Bu operasyona neden dini olarak bakmak zorundayız

Sözlükte, bir topluluk karşısında konuşma manasına geliyor hutbe. İslam dininde ise“Cuma ve Bayram namazlarında okunan dua ve verilen öğüt” anlamına gelmekte...

Bu operasyona neden dini olarak bakmak zorundayız

Sözlükte, bir topluluk karşısında konuşma manasına geliyor hutbe. İslam dininde ise“Cuma ve Bayram namazlarında okunan dua ve verilen öğüt” anlamına gelmekte...

Bu operasyona neden dini olarak bakmak zorundayız
13 Ekim 2019 - 09:53

Sözlükte, bir topluluk karşısında konuşma manasına geliyor hutbe.İslam dininde ise “Cuma ve Bayram namazlarında okunan dua ve verilen öğüt” anlamına gelmekte. İslam tarihindeki varlığı baki. Dahası İslam öncesi dönemde de Arap toplumunda bu konuşma sanatının çok yaygın olduğunu biliyoruz. İslam dininde de bu gelenek sürdürülmüş. Hatta Cuma namazının farzı olarak görülmüş; en azından mezhep alimleri için öyle. Hutbenin farz olması ile ilgili açık bir hüküm olmasa da Cuma Suresindeki ilgili ayetten yola çıkılarak  (Cuma, 62/9) bu kanaate varılmış.

Diğer taraftan hutbenin varlığı olmasa da, içeriği tarih boyunca tartışılmış hep. Bu takvimin kökeni Emevilere kadar inmekte. Şöyle ki, Emevi idarecilerinin Cuma namazından sonra okunan hutbeyi öne aldıkları ile sürülmekte. Maksat, propaganda ve egemen siyaseti din ile meşru kılmak. Hutbenin vakti ile ilgili farklı görüşler olsa da, Emevilerin dini siyasete alet ettikleri açık bir gerçek, onun için bu konunun tartışılacak bir yanı yok. Daha devlet kurulurken, Kur’an sayfalarını mızrakların ucuna takan bir anlayıştan söz ediyoruz.

İktidarın bir parçası olarak varlık gösteren devlet kurumunun hutbesi, iktidarın yaptıklarına aykırı olamayacağına, en azından bu söylemler süreklilik kazanamayacağına göre, hutbe eşittir resmi ideoloji denklemini kurabiliriz sanırım. Onun için hutbeyi kaleme alan eller, bu işbirliğinin gölgesi altında hareket ederler. Dolayısıyla kurulan şu cümleye de rahatlıkla imzamızı atabiliriz: “Hutbeler İslam tarihi boyunca birçok dini ve toplumsal işlevinin yanında, politik bir konu olarak da telakki edilmiş, iktidarın bir operasyon alanı olarak görülmüştür”[i]. Bu operasyonun kesintiye uğramadığını Osmanlı’dan günümüze sirayet ettiğini, yaşanan tarih kadar bu konuda yapılan çalışmalardan da görebiliyoruz. [ii]

Son yıllarda güncel gelişmelere paralel olarak Suriye işgali, Filistin ve Mescid-i Aksa Meselesi, Soma ve Ermenek’teki maden faciaları vb konularla ilgili kağıda dökülen hutbeler, bu anlayışın ve hakikatin bir parçası olarak okunabilir. Bu anlamıyla hutbeler, edilen dualar, fetvalar iktidarın dine sirayet eden yüzüdür; üstelik bu yüz toplumsal meselelerde epeyi kitle de bulmaktadır. Bu esnada iktidara yakın “seküler” örgütler bile, iktidarın din suretine itiraz etmezler; nitekim “politik” kesişme noktalarında böyle konular tartışma alanından çıkar.

Böylesi zamanlarda ortalama muhalefet ve iktidar arasında ayrım silikleşir, farklılarımız bir anda ortadan kalkar. O vakit iktidar isterse din ile hiç ilgisi olmayan konularda bile dua eder, savaş varsa katılır ve hatta onunla ilgili hutbe bile yayınlar. Yaşanmamış olaylar değil bunlar. Örneğin 1950 yılında bizden 10 bin kilometre öteden cereyan eden Kore iç savaşı ile ilgili dönemin Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki şöyle konuşmuştu: “Kore harbi alelade bir savaş, bir toprak harbi değildir. Bu savaş, hak ile batılın, iman ile küfrün, ehl-i ile kitap ile kitapsızların, Allahsız dinsiz ve imansızlarla Allah’a inananların, hulasa hayır kuvvetleriyle şer kuvvetlerinin çarpışmasıdır.” Neticede Kore savaşı bir cihad, o savaşta hayatını kaybeden askerlerse şehit olacaktı; fetva böyle verilmişti. Sonuç mu; Türkiye’den savaşa katılan 721 asker yaşamını kaybetti, 234’ü esir alındı, 175’i de kayboldu. Akseki’nin bu dilini menzil edindikten sonra yazılmayacak hutbe, edilmeyecek söz, dahil olmayacak savaş kalmaz sanırım. Din, istenildikten sonra böylesine kullanışlı bir olgudur. Onun için dönem ve olaylara göre değil, süreklilik içerisinde genel bir ilke olarak, iktidarın din metinlerine, dini metinlerin iktidar suretlerine karşı durmak gerek. Zira bu prensibe sadık kalmazsanız ne Kore hutbesine ne de 27 Mayıs’ta ve benzeri bir günde yapılan dini faaliyetlere itiraz edemezsiniz.

Diyanetin siyaset alanına dahil olmasını en son “Barış Pınarı Harekatı’nda gördük. Buna göre Perşembe sabahından itibaren Camilerde sabah namazında Fetih suresi okunacaktı. Peki, bu sure ne ile ilgiliydi. Diyanet İşleri Başkanlığı sayfasından aynen aktarıyorum: “Hz. Peygamber ile Mekke’li müşrikler arasında gerçekleşen Hudeybiye antlaşması, cihad, savaştan geri kalan münafıklar ve Mekke’nin fethedileceği müjdesi”[iii] Konunun ilkesel boyutu şurada dursun; bu sure ile operasyon arasında nasıl bir ilişki var? Yine Diyanet bugün yayınlanan hutbesine (11 Ekim 2019) “Gün Birlik ve Dayanışma Günüdür” başlığını vererek, gündemi yansıtan gelişmeleri dini söylemle üretme yoluna gitmiş. Örneğin hutbeye Tevbe Suresinin 20.ayeti başlanılması uygun görülmüş. O ayet şöyle diyor: “İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerin Allah katındaki mertebeleri pek büyüktür. Muradına erecek olanlar da onlardır” Peki Diyanet böyle açıklamalar yapabilir mi? Örneğin bu derecede sıcak bir gündemin içerisinde bize verilmek istenen mesaj nedir? Hasılı bu operasyona neden dini olarak bakmak zorundayız? Gündem neden Fetih ve Tevbe sureleri ile birlikte anılmak durumunda? Bu soruları sormak, konuşmak ve tartışmak gerekiyor. Her şey bir yana Anayasamızın 2. maddesi bunu zorunlu kılmakta.

Unutmamak lazım. Diyanet, mevcut haliyle dini olduğu kadar hepimizin vergileriyle faaliyetlerini sürdüren bir kamu kurumudur. Hali hazırda bütçesi pek çok kurumdan fazladır.! Dolayısıyla yaptığı açıklamalar, hutbeler aynı zamanda kamuyu yani halkı da bağlamaktadır. Oysa örneğin ben kişisel olarak ne Diyanetin bu açıklamalarından ne de mevcut işleyişinden razı değilim. Rızalığın olmadığı yerde yapılan her açıklama adaleti, eşitliği, hukuku örselediği ölçüde haktan da uzaklaşacaktır. Murad edilen bu değil sanırım, o vakit hakka ve hakikate uygun yaşamak lazım.

Aydın Tonga

Odatv.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum