Döndük Kandil'e doğru açtık ellerimizi...

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dün grup toplantıları başlamadan önce klasik medya taramamı yaparken Sabah gazetesinden Mahmut Övür’ün, "DEM Parti’ye Roj Girasun dersi” başlıklı yazısını okuyordum.

Döndük Kandil'e doğru açtık ellerimizi...
04 Şubat 2026 - 10:54 - Güncelleme: 05 Şubat 2026 - 10:37

Övür, “Kürt meselesi üzerine yaptığı araştırmalar ve analizleriyle bilinen genç bir araştırmacı var: Roj Girasun...” diyor ve ekliyor;

“Son günlerde yanılgı üzerine yanılgı yaşayanlara ders verir gibi ne yapılması gerektiğini tane tane anlatıyor:

‘Bugün itibarıyla SDG'nin kendi doğal siyasi sınırlarına çekilmiş olması beklenen bir şeydi, hatta belki olması gereken de buydu ama bunun bir anlaşmayla değil, askeri bir yenilgiyle gerçekleşmiş olması, toplumsal psikolojiyi ve Kürt siyasetinin genel havasını çok olumsuz etkiledi.’

Anlamak isteyenlere buradan nasıl bir sonuç çıkartılması gerektiğini de açık ve net anlatıyor:

‘Kürt siyasetinin yönü, Kürt toplumunun yüzü bugünden itibaren Ankara'ya daha fazlasıyla dönük olmak durumunda. Yaşanan kırılmalar, işte duygusal kopuşlar diye tabir edilen şeyler yeni bir siyasal stratejiyi değil daha önce söylenen şeyi daha güçlü söylemeyi elzem hale getiriyor. Onun için Ankara ile barışık bir Kürtlük, Ankara'da güçlü olan bir Kürtlük daha elzem bir durumda bugün.’

Başkan Erdoğan ve Bahçeli'nin uzattığı el hâlâ sizi bekliyor. Öcalan'ı yine dinlemediniz, bari genç Girasun'u dinleyen ve yüzünüzü Ankara'ya dönüp sivil siyaset yapın...

Derken… Siyasi partilerin Meclis grup toplantıları başladı. Hareketin lideri Devlet Bahçeli, bebek katili Abdullah Öcalan’a saygı gösterilmesini en yüksek tondan istedi. Bahçeli hızını almadan devam etti;

“Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet’ler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.”

Hainlerin alayına af istedi!.. Karşı duranları tehdit etti. MHP’de görevli “milletvekilleri” de çılgınca alkış tuttu!..

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde hâlâ duruyor;

“PKK bir terör örgütüdür. Avrupa ülkelerinin çoğu, ABD, Kanada ve Avustralya gibi birçok ülkenin terör örgütleri listesinde yer almaktadır. Avrupa Birliği de PKK’yı 2004 yılında terör örgütü olarak tanımıştır.

1984 yılındaki kuruluşundan itibaren on binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan terör örgütü PKK, Marksist-Leninist ve etnik ayrılıkçılık temelli bir ideolojiye sahiptir. Eylemlerinde sivil, asker, polis, kadın, çocuk ayrımı gözetmemekte, tedhiş duygusu yaratmaya çalışmaktadır. Terör örgütü, haraç, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi faaliyetlerde de bulunmaktadır. PKK’nın çocukların kaçırılarak zorla silah altına alınması konusunda da suç dosyası kabarıktır. Terör örgütlerinin aynı zamanda örgütlü suç eylemlerinde bulundukları ve bu yolla terör finansmanı yoluna gittikleri hususunda PKK eylemleri somut örnekler sunmaktadır. Terör örgütünün sözkonusu faaliyetleri bağımsız uluslararası raporlara da yansımış durumdadır.

