ZURNA, AYNI ZURNAYMIŞ

  Burada verili olan bütün tespitler, siyasi gündemle ilgili değil, bizzat şahsımın 40 yıllık ömründe yaşanmışlığının neticesi ve alanım gereği yakın tarih okumaları ve sosyoloji okumalarımın bir sonucu olup hepsinin somut bir karşılığı vardır. Neden mi yazdım? Kalan birkaç yıllık ömür için değil elbette birkaç nesil sonrasına da ders olsun diye yazdım.

ZURNA, AYNI ZURNAYMIŞ
26 Mayıs 2022 - 11:50
                                                                                    
    Hayatım boyunca güncel siyasete göre yazmadım. Bundan sonra da öyle yapacağım. Bu yüzden olacak, yazarken, konuşurken falanca parti, tarikat, cemaat veya loca ne der diye düşünmedim. Hayatım boyunca akıl ve muhakemeyi en büyük değer kabul ettim. Zira akıl ve muhakemenin olmadığı yerde ahlaktan bahsedilemez. Bu durum bana hiçbir şey kazandırmadığı gibi her yerde kaybettirdi. Kimseye yaranamadım ama öyle de bir derdim de olmadı. Bundan sonra da böyle devam ederim. Yaşım 40 annem 67 yaşında öldü. Kalan yirmi otuz sene için “HASONUN MAMONUN” ayağına düşmeye gerek yok. (Bu tabiri rahmetli Vali, Tandoğan’a atfederler. Ben eskiden bu ifadeyi köylü veya Anadolulu için kullandığını zanneder, kendisini eleştirirdim. Çevremdeki kentlileşememiş yahut evrimini tamamlayamamış tipleri görünce bunun o anlama gelmediğini anladığımda, Tandoğan’ı rahmetle anmaya başladım.) Bu kadar alçalmamalı insan. Bunun felsefi derinliklerine girmeyeceğim zira mevzu bu değil. Ama mevzu tam olarak şu:
    Doksanlı yıllara rastgelen ergenliğimin on yılını, coğrafyadan dolayı ister istemez siyasal İslam’ın ve tarikatların güçlü olduğu çevrede geçirdim. Bunların koyu yaşandığı kesimlerde milliyetçiliğe veya Türk İslam sentezine bile olumlu bakılmaz, bazıları tarafından bu ideoloji bile tekfir edilirdi. Bırakın siyasi tercihi, bir gazeteye vereceğiniz paradan tutun gittiğiniz markete karşı en önemli argumanları ahret, cennet ve cehennem anlatıları idi. Anlatı diyorum zira en güçlü referansları da rivayetlerdi. Doksanlı yıllarda başarılı olan siyasi ya da  mezhepsel çalışmalar değil biri bu fantastik anlatılar, biri de fişlendik, dişlendik odaklı mağduriyet propagandası idi. Bu iki taktik, yakın tarihte başımıza dert olacak legal görünümlü bütün illegal aygıtların silahı oldu.
    Sonuç, malum. Kılık kıyafet değişmiş, çeşitli dinsel ritüeller kalmış fakat ahlak aynıyla ötekinden klonlanmıştır. Makamdan mevkiden oluruz endişesi ile usulüne göre adam yiyen “kalem efendileri”, kibar “jakobenler”in yerini, kemik kemiren, makamsız peşrevsiz öten, usul adap bilmeyen mamolar almıştır. Çalışanı okuyanı çekememe, arkasından kumpas çevirme, iftira atma, haset, kin, yalan, hepsi bu dinsel ritüelleri (abdestli veya abdestsiz onu bilemiyoruz) bihakkın yerine getirenlerden oluşan bu yapılar, adeta huşu ile yerine getirmişlerdir. Dün kocasının rütbesi ile adam çarpan “kokanalar”dan yaka silkilirken, bugün onların tabağında kalan makyajı yüzüne boca eden marka örtülü ablalar, onları da aratır hale gelmiştir. (Kıyafetle ilgili bu metaforik ifadeler, belli yaşam biçimini benimsemiş kişilerle ilgili bir genelleme değil, bir makamdan gidenlerle aynı makama gelenlerin tipolojisini ortaya koymak için kullanılmıştır. Zaten bu tipleri ironize eden “kokana” ve “örtülü” tabiri de bu yüzden tırnak içinde kullanılmıştır.) Bunu, en iyi Mahzuni, şu satirik mısralarda ifade eder:
Zurna aynı zurnadır
Yalnız çalan değişti.
      Gelelim ahret anlatısına. Anlatı diyorum zira siyasetin ahreti sadece bir anlatıdan ibarettir. Bu siyasal İslam olsa da bile. Bütün bu kıyımın failleri, kıydıkları bütün ötekilerin beddualarını duya duya, duymasa da hissede hissede, yapmışsa, bu sonucun iletisi şudur: Sermayenin dini imanı, bürokratın ya da bürokrasinin de ahreti yoktur. Aslında ta başından beri olmasına da gerek yoktur. Allah, vahyi olan kitabı bile dünya için göndermiştir. Ahrete dair bir kitap olsaydı Kuran, zaten ahrette inerdi. Ahrette ki kurtuluş mu? Ha o kolay, bunun için mezhebe, meşrebe, veliye, ahret torpili şefaate lüzum yok. Azıcık namuslu olamaya çalışmak yeterli.
     Gelelim bu satırların yazarına. Burada verili olan bütün tespitler, siyasi gündemle ilgili değil, bizzat şahsımın 40 yıllık ömründe yaşanmışlığının neticesi ve alanım gereği yakın tarih okumaları ve sosyoloji okumalarımın bir sonucu olup hepsinin somut bir karşılığı vardır. Neden mi yazdım? Kalan birkaç yıllık ömür için değil elbette birkaç nesil sonrasına da ders olsun diye yazdım.
             Dr. Onur AKBAŞ

                                                                                                    [email protected]

 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Müzeyyen Genç
    6 ay önce
    Helal olsun sana diyecek bir şey bulamıyorum yüreğine sağlık.