Hüseyin Macit Yusuf

Hüseyin Macit Yusuf

DOSYA
[email protected]

Rum tarafının maskesi düştü

12 Şubat 2026 - 10:47

Bu satırları, KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile gerçekleştirdiği kritik temas öncesinde kaleme alıyorum. Yazı yayımlandığında görüşmenin tamamlanmış olacağını biliyoruz. Ancak görüşmenin sonucu ne olursa olsun, Kıbrıs meselesinde artık inkar edilemeyecek bazı gerçekler vardır. Kıbrıs Rum tarafının çözüm ve uzlaşı yönünde samimi bir irade taşımadığı artık tartışma götürmez bir noktaya ulaşmıştır. Rum yönetimi uluslararası platformlarda barış söylemleri üretirken sahada bunun tam tersini yapan politikalar izlemektedir. Son dönemde Güney Kıbrıs’ın hız verdiği silahlanma faaliyetleri, kurduğu askeri ittifaklar ve gerçekleştirdiği tatbikatlar yalnızca savunma refleksi değildir. Bu adımlar doğrudan Kıbrıs Türk halkını ve Türkiye’yi hedef alan stratejik hamlelerdir. Doğu Akdeniz’de askeri gerilimi artıran bu politikalar, Rum tarafının çözüm değil güç dengesi üzerinden sonuç alma niyetinde olduğunu açıkça göstermektedir. Rum yönetiminin uzlaşmaz tavrı sadece askeri alanda da görülmemektedir. Güven Yaratıcı Önlemler konusunda sergilenen isteksizlik bunun en açık örneklerinden biridir. İki halk arasındaki temasları artırabilecek yeni sınır kapılarının açılması gibi en basit ve insani adımlar bile Rum tarafı tarafından sürekli engellenmektedir. Bir kapıyı açmaya dahi yanaşmayan bir anlayışın kapsamlı çözüm konusunda samimi olması beklenemez. Ancak Rum tarafının son dönemde attığı bir adım vardır ki, artık sadece siyasi değil, insani ve vicdani sınırların da aşıldığını göstermektedir. Güney Kıbrıs’ta okullarda ve kilisede küçük yaştaki çocuklara EOKA terör örgütünü yücelten şiirlerin okutulması, adeta EOKA eğitimi verilmesi nefretin kurumsallaştırıldığını ortaya koymaktadır. Tarihsel olarak Kıbrıs Türk halkına karşı kanlı saldırılar gerçekleştirmiş bir örgütün, yeni nesillere kahramanlık hikayesi gibi sunulması, barış söylemlerinin ne kadar sahte olduğunu gözler önüne sermektedir.

Çocukların nefret ideolojisiyle zehirlenmesi, Kıbrıs’ta birlikte yaşam umutlarını hedef alan son derece tehlikeli bir girişimdir. Bu durum artık bardağı taşıran son damla olmuştur. Çünkü barış kültürü ancak yeni nesillere hoşgörü ve birlikte yaşam bilinci kazandırılarak inşa edilebilir. Terör geçmişiyle övünen bir eğitim anlayışı ise çatışmayı kalıcı hale getirmeyi amaçlar.

Bugün gelinen noktada Rum tarafının temel hedefinin çözüm değil mevcut statükoyu sürdürmek olduğu açıkça görülmektedir. Mevcut statü Güney Kıbrıs’a uluslararası tanınmışlık, Avrupa Birliği üyeliği ve ekonomik avantajlar sağlamaktadır. Rum liderliği bu ayrıcalıkları kaybetmemek için müzakere süreçlerini çoğu zaman, zaman kazanma aracı olarak kullanmaktadır.

İşte bu noktada Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın ortaya koyduğu müzakere metodolojisi önemli bir dönüm noktasıdır. Bu yaklaşım, müzakerelerin belirsizlik ve oyalama zemini yerine, açık ve sonuç odaklı bir çerçevede yürütülmesini hedeflemektedir. Rum tarafının bu metodolojiyi kabul etmemesi ise çözüm iradesinin bulunmadığını bir kez daha ortaya koymaktadır.

Erhürman’ın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile gerçekleştirdiği temaslarda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin sürece aktif şekilde dahil edilmesini gündeme getirmesi büyük önem taşımaktadır. Kıbrıs meselesinin artık iyi niyet açıklamalarıyla ilerleyemeyeceği açıktır. Somut ve bağlayıcı güvencelere ihtiyaç vardır. Yazımın yayımlandığı gün itibarıyla görüşmenin nasıl sonuçlandığını kamuoyu öğrenmiş olacaktır. Eğer Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi taraflar arasında adil ve dengeli bir sorumluluk üstlenmişse, bu durum çözüm arayışları açısından yeni bir fırsat yaratabilir. Ancak Güvenlik Konseyi’nin sorumluluk almaktan kaçınması halinde de ortaya çıkacak tablo en az bunun kadar önemli olacaktır. Eğer Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bu sorumluluğu üstlenmezse, bu durum Kıbrıs Türk halkı açısından yeni ve haklı bir diplomatik zeminin oluşmasına yol açacaktır. Uluslararası sistemin tarafsızlığı daha güçlü şekilde sorgulanacak ve Kıbrıs Türk halkının egemen eşitlik ile uluslararası tanınma taleplerinin meşruiyeti güçlenecektir.

Bugün Kıbrıs meselesinde maskeler büyük ölçüde düşmüştür. Rum tarafının çözüm istemediği, statükodan fayda sağladığı ve yeni nesilleri dahi nefret politikalarıyla şekillendirmeye çalıştığı artık açıkça görülmektedir. Kıbrıs Türk halkı ise kendi devletine, egemenliğine ve geleceğine sahip çıkma kararlılığını sürdürmektedir. Kalıcı barış ancak eşitlik temelinde kurulabilir. Eşitliğin reddedildiği bir ortamda sürdürülen müzakere süreçleri sadece zaman kaybıdır.

Tarih göstermiştir ki haklı mücadeleler er ya da geç karşılığını bulur. Kıbrıs Türk halkı da bu haklı mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir.
Hüseyin Macit YUSUF[email protected]

YORUMLAR

  • 0 Yorum