15 Temmuz adıyla o yapılanlar putperestliği hatırlatıyor

Tanımayı istediğim kadınlardan biriydi Nihal Olçok… Asi ruhlu, cesur, zeki ve bilgili kadınlar beni çekiyor.

15 Temmuz adıyla o yapılanlar putperestliği hatırlatıyor

Tanımayı istediğim kadınlardan biriydi Nihal Olçok… Asi ruhlu, cesur, zeki ve bilgili kadınlar beni çekiyor.

15 Temmuz adıyla o yapılanlar putperestliği hatırlatıyor
15 Nisan 2019 - 19:38

Yazar olmanın avantajını kullanarak “Röportaj yapabilir miyiz” diye sordum, “Bugünlerde röportaj yapmak istemiyorum ama sohbet edebiliriz” dedi. Dört saate yakın sohbet ettik. Vakit olsa 24 saat konuşabilirdim. Bencilliği sevmediğim için yaptığımız güzel sohbetin bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum (Paylaşmama izin verdiği için kendisine ve tanışmamıza vesile olan Lokman Ayva’ya teşekkür ediyorum).

Nihal Olçok bir göçmen çocuğu. Ailesi dört yaşındayken Üsküp’ten Türkiye’ye göç etmiş. Türkiye’ye alışması zaman almış, “Aklım hep Üsküp’teydi, bulduğum her fırsatta Üsküp’e giderdim. Erol Olçok’u tanıyınca kendimi Türkiye’ye ait hissettim,” diyor.

Bu kadar farklı bir şehit annesi ve eşiyle tanışacağımı beklemiyordum. Öncelikle çok şık bir kadın olduğunu söylemeliyim. Hafızlık yapmış. Gazetecilik çocukluk hayaliymiş ama, olmamış. Mütedeyyin camianın radikal kesimini de, elit kesimini de tanıyor. Müthiş derin bir kadın. Delilikle velilik arasında bir yerlerde… Kimseye eyvallahı yok. Sosyal medya hesabından paylaşımlarıyla gündeme damgasını vuruyor ama, ona göre abartılacak bir durum yok. Kendini ne çok cesur ne de aykırı görüyor. “Asi” misiniz soruma “Evet, ama bir ağabeyim asiliğin asaletindendir, demişti” diye cevap veriyor.

“Sizi daha önce tanımadığım için merak ediyorum. Eskiden de böyle eyvallahı olmayan bir kadın mıydınız, acılarınız mı sizi böyle yaptı” diye soruyorum. Soruma “Hep böyleydim, Olçak bana ‘değişiksin’ derdi, yani ‘tarif edilemeyen, tanımlanamayan’” cevabını veriyor.  

Nihal Hanım’la sohbetimiz kadın konuluydu. “Muhafazakâr” sözcüğünü kullanmayı doğru bulmadığı için mütedeyyin camiadaki kadını konuştuk. Haliyle erkekleri de çekiştirdik. İlginç gözlemleri var; kadının güçlendikçe yalnızlaştığını, erkeklerin güçlü kadınları takdir ettiğini ama hayatına almakta zorlandığını söylüyor. Kanımca şu tespiti üstünde düşünmeye değer: “Gerçek anlamıyla ADAM çok az. Genç kızlara söylüyorum bir çayın, bir yemeğin parasını ödemeyen adam yarın sizin hakkınızı, hukukunuzu, namusunuzu korumaz.”  

Toplumun bir tık üzerinde bir hayat anlayışı var. Konuştukça toplum baskısına boyun eğmeyen mütedeyyin bir kadın olduğunu anlıyorum Nihal Hanım’ın; ki bu çok kolay bir şey değil. Düşünceleri ne kadar uç olursa olsun arkasında duruyor. 

TAYYİP BEY “NİHAL HANIM, PAYLAŞIM YAPMAYIN” DESE...

15 Temmuz’dan sonra ailenizle ilgili aşırı korumacılık hissetiniz mi” soruma, cevabı şöyle oldu:

Biz beş kişilik bir aileydik. Aile olmanın yanında belki de Türkiye’de çok az insana nasip olabilecek kadar özgün, ferdîleşme süreçlerinde de özgür olan bir aileydik. Bu, benim korumaya çalıştığım bir miras… Çocuklarım birer birey, tıpkı benim ve sizin gibi… Herkes bu süreci -15 Temmuz ve sonrasını kast ediyorum- kendi serüvenine göre yaşıyor ve üçümüz payımıza düşeni alıyoruz. Çünkü biz 15 Temmuz gecesi şunu öğrendik; kimse kimseyi Allah’tan daha fazla koruyamaz. Abdullah 1.85 boyuyla babasını koruyamadı. Babası da 55 yaşıyla ve hem de toplumdaki statüsüyle evladını koruyamadı. Bunun için koruma ve koruyuculuk kavramı bende değişti.

Devam ettim...

“Son zamanlarda sosyal medya hesabınızdan 15 Temmuz’la ilgili çarpıcı paylaşımlar yapıyorsunuz. Diğer taraftan da gerek Tayyip Bey’e, gerek AK Parti hükümetine yakın bir isimsiniz. Tepki alıyor musunuz Tayyip Bey’den veya siyasi cenahtan?”

“Arada 1-2 kişi aradı ama, bir uyarı gelmedi.”

“Tayyip Bey, Nihal Hanım paylaşım yapmayın, dese, dinler misiniz?”

“Dinlemem. Benim paylaşımlarım siyasi değil, ben iki can kaybetmişim. Haklı olarak da, görmezden gelinen konularla ilgili can çekişiyorum.”

