
Rum basınında son günlerde yer alan ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Ángela Holguín tarafından hazırlandığı iddia edilen yeni Kıbrıs planı, doğruysa yalnızca yeni bir çözüm önerisi değil, Kıbrıs Türk Halkı’nın egemenliğini, devletini, toprağını ve güvenliğini hedef alan son derece tehlikeli bir siyasi mühendislik girişimidir.
Öncelikle şu husus açıkça ifade edilmelidir: Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs konusunda taraflara plan dayatma yetkisi yoktur.BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde Genel Sekreter’in üstlendiği görev, “Good Offices” yani iyi niyet misyonudur. Bu misyonun amacı taraflar arasında ortak zemin olup olmadığını araştırmak ve diyaloğu kolaylaştırmaktır. Taraflara devlet modeli yazmak, anayasa tasarlamak, toprak dağıtmak veya egemenlik paylaşımı önermek BM’nin görevi değildir.
Eğer iddialar doğruysa Holguín, iyi niyet misyonunun sınırlarını aşmış, tarafsız kolaylaştırıcı rolünden uzaklaşmış ve doğrudan siyasi aktör haline gelmiştir. Daha da vahimi, ortaya atılan önerilerin tamamı Kıbrıs Türk tarafının yıllardır reddettiği ve Crans-Montana’da çöken anlayışın farklı ambalajlarla yeniden önümüze sürülmesinden ibarettir. Maraş’ın verilmesi… Güzelyurt’un verilmesi… Mesarya’nın bir bölümünün verilmesi…Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin sona erdirilmesi…Türk askerinin çekilmesi…
Bunların karşılığında ise belirsiz vaatler, yoruma açık siyasi formüller ve “yaratıcı muğlaklık” adı verilen diplomatik aldatmacalar… Kıbrıs Türk Halkı’nın tarihi, bu tür vaatlerin nasıl sonuçlandığını çok iyi bilmektedir.
1960 Cumhuriyeti’nde eşit kurucu ortak olan Kıbrıs Türk Halkı, üç yıl sonra silah zoruyla devlet yapısından dışlanmıştır.1963’ten 1974’e kadar insanlık dışı şartlarda yaşamaya mahkûm edilmiştir. Köyleri kuşatılmış, ekonomik ambargolara maruz bırakılmış, yüzlerce şehit vermiştir. Bugün üzerinde yaşadığımız devlet, toprak ve güvenlik düzeni masa başında değil, büyük fedakârlıklar ve ağır bedeller sonucunda elde edilmiştir. Bu nedenle hiçbir Kıbrıs Türkü’nden Maraş’ı, Güzelyurt’u veya herhangi bir bölgeyi “tanınma” vaadi karşılığında pazarlık konusu yapması beklenemez. Kaldı ki mülkiyet sorununun çözümü de toprak tavizi değildir. Uluslararası hukukta bunun karşılığı takas, tazminat ve mevcut kullanıcıların haklarının korunmasıdır.
Ancak asıl mesele bundan da büyüktür. Bugün Kıbrıs Türk tarafının resmi siyaseti nettir.5.Cumhurbaşkanı Ersin Tatar tarafından ortaya konulan egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelindeki iki devletli çözüm vizyonu yalnızca bir siyasi görüş değildir. Bu politika Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından desteklenmiştir. KKTC Cumhuriyet Meclisi tarafından desteklenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Millî Güvenlik Kurulu tarafından desteklenmiştir. Dolayısıyla bu politika artık devlet politikasıdır.
Devlet politikası haline gelmiş iki devletli çözüm vizyonundan geri dönülmesi, yalnızca siyasi bir tercih değişikliği değil, Kıbrıs Türk Halkı’nın son yıllarda ortaya koyduğu bütün stratejik pozisyonun terk edilmesi anlamına gelir.
Rum lider Nikos Hristodulidis’in son açıklamaları ise durumun ne kadar vahim olduğunu göstermektedir. Rum tarafı ne diyor? Tek egemenlik. Tek vatandaşlık. Tek uluslararası kimlik. Türkiye’nin garantilerinin sona ermesi. AB müktesebatının tam uygulanması. Yani elli yıldır savundukları tezlerin tek bir satırından bile geri adım atmıyorlar. Peki o zaman Holguín hangi ortak zeminden söz ediyor? Rum tarafı egemen eşitliği kabul etmiyor. Rum tarafı eşit uluslararası statüyü kabul etmiyor. Rum tarafı iki devletli çözümü kabul etmiyor. Rum tarafı Türk garantisini kabul etmiyor. Ortak zemin yoksa dürüstçe bunu rapor etmek gerekir. Yapılması gereken budur. Yapılması gereken, ortak zemin yokken federasyonu farklı isimlerle yeniden pazarlamaya çalışmak değildir.
Elbette burada gözden kaçırılmaması gereken başka bir gerçek daha vardır. Kıbrıs konusunda Türkiye’nin bilgisi ve onayı olmadan hiçbir süreç ilerlemez. Bu nedenle bugün tartışılan planların ne kadarının gerçek, ne kadarının Rum basını kaynaklı spekülasyon olduğunu dikkatle araştırmak gerekir. Henüz doğrulanmamış haberler üzerinden kesin hükümler vermek doğru değildir. Ancak eğer bu plan gerçekten masadaysa, Kıbrıs Türk Halkı’nın tavrı da nettir: Egemen eşitlikten geri adım yoktur. İki devletli çözüm siyasetinden geri adım yoktur. Toprak tavizi yoktur. Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden vazgeçmek yoktur. NATO adı altında Türk garantisini sulandırmak yoktur. Kıbrıs Türk Halkı’nın eşit siyasal varlığı ve eşit uluslararası statüsü dünya önünde yeniden teyit ve tescil edilmeden yeni bir müzakere sürecine dönmek, tarihi ölçekte stratejik bir hata olur. Böyle bir hata yalnızca KKTC’nin geleceğini değil, Doğu Akdeniz’deki Türk varlığını ve Türk milletinin güvenliğini de doğrudan etkileyecektir.
Kıbrıs Türk Halkı artık elli yıl önceki noktada değildir. Devleti vardır. Kurumları vardır. Demokrasisi vardır. Ve en önemlisi, hangi bedeller ödenerek bugünlere gelindiğini unutmayan bir tarih hafızası vardır. Bu nedenle hiç kimse Kıbrıs Türk Halkı’nın kaderini yeniden diplomatik deney masasına yatırmaya kalkmamalıdır. Kıbrıs Türkü’nün devleti de, toprağı da, egemenliği de pazarlık konusu değildir.

YORUMLAR