Yeni dünya düzeni

Türkiye'nin kaderini kimler belirleyecek Tarih içinde, imparatorlukların çöküşü, yayıldıkları coğrafyanın elde bulundurulmasının maliyetinin karşılanamaz duruma gelmesi ile başlamıştır...

Yeni dünya düzeni

Türkiye'nin kaderini kimler belirleyecek Tarih içinde, imparatorlukların çöküşü, yayıldıkları coğrafyanın elde bulundurulmasının maliyetinin karşılanamaz duruma gelmesi ile başlamıştır...

Yeni dünya düzeni
15 Temmuz 2020 - 11:23

Tarih içinde, imparatorlukların çöküşü, yayıldıkları coğrafyanın elde bulundurulmasının maliyetinin karşılanamaz duruma gelmesi ile başlamıştır.

Günümüzde benzer bir durum, ABD için geçerlidir. ABD, özellikle de Trump yönetimi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan ve ABD’nin liderliğini yaptığı uluslararası düzeni sürdürmekte isteksiz görünmektedir.

Bu ülkenin küresel üretime oranla,  üretim kapasitesi giderek düşmekte; ABD, bu düzenin liderliğini yapmanın maliyetini karşılamakta zorlanmaktadır ve bu sorun ABD için zamanla giderek daha da büyüyecektir. ABD’nin küresel liderliğini sürdürmek amacı ile idame ettirmek zorunda kaldığı askeri kapasitesinin ve denizaşırı üslerinin maliyeti buna örnek olarak gösterilebilir.

ABD yetkilileri, mevcut düzenin, Batı değerlerinin, demokrasinin ve insan haklarının yayılmasına ve dünya barışına katkıda bulunduğunu iddia etse de ABD liderliğindeki Batı merkezli bu düzen, Batı’nın bencil çıkarlarına hizmet etmiş, ABD’nin kendi çıkarları için ürettiği savaşlara şahit olmuş, küreselleşmenin yaygınlaşması ile birlikte, bireyler ve ülkeler arasında gelir dağılımda büyük adaletsizliğe sebep olmuştur.

ABD içinde, dünya düzeninin liderliğinin sürdürülmesini arzu eden küreselciler ile Trump yönetiminde olduğu gibi, önceliğin Amerika’ya verilmesini isteyen ve bu nedenle de korumacı ekonomiyi tercih edenler arasındaki güç mücadelesi de yeni dünya düzeninin gelişmesini etkileyecektir.

Yeni dünya düzenleri, tarih boyunca genellikle büyüksavaşlardan sonra oluşmuştur. Üretim kapasitesinin giderek Batı’dan, Doğu’ya kayması,Asya-Pasifik’in küresel ekonominin ve jeopolitiğin giderek ağırlık merkezine dönüşmesi; Çin, Rusya ve Hindistan güç merkezlerinin giderek artan etkinliği ve ABD’nin küresel liderliğini sürdürmekte artıkeskisi kadar istekli görünmemesi, dünya düzeninin geleceğinin ve potansiyel yeni dünya düzeninin tartışılmasına neden olmakta ve değişim için gündeme gelen hazırlıklara ivme kazandırmaktadır.

 

Koronavirüs salgınının, mevcut dünya düzenini,büyük savaşlar gibi değiştirme potansiyeline sahip olup olmadığı veya değişimi hızlandırıp hızlandırmayacağı da tartışılmalara dahil edilmektedir.

ABD’nin liderliğini yaptığı dünya düzeninin zaten sona erdiğini iddia edenler olduğu gibi, mevcut düzenin ve bu düzenin kurumlarının, yeni şartlara göre değişime uğrayarak devam edeceğini savunanlar da vardır.

YENİ DÜNYA DÜZENİNİ ABD-ÇİN GÜÇ MÜCADELESİ BELİRLEYECEK

Giderek mevcut sorunları nedeni ile içe dönük gayretlere öncelik vermek zorunda kalacak olan Avrasya’nın kıtasal gücü Rusya ile ekonomik potansiyeli ve Asya-Pasifik’te dengeleri etkileme yeteneği olan Hindistan’ın da önemli katkıları olsa bile, yeni dünya düzenini ABD ile Çin arasındaki güç mücadelesi belirleyecektir.