15 TEMMUZ ADIYLA O YAPILANLAR PUTPERESTLİĞİ HATIRLATIYOR

Tamince ve Ülker Aileleri’nin düğün davetiyesiyle ilgili paylaşımını hatırlatarak “Çok mu canınız yandı” diye sordum...  

“Evet, geçenlerde ilk defa bir yakınımın nişanı oldu, üstelik benim evimde. Nişan töreni boyunca gözyaşım aktı. Akan gözyaşımın nedeni de; ben çocuklarımın törenlerini nasıl gerçekleştireceğim? Bizim hep iki yanımız eksik kalacak. İnsan yüreği acıyınca bazı şeyleri taşımak daha da zor geliyor.”

“15 Temmuz sonrası kızgınlık, kırgınlık veya öfke hissediyor musunuz?” diye sordum.

“Hayır!” dedi,  “Çünkü tasavvuf’ta denildiği gibi, yüreğim girdiği kabın şeklini alabilecek hâle geldi.”

“Kendinizi yalnız hissediyor musunuz?” soruma ise “Evet, çünkü biz toplum olarak acıyı yoğurup, sonra da onu yiyecek haline getirip besleniyoruz. Ve en yakınınız dahi olsa, ağladığınız zaman mendil uzatınca sizin için bir şey yaptığını düşünüyor. Burada aciz olan, yalnız olan, ağlayan değildir; ona mendil uzatandır!”

”15 Temmuz sonrası sizi en çok üzen hangi olaydı?” diye sordum, şöyle dedi:

“Hayatın içinde olmaya, hayata katılmaya çalışıyorsun; çünkü yasın bir yerde bitmek zorunda. Ama bir tabela görüyorsun, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, 15 Temmuz Meydanı gibi… Türkiye’nin bir ucunda 15 Temmuz Dönercisi, İstanbul’un bir sokağında 15 Temmuz Büfesi görmek gibi... Bunlar bana cahiliye dönemindeki putperestliği hatırlatıyor. Bilirsin, putperestlik de aslında iyi niyetle başlamıştı. İnsanlar uzun yolculuklar ve ayrılıklardan dolayı Kâbe’nin etrafındaki taşlardan yanlarında götürürlerdi. Bir müddet sonra o taşlara -estetik amaçlı niyetin iyi amaçlı olduğunu düşünüyorum- şekiller vermeye başladılar. Sonra onlar suret oldu, suret olunca siret oldu, yani kalplerine işledi. Ve tapınmaya başladılar. Ondan sonra taş ağır gelmeye başladı, yük oldu. Daha sonra bunu daha hafif ve fayda getirecek malzemelerden yapmaya başladılar. Mesela ekmek hamuru ve helvadan putlar yapmaya başladılar. Sonra aynı putları acıkınca gıda olarak kullandılar. Ve yaptıkları putlardan beslenir hâle geldiler. İşte dönerciyi büfeciyi gördüğümde aynı bunu hissettim. Ve birçok şeyi idrak edemediğimizi gördüm…”

EKREM İMAMOĞLU ARAYIP NE DEDİ

1 Nisan’da Ekrem İmamoğlu’nu tebrik etmesi ve ardından eleştirmesini hatırlattım...

“Gördüğüm haber üzerine tebrik ettim. Buna başka anlamlar yükleyenler oldu. Ben yaşadığım şehri yönetecek bir insanı tebrik ettim. Bundan daha doğal ne olabilir? İstanbul’u değil de, Ankara’yı tebrik etsem siyasi olurdu. Tebrik ettikten sonra sosyal medyada CHP’nin seçim sonuçlarında usulsüzlük yapmasıyla ilgili haber gördüm ve Ekrem Bey’e bunun yakışmadığını yazdım. Ekrem Bey, eleştiri paylaşımından sonra beni aradı ve ‘Kalbinize kırıklık yaşattıysak üzülürüm Nihal Hanım. Araştırmamızı yapacağız, kesinlikle usulsüzlükle ilgili bir rızam olamaz’ dedi.” 

“Tebrik mesajınızda bir gönderme var mıydı” soruma “Evet, tabii ki vardı” cevabını aldım.

“İstanbul seçimleri için ne düşünüyorsunuz?” diye sordum, cevabı şu oldu:

“Ne İstanbul, ne de İstanbullu bu kadar şüpheyi kaldırmaz, yenilenmesinin doğru olacağına inanıyorum. Ben sonucun değişmeyeceğini düşünüyorum. Bu saatten sonra Ekrem İmamoğlu’nun bağımsız aday dahi olsa İstanbul’u kazanacağını düşünüyorum. Çünkü Türkiye aslında unuttuğu bir şeyi gördü. İyi bir muhalefet, iyi bir lider çıkarır.”

Nihal Hanım 15 Temmuz şehitleri ve gazileriyle sık sık görüşüyor. Evinde yatmadığım var ama, yemek yemediğim yok, diyor. Adeta devletin eksik kaldığı yerleri tamamlıyor. Silivri’deki duruşmalarda ailelerin yalnız bırakıldığını söylüyor. Silivri’de 15 Temmuz şehit ve gazi ailelerinin birbirlerini ısıttığını, sıcakta gene onların birbirlerini serinlettiğini söylüyor.

Evet, şimdilik bu kadar sevgili okurlar. Her şeyi yazmayayım, zira Nihal Hanım’la 15 Temmuz’da söyleşi için sözleştik. Görüşünceye kadar takipte ve sağlıcakla kalın.

Son söz: Asil ve asi ruhlu kadınları seviyorum!

Ayşe Baykal

[email protected]

Odatv.com

Bu haber 1204 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum