GÜNÜN YAZISI

GÜNÜN YAZISI

[email protected]

İlahinin piyasayla imtihanı: Maneviyatın bağlam kaybı

26 Şubat 2026 - 11:54

Samsunlu üç vatandaş Türkiye’de “Ramazan gündemi” yarattı:

İlahi “söyleme ve sahne tarzları” bazı kesimlerce dini formata uygun bulunmadı. “Dini içerikle eğlence tarzı karıştırılmasın” dendi.

Bir kesim ise ilahi söylemelerini “samimi ve doğal” buldu.

Aklıma Prof. Süleyman Uludağ’ın müziğin, İslam tarihi içindeki yerini kapsamlı inceleyen “İslam ve Müzik” adlı eseri geldi.

Kitap, sadece müziğin dinen helal mi, haram mı olduğunu ele almadı. Aynı zamanda ilahi gibi dini müzik türlerini de inceledi.

İslam’ın ilk dönemlerinde müzik bugünkü gibi kurumsal “dini musiki” şeklinde değildi. Güzel sesle Kur’an okuma, ezan ve (Arap geleneğinde güçlü olan) bazı şiirlerin okunması vardı.

Hz. Muhammet döneminde düğünlerde def çalınması ve şiir söylenmesi gibi örnekler de bulunurdu. Fakat ibadet ile eğlence birbirinden ayrılırdı…

Zamanla tasavvufun gelişmesiyle birlikte ilahi, kaside ve zikir meclislerinde söylenmeye başladı. Ki Nakşibendi geleneğinin bazı kolları, zikirde sessizliği esas alır ve müzikli zikir veya enstrümanlı ilahiye sıcak bakmaz.

Selefileri dışarıda tutarsak çoğunluğunda Allah sevgisini anlatan “tasavvuf musikisi” geleneği İslam hayatında güçlüdür.

Osmanlı döneminde ise bu alan daha sistemli hale geldi: Makamlı ilahiler, ayinler ve dini formlar gelişti.

Bu son cümleyi biraz açayım:

TARTIŞMANIN YÜZEYSELLİĞİ

İslam kültürü, ne yazık ki bizim ülkemizde pek bilinmiyor. Bu yüzden dini meseleler çoğu zaman geleneğin derinliği ve estetik ölçüler bilinmeden yüzeysel tartışmalarla ele alınıyor.

Mesela:

“Makamlı ilahiler” demek, ilahilerin rastgele ezgiyle değil, Türk musikisindeki belli kurallara göre söylenmesi demektir. Örneğin, Rast, Hüseyni, Segâh gibi makamlar kullanılarak ilahiler bestelenir, söylenir.

İlahilerin belli bir müzik sistemi içinde ölçülü ve düzenli şekilde söylenmesi şarttır…

“Dini formlar” ise naat (Hz. Muhammet’i öven şiirler), kaside (dini veya ahlâki konuları anlatan uzun ve övgü dolu şiir), tevşih (özellikle kandil ve mevlit gibi gecelerde, camide topluca söylenen dini eser), durak (tekke geleneğinde ağır ve derin şekilde okunan, dinleyenleri düşünmeye sevk eden) ilahi türleri ortaya çıktı.

Peki bu ilahileri söyleme kuralı nedir?

Dini gelenekte ilahi, öncelikle maneviyat dili olarak görülür. Bu sebeple saygılı üslupla, gösterişten uzak ve sözlerin anlamını gölgelemeyecek sadelik içinde icra edilmesi beklenir.

Burada esas olan müzikal performans sergilemek değil, sözün taşıdığı inanç ve duygu dünyasını dinleyene aktarabilmektir… İlahi, eğlence merkezli değil, gönül merkezli söyleniş biçimidir. Bu bakımdan ilahiyi sıradan müzik parçası gibi, bağlamından koparıp, eğlence unsuru haline getirmek geleneğin ruhuyla örtüşmez...

Örneğin bir okul tenefüsünde yüksek sesle çalınıp çocuklara oyun havası eşliğinde oynatılacak bir müzik parçası gibi kullanılması, ilahinin taşıdığı dini ve manevi ciddiyetle bağdaşmaz

Toparlayayım:

TİCARİ DOLAŞIM ARACI

Üç Samsunlu vatandaşın ilahi söylemesi etrafındaki tartışmada üzerinde durulması gereken bir diğer nokta şu olmalı:

İslam estetiğinin ortaya koyduğu ölçü ve hassasiyet...

İlahi, tarih boyunca sıradan müzik türü olarak değil, kalbi yumuşatan, insanı tefekküre yönelten ve manevi derinlik kazandıran ifade biçimi olarak görüldü.

Bu sebeple icrasında denge, vakar, edep, içtenlik ön planda olmalıdır. Sesin güçlü ya da etkileyici olması tek başına yeterli olmaz. Sözün anlamını koruması, dinleyende saygı ve sükûnet duygusu uyandırması gibi esasları vardır…

Buna karşılık ilahinin, sosyal medya görünürlüğü sağlamak, dikkat çekmek ya da reklam geliri elde etmek amacıyla her ortamda aynı üslupla icra edilmesi ciddi estetik problemi doğurur!

Dini bir formun ticari dolaşımın parçası haline gelmesi, onu bağlamından koparır ve manevi ciddiyetini yozlaştırır.

Elbette sanatçı emeğinin karşılığını almalı ancak dini içerik araçsallığa dönüştürüldüğünde ölçü kaybolur. Bu tartışmada belirleyici olan kimlikler değil, niyet, üslup ve bağlamdır.

İlahi, alkış toplamak, tık almak için değil, kalp toplamak için söylenir.

İslam estetiği tam da bu bilinç ve sorumluluk dengesini gözetir…

Michael Frishkopf, Federico Spinetti, Abu Bilal Mustafa al-Kanadi, Fadlou Shahedi gibi isimler İslam’da müzik estetiği konusunda neler yazdı, bir zahmet bakın!

Tartışma kulaktan dolma sözlerle değil, bilgiye ve geleneğin birikimine dayanarak yapılmalı…

Soner Yalçın

Odatv.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum