Nifak mimarisi

Dünyada mevcut tüm sistemler ezberlere güvenilerek kurulur. Çoğu insan iyi günde sırtını ezberlere dayar ve kötü günde ezber bozmanın da bir ezber olabileceği ihtimaline pirim vermekten kaçar. O yüzden bugüne kadar yapılan tüm yanlışların eski ortağı olanların, bugün yapılmakta olan yanlışların da müsebbibi olma gerçeği can sıkar

Nifak mimarisi
28 Mayıs 2026 - 12:09 - Güncelleme: 29 Mayıs 2026 - 10:00

Bu ülkenin yakın siyasi tarihi boyunca kime ne zaman neden güvendiğinizi bir düşünün. Sonra da kimden ne zaman ve neden nefret ettiğinizi…  Kimleri başta sevip kimlerden sonra tiksindiğinizi. Ya da tersini.

Ve bu arada ülkenin başına neler geldiğini, ülkenin başından nelerin geçtiğini… Sanki burası sizin ülkeniz değilmiş gibi, hepsini bizzat deneyimlememişsiniz de bir filmde izlemişsiniz, bir romanda okumuşsunuz gibi… dışardan bakın. Ne düşünürdünüz? Tercihlerinizi, öngörlerinizi, endişelerinizi ve sevinçlerinizi, kurulan ve yıkılan ve yeniden kurulan ve bir kez daha yıkılan hayallerinizi… Hepsini serin önünüze.

Analizi her açıdan yapılmış, kodları defalarca deşifre edilmiş bir faşizmin tüm görünürlüğüne ve bilinirliğine rağmen her çağda ve coğrafyada hortlayabilmesinin ve yeniden iktidara talip olabilmesinin nedenleri üzerine sadece düşünmekle kalan ve bu nedenselliğin döngüsünü kırmak için beklenmedik hamleler yapmaktan hep kaçınan ürkek kalabalıkların ortak yazgısı…

Hanna Arendt totaliter iktidarların en büyük başarısının yalnızca insanları korkutmak olmadığını asıl başarının insanların gerçeklik duygusunu kaybetmelerini sağlamak, birbirlerine güvenini yok etmek ve onları eylemsizliğe sürükleyerek dirençsiz hale getirmek olduğunu söyler.

Arendt’in analizlerini bir kez daha doğrulama laboratuvarına dönmek üzere olan şu ülkede muhaliflerin iradesini bulandıracak hamleler boşuna yapılmıyor. Bugün söylediğini yarın inkâr eden politikacılar, alenen doğru olan gerçekleri yok sayarak ilerleyebilen politikalar, dün kahramanken bugün hain ilan edilen politik figürler, iktidar tarafından maniple edilen istatistikler, hukuk ve medyanın mesleki etikten uzak güdümlü değişkenliği….

İnsanlığın kaderini, birtakım iktidarların kötü niyetlerinin yanı sıra, toplumların kime ne zaman neden güvendiğini ve kimden ne zaman neden nefret ettiğini dürüstçe düşünmeye başladığında “inancına” zeval geleceğinden korkması da belirler.

Referanslarını Nazi’lerin kurduğu korkunç sistemden alan Arendt diyor ki, başlangıçta insanlar başlarına gelenlere tepki verirler ama zamanla her şeye alışır ve tepkisizleşirler. Hepsinin “aynı” olduğunu düşünmeye başlarlar. Kimsenin “temiz” olmadığını. “Gerçek” diye bir şey kalmadığını.  “Boşuna” uğraşıldığını. Bu ruh hali doğrudan totaliter iktidarların işine yarar. Umudunu kaybeden toplumlar kolayca yönetilirler.

Buraya kadar her şey fazlasıyla tanıdık. O yüzden umudu ayakta tutmaya çalışıyorsunuz. O yüzden “Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber ya hiçbirimiz!” diye sloganlar atıyorsunuz.

Ama gerçekten hep beraber olmak ne anlama gelir, onu durup düşünmüyorsunuz. Çünkü “hep beraber” değilsiniz. Aksine şu anda tam ortadan ikiye bölündünüz.   

Machiavelli’nin Prens kitabında anlattığı mesele sadece kaba bir “parçalama” stratejisi değil, incelikli bir nifak becerisidir. 

Bugün bu ülkede iktidar sallantıda olan varlığını güçlendirmek için son çare olarak muhaliflerinin iç gerilimlerini tetikliyor. Liderlik tartışmaları çıkartıyor. Adaylık kavgaları yaratıyor. Eski kadro yeni kadro çatışmalarını körüklüyor. Rekabeti ateşliyor. İdeolojik ayrışmaları destekliyor. Kişisel hırslar üzerinden kışkırtmalar yapıyor.

Ve dışarıdan yıkamadığı muhalefeti içeriden yıkmayı başarıyor. Mutlak kılmaya yemin ettiği iktidarının karşısına, kendi meşruiyetini kendi eliyle aşındıran rakipler yaratıyor.

Totaliter iktidarın öngördüğünü öngöremeyen bölünmeye meyyal her muhalefet, bölünmüş halinin her bir parçasıyla artık muhalif değil iktidar destekçisidir.

Tarafların birinin daha direnişçi, daha iyi, daha dürüst, daha doğru, daha ilkeli, daha güçlü, daha güvenilir daha vs. olması sonucu değiştirmez. Daha akıllı olması sonucu değiştirir.

Daha direnişçi, daha iyi, daha dürüst, daha doğru, daha ilkeli, daha güçlü, daha güvenilir daha vs. olan önceliğini karşısına “öteki” kılınanı alt etmek yerine iktidarın beklentilerini suya düşürmeye vermezse…

Daha direnişçi, daha iyi, daha dürüst, daha doğru, daha ilkeli, daha güçlü, daha güvenilir daha vs. olması, onu tıpkı işbirlikçi, kötü, hilekâr, hatalı, ilkesiz, güçsüz taraf gibi muhalefetin niyetine hizmet eder hale getirir.

Dünyada mevcut tüm sistemler ezberlere güvenilerek kurulur. Çoğu insan iyi günde sırtını ezberlere dayar ve kötü günde ezber bozmanın da bir ezber olabileceği ihtimaline pirim vermekten kaçar. O yüzden bugüne kadar yapılan tüm yanlışların eski ortağı olanların, bugün yapılmakta olan yanlışların da müsebbibi olma gerçeği can sıkar.

Şimdi eğer cesaretiniz varsa ve canınızı sıkmaya gönüllüyseniz…

Bu ülkenin yakın siyasi tarihi boyunca kime ne zaman neden güvendiğinizi bir daha düşünün.

Sonra da kimden ne zaman ve neden nefret ettiğinizi…  Kimleri başta sevip kimlerden sonra tiksindiğinizi. Ya da tersini.

Ve şu anda bu ülkede iktidarı beklediği değil aksine beklemediği bir yerden şaşırtacak bir hareket görüp görmediğinizi…

Hayalleri gerçekleşeceği umulan yerden kurmak tek seçenek değil.

Kırılmayacağı hesaplanabilir yerlerden de hayal kurabilirsiniz.
Mine Söğüt
[email protected]


YORUMLAR

  • 0 Yorum