GÜNÜN YAZISI

GÜNÜN YAZISI

[email protected]

Koca ülkenin şakülü kaydığında işte bunlar olur

01 Mayıs 2026 - 13:40

 

Ben çocukken inşaatlarda çalışan duvarcı ustaları hâlâ “şakül” adı verilen, bir ucu topaca benzeyen demir bir ağırlık ve ipten ibaret olan aleti kullanırlardı.

Bugün artık su terazisi, hatta lazerli gereçler kullanılıyor ama şakül de iş gören bir aletti: Yaptığınız duvarın dik olup olmadığını o sayede belirlerdiniz.

Türkçemizde “Şakülü kaymak” diye bir deyim var; dik olmamak, yamuk durmak, dengesi bozulmak anlamında.

Ülkemizin de şakülü fena halde kaymış durumda ve daha fenası şu: Bu kayık durumu da neredeyse bütün sistem benimsemiş, herkes bu şakülü kayık durumu normal görmeye başlamış, sonra da yeni duruşlarını bu “yeni normal”e göre belirler hale gelmiş durumda.

Osmanlı zamanından kalma bir şakül.

Bu kayıklığı anlatmaya çalışayım:

Neredeyse bir yılı aşkın zamandır siyasi gündemimizde bir “mutlak butlan” lafı var.

Şu anlama geliyor: Ankara’da bir Asliye Hukuk mahkemesi, CHP’nin 2023 yılında yapılan kongresini, kongrede yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle iptal edecek; kongre iptal olunca da o kongrede seçimi kaybetmiş olan eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu yeniden partinin başına geçecek.

Türkiye’nin anlı şanlı gazetecileri, siyasetçileri epeydir bu konuda çene yoruyor. Tam bu konu tamamen kapandı zannederken geçenlerde iktidarın içinden iyi haber aldığı öne sürülen bazı köşe yazarlarınca konu yeniden gündeme taşındı.

Cumhurbaşkanı’nın attığı imalı bir sosyal medya mesajı üzerine serin kanlılığıyla bilinen Fatih Altaylı bile “Butlan hayırlı olsun” diye yazı yazdı. Sonra aynı Altaylı, İran savaşının yarattığı kritik ekonomik durum nedeniyle butlan fikrinden vaz geçildiğini söyledi.

CHP genel başkanına hala bu konuda soru soruluyor. Son olarak bugün Hürriyet yazarı Ahmet Hakan iktidara tavsiyede bulunmuş, “Vazgeçin bu butlan işinden” demiş.

“Mutlak butlan” diye bir konuyu ciddi ciddi konuşuyor olmak, bu ülkenin ayarının nasıl bozulduğunun, bu yazıdaki benzetmeyle “Şakülünün nasıl kaydığının” kanıtı gibi aslında.

Çünkü, “normal” bir ülkede, o ülkeyi “normal” yapan başlıca unsur hukuk güvenliğidir.

Yani, ülkenin kanunları önceden bellidir ve öngörülebilirdir; mahkemeleri de bu kanunlara bakarak karar verirler. Kanunların nasıl yorumlanacağı konusunda, o ülkenin yüksek yargı organları tarafından yerleştirilmiş kurallar vardır. Bu kurallar sayesinde gri alanlar da mümkün olan en aza indirilmiştir.

Normal ülkeler böyle olur.

Bu “normal” ülkenin adı maalesef Türkiye değildir. Daha doğrusu özellikle son 8-10 yıldır değil.

Bizde evet kanunlar önceden belli ama savcıların veya yargıçların bu kanunlara bakıp ne gibi yeni yorumlar yapacağı önceden kestirilemez. Fatih Altaylı mesela, YouTube’da konuştu diye “Cumhurbaşkanını tehdit ve ona fiili saldırı”dan mahkum edilebilir cennet vatanımızda. Konuşarak fiili saldırı (çok mu yüksek sesle konuştu acaba) nasıl olur sorusu sorulmaz bile.

Kanunların nasıl uygulanacağının öngörülebilirliğinin kalmadığı bu duruma bazı saygın hukukçular “Kayıt dışı hukuk” adını veriyor.

İşte o kayıt dışı hukuk yüzünden mesela İstanbul’da CHP il yönetiminin başında hala mahkeme tarafından atanmış bir kayyum olan Gürsel Tekin var. Ama bir de partinin seçilmiş il başkanı da var. Gürsel Tekin hala zaman zaman İl Başkanlığı binasına geliyor ve “çalışıyor.” Şaka gibi ama değil.

Daha en başta o mahkemenin öyle bir yetkisi yoktu, mahkeme hukuk adı altında bir fiili durum yarattı. Parti gitti yeniden kongre yaptı, il yönetimi yeniden seçildi ama mahkeme artık yerinde olmayan, yetkisi kongre eliyle sona erdirilmiş il yönetimiyle ilgili kayyum kararını kaldırmadı, “istinafa gidin o kaldırsın” diyor. Gürsel Tekin de görevi bırakmıyor, “Beni mahkeme görevlendirdi” diye savunuyor bu tuhaf durumu.

Daha fenası genel merkezle ilgili “mutlak butlan” adıyla bilinen dava. Mahkeme bu davayı reddetti. Konu şimdi istinafta.

Gazeteciler, siyasetçiler bu konuyla ilgili yorum yaparken hep Ak Parti ve Beştepe kulislerine dayanarak yapıyorlar yorumlarını. İşte bugün Ahmet Hakan da zaten Beştepe’ye sesleniyor, “Bırakın bu işin peşini” diyerek.

Tamam ama bir mahkeme kararıyla Ak Parti’nin veya Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ne ilgisi olabilir? Kararı onlar mı veriyor?

Herkes peşinen bu durumu kabullenmiş, bir Asliye Hukuk mahkemesinin istinafa giden kararı hakkında esas karar merciinin Tayyip Erdoğan olduğu sanki normal ve sıradan bir şeymiş gibi kabul ediliyor ve bütün yorumlar bu peşin kabule göre yapılıyor.

Şakülü kaymaktan kasıt tam olarak bu. Bizim şakülümüz yerinde olsa, bu konunun Tayyip Erdoğan’la ve onun muhtemel tercihleriyle hiç ilgisi olmayan bir konu olduğu hiç değilse hatırlatılırdı.

Mahkeme kararlarını aslında Tayyip Erdoğan’ın verdiğine dair bu yaygın kanaate Tayyip Erdoğan’ın bir kez bile itiraz etmemiş olması, korumaya yemin ettiği hukuk devletini bize hatırlatıp “Yahu ne diyorsunuz, Türkiye bir hukuk devleti, mahkemeler kararlarını kendileri verir, benim haddime değil mahkemeye ne karar vereceğini söylemek” dememiş olması da ayrıca kayda değer bir durum.

Koca bir ülkeyiz ve şakülümüz fena halde kaymış durumda. Hiç değilse arada bir bunu hatırlamakta fayda var.
Koca ülkenin şakülü kaydığında işte bunlar olur

İsmet Ber

YORUMLAR

  • 0 Yorum