PKK terör örgütü, başta ülkenin güneydoğusundakiler olmak üzere, Türkiye’nin turizm endüstrisi, ekonomik altyapısı, eğitim kurumları, sağlık tesisleri, kamu teşebbüsleri ile özel girişimleri gibi unsurları hedef almaktadır. Bu kapsamda örgüt, altyapılar, tesisler, okullar ve ambulanslara saldırı düzenlemek, sağlık çalışanları ve gümrük görevlilerini kaçırmak gibi birçok yöntem kullanmaktadır. Bu yöntemlere ek olarak, PKK pusular ve suikastlar düzenlemekte, örgütle işbirliği yapmayan sivilleri infaz etmekte, adam kaçırma eylemleri gerçekleştirmekte, şehir merkezlerinde de intihar bombacıları kullanarak, terör saldırılarına devam etmektedir.

***

14 Ekim 2009 tarihinde, ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi, örgütün üst düzey yöneticilerinden Murat Karayılan, Ali Rıza Altun ve Zübeyir Aydar’ı önemli yabancı uyuşturucu kaçakçıları olarak belirlemiştir. Aynı ofis, 20 Nisan 2011 tarihinde ise, örgütün kurucularından Cemil Bayık ve Duran Kalkan ile birlikte bazı diğer üst düzey üyelerini, Yabancı Uyuşturucu Çetelerini Belirleme Yasası çerçevesinde Özel Olarak Belirlenmiş Uyuşturucu Kaçakçıları olarak ilan etmiştir.”

Şimdi hareketin liderine soralım;

Murat Karayılan, Ali Rıza Altun, Zübeyir Aydar, Cemil Bayık ve Duran Kalkan’a da saygı duyalım mı?.. Ne buyurursunuz?.. Bakın, sakın ha benden duymuş olmayın, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, terör örgütüne ve sizin deyiminizle “kurucu önder”e ve onun yandaşlarına saygı duymuyor gibi. Saygı duysalardı, sizin dünkü tarihi(!) açıklamanızın hemen ardından o açıklamayı derhal kaldırmaları gerekirdi… Hakan Fidan’ın kulağını çekmeniz gerekiyor!..

***

Hareketin liderinden sonra DEM Parti Meclis grup toplantısını izledik. Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan, Devlet Bahçeli’ye teşekkürlerini sundu. Bakırhan, “Bu süreç, güçlü bir Meclis iradesiyle, tereddüde yer bırakmayacak şekilde şeffaf ve cesur adımlarla ilerlemelidir” dedi. Bakırhan, TBMM eliyle önümüzdeki günlerde olacakları da anlattı;

“Hazırlanacak ortak komisyon raporu, yasal ve hukuki altyapıyı ören, halklara güven veren bir toplumsal sözleşme niteliğinde olmalıdır. Sürecin başarısı, halkların özgürlük ve güvenlik duygusunun dengesini doğru kurmaktan geçer. Kimliğin, dilin ve kültürün tanınması; yerel demokrasinin güçlendirilmesi, bir halkın kendini ‘evinde’ ve güvende hissetmesinin yegâne yoludur."

Mahmut Övür’ün yazısına konu olan DEM’liler, yüzünü Ankara’ya dönmeden, birileri yüzünü Kandil’e dönmüştü bile. Gerek kalmamıştı zahmet etmelerine!..

Ha!.. Tuncer Bakırhan, dün, Tayyip Erdoğan’a seslenerek, çok önemli bir çağrı da yaptı;

"Hem Kürtlerle barışarak iç barışı tahkim etme arayışında olmak hem de ırkçılığa izin vermek bir Ankara Paradoksudur. Ve bu paradoksu aşmak iktidarın görevidir."

Sayın Bakırhan!.. Siz, o işi oldu bilin… Hareketin liderine güvenin, sırtınızı Kandil’e yaslayın, keyfinize bakın!.. Ortada ne paradoks kalır ne de başka bir şey!.. Üstelik ortada Ankara mı var da paradoks olsun!..


Ahmet TAKAN[email protected]

YORUMLAR

  • 0 Yorum