Çin, milli karakterine ve tarihi stratejik kültürüne uygun olarak asıl niyetini gizlemek istemekte, mevcut düzenin değişim geçirerek sürdürülmesinden yana olduğu görüntüsü vermektedir. Çin, yeni düzenin ABD liderliğinde sürdürülmesini kabul eder görünmekte; ancak, küresel meselelerde, ABD eşiti bir güç gibi rol almak istemektedir.

Rusya ise bu değişim sürecinde, güvenlik kaygılarını ön plana çıkarmakta, yeni düzenin, büyük güçler arasındaki çatışmaları tetikleyebilecek bölgesel askeri çatışmaları önleyecek tedbirlerin getirilmesini istemektedir.

CFR’nin Haziran 2020 tarihinde, yayımladığı ‘’Perspectives on a Changing World Order’’ başlıklı analizde, gelişmeyi Çin’in bakışı ile irdeleyen QuingguoJia, mevcut dünya düzeninin sona ermediğini, bu düzenin mevcut sorunları nedeni ile değişim içinde olduğunu iddia etmektedir.

YENİ DÜNYA DÜZENİ DAHA AZ BATI MERKEZLİ OLACAK

Jia, ABD tarafından, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, kaideleri, normları ve kurumları ile tesis edilen dünya düzeninin öncelikle bu ülkenin küresel çıkarlarını gerçekleştirmek amacı ile inşa edildiğini; bu dünya düzeninin günümüzde ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu, Trump yönetiminin mevcutdüzene ve bu düzenin kurumlarına ciddi darbeler vurduğunu ifade etmektedir.

Jia, mevcut dünya düzeninin en güçlü destekçisi olan Batı ülkelerinin düzeni sürdürebilme kapasitesinin ciddi bir düşüş yaşadığını da iddia etmektedir. Jia’ya göre, G7 ülkelerinin üretiminin, (ABD, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya) küresel gayri safi hasılaya oranı 1992 de yüzde 68 iken, 2015 de yüzde 47 ye, 2018 de yüzde 30.15 e düşmüştür,2023 yılında ise27.26 düşmesi beklenmektedir.

Jia, mevcut düzende, (1) ABD’nin liderliğini kontrol edecek bir sistemin olmayışını, (2) mevcut düzenin Batı merkezli oluşunu,(3) sistem içindeki askeri ittifakların ülkeler arsında bölücü etki yaptığını, (4) mevcut ekonomik düzenin eşitsizliği teşvik ettiğini ifade ederek bu hususları, mevcut düzenin sorunları olarak vurgulamaktadır.

Jia’ya göre değişim içinde olan dünya düzeninde ABD, güç pozisyonunu sürdürecektir; ancak, bu düzen içinde daha az dominantbir güç olacaktır.Yeni dünya düzeninde Batı, eksen rolünü sürdürecektir; ancak, yeni dünya düzeni, daha az Batı merkezli olacaktır.Yeni[ne1] dünya düzeninde, yükselen güçlerin ise daha fazla gücü ve sorumluluğu olacaktır.

Jia, Çin’in yeni dünya düzeni ile ilgili beklentilerini bu ifadelerle özetlese de Çin aslında kurulmakta olan düzenin liderliğini ele geçirmek istemektedir ve bu amaçla 2050 yılını kendisine hedef tarih olarak belirlemiştir. Çin, yeni dünya düzenine geçiş sürecini zamana yayarak ilerlemek, yeni düzene yumuşak bir geçiş yapmak, küresel güç mücadelesindeki rakibi ABD’nin direncini ‘’ağır bir çarpışmaya girmeden’’ kırmak istemektedir.

RUSYA’NIN KAYGISI BÜYÜK GÜÇLER ARASINDA ÇATIŞMA OLASILIĞI

Dünya düzeni ile ilgili olarak Rusya’nın görüşlerini açıklayan AndreyKortunov, meseleye küreselleşmenin gelişimi ve büyük güçler arasında çatışma olasılığı açısından yorumlamaktadır.

