Ak-CHP ve Öz-CHP
CHP Genel Başkanı yani ana muhalefet partisi lideri olarak, yerel seçimleri saymazsak bile, tam 5 genel seçim, tam 3 Cumhurbaşkanlığı seçimi ve tam 2 referandum kaybetmiş ve üstelik ...
Son Cumhurbaşkanlığı seçiminde ana muhalefet lideri olarak siyasi risk alarak kendisini tüm muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı olarak empoze etmiş biri, insanları büyük bir hayal kırıklığına uğratarak bu seçimi de kaybettikten hemen sonra, yapılan parti kurultayında tekrar genel başkan adayı olamaz!
Başlıktaki “Ak” ifadesi K. Kılıçdaroğlu’nun 2023 Kurultayı'nda kendisini deviren ve yenen ekip için kullandığı ‘Aklansınlar da gelsinler!’ ifadesine atfen kullanılmıştır.
Yani “aklanma” talep eden K. Kılıçdaroğlu’nun CHP’sini temsilen kullanılmıştır.
‘Öz” ifadesi ise “Özgür Özel” CHP’sini temsilen kullanılan bir kısaltmadır.
Yanlış anlaşılmasın!
Aklınıza başka şeyler gelmesin.
Öncelikle üç hukuksal tespit ile başlayalım.
Tespit 1: Tedbir kararı hemen kurultaya gitmeye hukuken engel değil
Anlaşılan o ki tam da geçen yazımda belirttiğim ve tahmin ettiğim şey gerçek oldu ve Ak-CHP ekibi hemen kurultaya gitmemek için mutlak butlan kararındaki tedbir kararını öne sürdü.
1. Kılıçdaroğlu bunu açıkça da belirtmiş ve Yargıtay kararına kadar kurultaya gitmeye bu tedbir kararının engel olduğunu öne sürmüş.
Hukuken hiçbir temeli ve haklı nedeni olmayan bir iddia.
Tedbir kararı parti yönetimini Kasım 2023’e geri döndürüyor.
Yani geçmişe etkili bir boyutu var.
Ama geleceğe yönelik olarak veya Yargıtay kararına kadar yeni kurultaya gidilemeyeceğine dair hiçbir doğrudan veya dolaylı ifade içermiyor.
Yani parti yönetimini geleceğe yönelik olarak bağlayıcı bir boyutu yok.
Mevcut parti meclisi hemen kurultay kararı alırsa buna anılan tedbir kararı veya başka bir hukuk kuralı engel değil.
Yani niyet olursa hukuksal engel yok.
Ne var ki niyetin bu yönde olmadığı da belli gibi.
Böylesine sorunlu bir butlan ve tedbir kararının alınmasına vesile olan üst iradenin, seçime kadar kurultaya gidilmesinden ve partinin toparlanmasından hazzetmeyeceği açık olduğuna göre, böylesine bir “iyiliğe” karşı gelinmesinin beklenmesi hiç de realist olmaz zaten.
Tespit 2: YSK kendi görev ve yetki alanını koruyamadı
Bu konuda ben de yazdım. Başka uzman akademisyenler de yazdı.
Özellikle de Anayasa Hukukçusu Dr. Volkan Aslan’ın Serbestiyet’te yazdığı yazı teknik açıdan son derece doyurucu (21.5.2026).
Asliye hukuk mahkemesi dahil adli yargının bu konuda karar alma yetkisi yok.
Kanuna göre yetki açıkça YSK’da.
Kanunda (Siyasi Partiler Kanunu) dernekler mevzuatını uygulamaya yönelik istisna hüküm burada uygulanamaz. Çünkü bu kanunda öngörülmeyen bir husus yok somut olayda.
Kaldı ki genel hükümlerdeki mutlak butlan hali de burada teknik olarak mevcut değil.
En önemli iddia olan seçimde açıktan para dağıtıldığı iddiasını kanıtlayan kesinleşmiş yargı kararı bile mevcut değil.
Geriye kalan, hediye dağıtma ve yakınları işe alma vaadinde bulunma iddialarının ise 3 yıl sonra mutlak butlana yol açmaya yetmeyeceği çok açık.
Nitekim YSK da yapılan başvuruya “ben yetkisizim!” demedi.
Hatta Kasım 2023 Kurultayı sonrasındaki yeni yönetime kendi verdiği mazbatayı iptal etmeyerek ve İstinaf’ın kendisine gönderdiği kararı iade ederek, yetkinin YSK’da olduğunu dolaylı biçimde kabul ediyor.
Ne var ki kararının sonuna kendi yetki ve görev alanı koruyacak bir hüküm ekleyemedi.
İstinaf kararını teknik olarak iptal edemese de kendi görev ve yetki alanına açıkça müdahale niteliğinde görerek kararı “yok hükmünde” sayabilirdi.
Bunu yapmaya cesaret edemeyerek maalesef kurumsal kimliğini ve itibarını koruyamamış oldu.
Yani dik duramadı.
Böylece açıkça ve ağır biçimde hukuka aykırı istinaf kararının hukuken geçerli sayılmasının önünü açtı.
Tespit 3: Yargıtay kararını beklemek anlamsız, çünkü zaten esasa yönelik karar veremeyecek
Basında yazıldığına göre mutlak butlan ve tedbir kararı gelir gelmez, Öz-CHP avukatları kararı Yargıtay nezdinde temyiz etmiş ve tedbir kararının da öncelikle kaldırılmasını talep etmiş.
Akabinde tedbir kararı sonrası parti yönetimini devralan Ak-CHP yönetimi yapılan bu temyiz başvurusunu hemen geri almış ve tedbir kararının kaldırılması talebini de geri çekmiş.
Yani davalı tarafından temyizden feragat edilmiş.
Bunun üzerine Öz-CHP avukatları tekrar ve bu kez Özgür Özel adına kararı tekrar temyiz etmiş.
Usul hukuku açısından gelinen noktada, artık davalı tarafı Ak-CHP yönetimi temsil ettiğinden ve Özgür Özel davada müdahil de taraf da olmadığından, Yargıtay’ın anılan temyiz başvurusunu esastan görüşmesi mümkün görünmüyor.
Kararı gündeme aldığında ilgili daire büyük olasılıkla temyiz başvurusunun temyizden feragat nedeniyle “yapılmamış sayılmasına” karar verecek.
Bu karar ile tedbir kararı kendiliğinden sona erse bile, mutlak butlan kararı geçerli kalmaya devam edeceğinden, Ak-CHP yönetimde kalmaya devam edecek. Davacılardan da temyize giden olursa ve Yargıtay aynı kararla bunu da görüşüp reddederse, karar kesinleşmiş olacak.
Bu durumda en azından Ak-CHP yönetimi için kurultaya gitmemeye bahane kalmayacak.
Ne var ki Yargıtay bu kararını kısa süre içinde vermezse, bunun da pratikte pek anlamı olmayacak.
Bu durumda sanki Öz-CHP’nin, bir taraftan siyaseten elinden gelen tüm mücadeleyi ve direnci gösterip; diğer taraftan Seçimlere ve özellikle de “baskın” bir seçime yeni/başka/yedek bir parti altında hazırlanması daha mantıklı görünüyor.
Kemal Bey’in asıl ayıbı ve hatası
Bence Kemal Bey'in kınanması ve eleştirilmesi gereken en önemli “günahı”, mutlak butlan kararı sonrası tekrar partinin başına gelmeyi kabul etmesi değil.
Nitekim bu noktada kendini ileride, “ne yapsaydım, mahkeme karar verdi ben de uydum!” diye savunacağı belli.
Bence kendisinin asıl büyük ayıbı ve haksız olduğu nokta, Kasım 2023’deki kurultayda tekrar genel başkan adayı olmasıydı.
CHP Genel Başkanı yani ana muhalefet partisi lideri olarak, yerel seçimleri saymazsak bile, tam 5 genel seçim, tam 3 Cumhurbaşkanlığı seçimi ve tam 2 referandum kaybetmiş ve üstelik son Cumhurbaşkanlığı seçiminde ana muhalefet lideri olarak siyasi risk alarak kendisini tüm muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı olarak empoze etmiş biri, insanları büyük bir hayal kırıklığına uğratarak bu seçimi de kaybettikten hemen sonra, yapılan parti kurultayında tekrar genel başkan adayı olamaz!
Olmamalı!
Olursa demokrasi adına çok büyük bir ayıp olur.
Normal bir ülkede de zaten partisi onu tekrar genel başkan yapmaz.
Nitekim yapmadı da.
Varsayalım son seçim öncesi kendi ”ego”suna yenilmeyip, muhalefetin CB adayı olarak Sayın Mansur Yavaş’ı gösterseydi ve beklendiği üzere kazansaydı; yine varsayalım buna rağmen Sayın Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel Parti yönetimini Kemal Bey'in elinden almak için kurultayda yine -iddia edilen- aynı şeyleri yapsalardı, Kemal Bey yine de kurultayda genel başkanlığı kaybeder miydi?
Bence kesinlikle kaybetmezdi.
O halde Kemal Bey'in en büyük ayıbı bence zaten o kurultayda tekrar aday olmasıydı.
Olmasaydı zaten parti şimdi bu hallere düşmemiş olurdu.
Ülkenin demokrasisi de hukuk devleti de bu kadar yara almazdı.







YORUMLAR