyle askeri saldırı başlattılar.

Saldırının ana hedefi hiç kuşkusuz Hamaney’in resmi konutuydu ve konut içinde yaşayan hemen hemen herkesle, ki buna Hamaney’in kızı, damadı, torunu da dahil, yerle bir edildi. Ali Hamaney öldü.

Sadece Hamaney de değil. Devrim Muhafızları’nın  komutanı Muhammed Pakpur, Hamaney’in Ulusal Güvenlik Başkanı Ali Şamhani, Savunma Bakanı Amir Nasırzade de öldürüldü.

Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan bir başka saldırıdan canlı kurtuldu ama İran devletinin ana yönetim kademesi artık yok.

Tabii İran basit bir aile diktatörlüğü değil; rejimin ideolojik niteliği, ikinci, üçüncü, dördüncü adamları rejim içinde mümkün kılıyordu ve Hakan Fidan’ın dediği gibi rejim bir günde yıkılmadı.

Peki izleyen günlerde yıkılır mı? Yoksa dimdik, hiç değişmeden ayakta mı kalır?

Mesele şu: İran’da halk nezdinde mevcut dini rejim meşru mu, değil mi?

Eğer bir meşruiyet sorunu yoksa, rejim değişmeden, hatta belki daha da sertleşerek devam eder. Ama hepimiz biliyoruz, rejimin çok ciddi bir meşruiyet sorunu var ve daha yeni kendi meşruiyetlerini silah zoruyla, belki onbinlerce İranlıyı öldürerek koruyabildiler.

Bu sefer de öyle olabilir mi? İran’ın İslam Cumhuriyeti rejimi, silahlı gücü olan Devrim Muhafızları eliyle yeniden bir konsolidasyon sağlayabilir, ülkeyi yeni isimlerle ama hiç değişmeden, sanki Ali Hamaney hala hayattaymış gibi yönetebilir mi?

Bunun için cevabını bilmediğimiz bir matematik sorusu sormamız gerekiyor: Acaba İran’ın mı daha çok füzesi var, ABD ve İsrail’in mi?

Şimdi İran misilleme saldırıları yapıyor, çok sayıda farklı ülkede farklı hedefe füzeler yolluyor. Bunların önemli bölümü havada önleniyor belki ama elbette bazıları da yere düşüyor. İşte Tel Aviv’den Dubai’ye, Kuveyt’ten Ürdün’e kadar pek çok yerden böyle enkaz görüntüleri geliyor zaten.

Ama mesele şu: İran’ın daha fırlatacak kaç füzesi var? ABD ve İsrail’in o füzeleri durduracak kaç savunma füzesi var?

Bir şeyi daha unutmayın:

Bakın, İsrail’den sabah 06.00’da kalkan uçaklar, İran tarafından hiç fark edilmeden Tahran’ı vuracak mesafeye kadar geliyor. İran’ın bir hava savunma erken uyarı sistemi olsa herhalde bu uçakları fark ederdi ve Ali Hamaney ile diğer üst düzey isimler en azından sığınağa inerdi.

Yani İran hava sahası Amerikan ve İsrail uçakları için serbest bölge. Dolayısıyla İran’ın füze rampaları mobil bile olsalar zaman içinde bulunup imha edilebilir, füze depoları ne kadar gizli olurlarsa olsunlar bugünlerdeki yoğun faaliyet nedeniyle saptanabilir ve yok edilebilir.

Dolayısıyla İran’da o silahların tetiğini kim elinde tutuyorsa o kişi için bu misillemelerin sonu yok. Şimdilik görünen, Ali Hamaney’in en güvendiği isimlerden biri olan Ali Laricani’nin fiili liderlik üstlendiği. Ülkenin Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın Devrim Muhafızları ordusu ve normal ordu üzerinde bir etkisi olmadığı biliniyor.

Rejimin kendi içinden çıkaracağı yeni liderlik, bu saldırıları durdurmayı, Hakan Fidan’ın öngördüğü gibi kendini baştan sona değiştirmeyi de seçebilir elbette ama bu ne kadar gerçekçi bir seçenek bilemedim.

Kaldı ki İran’ın vekilleri de bu aşamada İran’ın  yanında savaşa girebilir. İsrail iki haftadır Lübnan’daki Hizbullah’ı iyice pasifize ediyor ama İran düşerken Hizbullah’ın sessiz kalması beklenmemeli. Aynı şey Yemen’dekiler için de geçerli.

İran’dan Ali Hamaney’in ölümüne sevinenlerin sokaklardaki gösterilerinin videoları, fotoğrafları geliyor ama aynı şekilde tam tersi ABD ve İsrail’i kınayanların, Ali Hamaney’in ölümüne öfkelenenlerin sokak gösterileri de var.

Şuna kuşku yok: Amerikan ve İsrail saldırıları devam edip İran’ın askeri kapasitesi yok edildikçe Devrim Muhafızları ve onların ayakta tuttuğu rejim de zayıflayacak, hatta belki çökmenin eşiğine gelecek. Ama bugün savaşın ikinci günü ve henüz orada değiliz.

Gerek Amerikan The Wall Street Journal, gerekse İngiliz Financial Times, Trump’ın rejim değişikliğine oynayarak bir “kumar” içinde olduğunu, bir nevi “zar attığını” söylüyor. Yani bir yerde Hakan Fidan gibi düşünüyor. The New York Times’ın başyazısı ise bir hayli ağır ifadeler içeriyor Trump için.

Bu savaş İran açısından yıkıcı olduğu kadar Amerikan Başkanı açısından da son derece ciddi sonuçlar ortaya çıkaracak. Çünkü Trump bu savaşı ortada bir provokasyon yokken, bir saldırı tehdidi yokken çıkardı. Ne Kongre’den izin aldı ne de başka bir yerden. Oturduğu yerde tek başına karar verdi.

İran’da rejim değişikliğinin veya belirgin bir politika değişikliğinin olmamasının Trump’a bedeli de çok yüksek olur; çünkü şimdiden ülkesinde başlattığı bu savaşa karşı büyük bir tepki var.
İsmet Berkan

YORUMLAR

  • 0 Yorum