Kortunov, dünyanın yeni gündeminin giderek artan istikrarsızlık, güvensizlik ve belirsizlik olduğunu vurgulayarak, silahlı çatışma riskinin azaltılması için büyük güçlerin, bölgesel organizasyonların ve uluslararası kurumların güven artırıcı tedbirlere yoğunlaşması gerektiğini ifade etmektedir.

Küreselleşmenin dünya meselelerini uzun yıllar şekillendirdiğini yazan Kortunov; küreselleşmenin, ekonomik, politik ve teknolojik ‘’merkezini’’ oluşturan Batı’dan, ‘’çevreye’’ yayılacağı varsayımına dayandırıldığını; uzmanların, çevre ülkelerin,  çevreden merkeze, Batı’ya yaklaştıkça, küreselleşmeyi kucaklayacaklarını tahmin ettiklerini; ancak, yirmi birinci yüzyılın başlarında küreselleşme dalgalarının ters yönde, ‘’küresel çevreden’’‘’küresel merkeze’’ doğru hareket ettiğini; Batı’nın göçmenlere kısıtlamalar koyarak, korumacı politikalar uygulayarak kendisi ile çevre arasına engeller tesis ettiğini vurgulamaktadır.

Büyük güçler arasında doğrudan çatışma olasılığının yok olmayacağını açıklayan Kortunov; teknik veya beşeri bir hata veya bölgesel bir kriz nedeni ile böyle bir çatışmanın gündeme gelebileceğini ileri sürmekte, yeni dünya düzeninin bu olasılıklara karşı tedbirler geliştirmesini talep etmektedir.

Kortunov’un bu ifadeleri, Batı’da Atlantik yapısı, Doğu’da Çin ile çevrelenmiş olan, kısıtlı nüfusu ile büyük bir coğrafyayı kontrol etmek zorunda olan, ABD ve Çin’e oranla, enerjiye dayalı küçük bir ekonomiyi idame ettiren Rusya’nın, değişim süreci ile ilgili kaygılarını yansıtmaktadır.

Büyük bir küresel dönüşümün başlangıcını yaşamaktayız. İster yeni bir dünya düzeni, ister mevcut düzenin değişime uğrayarak sürdürülmesi olarak tanımlansın, bugün yaşadıklarımız, kurulacak yeni dünya düzeninin doğum sancılarıdır.

Yeni jeopolitik dengeler kuruluncaya kadar, belirsizlikler ve istikrarsızlıklar ve belki de çatışmalar,  bu sürece egemen olacaktır.

 Bu yıllarca sürecek bir süreçtir. Belki yirmi, belki otuz, belki kırk yıl sürecek bir süreç… 

Daha fazla güç, daha fazla teknoloji, daha fazla üretim, daha fazla jeopolitik zeka, bu yeni düzeninin kural koyucularını belirleyecektir.

SON SÖZ:

Türkiye’deki düzeni değiştirme süreci, dünya düzeninin değişim sürecinden çok daha önce, 2002 yılında başlamıştır.

Kurallarını kim yazarsa yazsın, yeni dünya düzeni, coğrafi konumumuz ve jeopolitik önemimiz nedeni ile bizim de geleceğimizi derinden etkileyecektir.

Bu değişim sürecinin yakından takip edilmesi, ortaya çıkabilecek risklere karşı tedbirler geliştirilmesi ve yeni düzene göre pozisyon belirlenmesi gerekmektedir.

Konjektürelsözde denge politikaları ile bu sürece geçiş yapmayı düşünmek, tarihe, ciddi bedeli olan, ciddiyanılgı olarak geçecektir.

Türkiye’de düzeni değiştirmeye öncülük edenlerin, küresel düzeni değiştirmek isteyenler ile uyumu veya onlarla çatışması kaderimizi belirleyecektir.

Nejat Eslen

Odatv.com

Bu haber 663 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum