Dünyadaki Yaşam Başka Bir Yıldız Sisteminden Gelmiş Olabilir mi?

Araştırmacılar; yaşamın aslında çok daha önceden , tuhaf, puro şeklindeki nesne ‘Oumuamua’ gibi yıldızlararası bir ziyaretçi gemisi ile çok uzaklardan dünyamıza seyahat etmiş (gelmiş) olabileceğini belirtmişlerdir.

Dünyadaki Yaşam Başka Bir Yıldız Sisteminden Gelmiş Olabilir mi?

Araştırmacılar; yaşamın aslında çok daha önceden , tuhaf, puro şeklindeki nesne ‘Oumuamua’ gibi yıldızlararası bir ziyaretçi gemisi ile çok uzaklardan dünyamıza seyahat etmiş (gelmiş) olabileceğini belirtmişlerdir.

Dünyadaki Yaşam Başka Bir Yıldız Sisteminden Gelmiş Olabilir mi?
15 Mayıs 2019 - 23:25

Geçen sonbaharda iç güneş sisteminden yakınlaştırılan ‘Oumuamua’, yörüngemizde gözlemlenen ilk onaylanmış yıldızlararası nesnedir. Ancak bu, buraya ilk defa ulaşan yıldızlararası bir ziyaretçi olduğu anlamına gelmez, aslında bu ifadenin yanından bile geçemez. Gezegen bilim adamı Bill Bottke geçen ay Berkeley, California Üniversitesi’ ndeki Atılım Tartışması konferansında bir panelde yaptığı konuşmada, ‘Oumuamua gibi bir şeyin, güneşin herhangi bir zamanında yaklaşık 1 AU’sunda , mutlaka bir tanesinin bulunduğunu düşünüyoruz’ demiştir. Aynı zamanda Boulder, Colorado’daki Güneybatı Araştırma Enstitüsü’ndeki Uzay Çalışmaları Bölümü’nü yöneten Bottke, ‘Ve bunun gerçekten ilginç bazı etkileri var’ diye eklemiştir.Bu tür bir ima, ‘Oumuamua’ benzeri nesnelerin, panspermia olarak bilinen bir fikir olan kozmos çevresinde dünyadan dünyaya yaşam transferinde oynayabileceği rolü üzerine odaklanmaktadır. ‘Oumuamua’ nın kesin büyüklüğü net olarak bilinmiyor, ancak araştırmacılar en uzun boyutunda 2.600 feet(800 metre)’den daha az yayıldığını düşünmektedirler.

Bu arada nesne, güneşten uzaklaştığında ‘gravürsüz ivmelenmeyi (yerçekimsiz hızlanma)’ göstermiştir ve araştırmacılarda ‘Oumuamua’ nın bir tür uzaylı uzay aracı olabileceği düşüncesini savunmalarına sebep olmuştur. Ancak fikir birliği olan görüş, nesnenin ara yüzünün buzlu olduğu ve garip hareketlerinin kuyruklu yıldız gibi dışa taşmalardan kaynaklandığı yönünde olmuştur. Atılım Tartışma panelinde, Hawaii Üniversitesi Astronomi Enstitüsü’ nden astrobiyolog Karen Meech, ‘Bu bize buzların bu yıldızlararası mesafelerde dayanabileceğini gösteriyor’ demiştir ve kuyruklu yıldızlar ve kendi güneş sistemimizdeki diğer küçük cisimler üzerine yapılan daha önceki araştırmalar, ‘Oumuamua’ benzeri nesnelerin iyi bir ısı yalıtımı ve radyasyon koruması sağladığını öne sürmüştür.

Bu, bu nesnelere otostop çekmek isteyen herhangi bir mikrop için iyi bir haber aslında. Meech, ‘Muhtemelen iç kısımda önemli bir korumaya sahip oluyorsunuz ve radyasyon alanıyla derinleşmiyor veya vücuttaki 10, 20 metre [33 ila 66 fit] derinlikte süpernovalardan ısıtma yapıyorsunuz’ demiş ve ‘Öyleyse, bazı eyaletlere bazı canlı organizmaları getirebileceğiniz düşüncesi, bu canlı organizmalar soğuk ve derin dondurucuda korunabilir, ve dolayısıyla bu düşünce, dış güneş sistemimizden gelmekten farklı olmaz’ şeklinde konuşmasına devam etmiştir.

Gökbilimciler henüz ‘Oumuamua ‘nın doğduğu yıldız sistemini tanımlayamamışlardır, bu yüzden ne kadar uzun zaman önce nesnenin karanlığa atılıp atılmadığını ve soğuk bir sarfiyattan (atık) ibaret olup olmadığını tam olarak bilememekteyiz. Meech, ancak belki de bu nesnenin 10 milyon yıl veya bundan daha da uzun süredir yıldızlararası uzayda yolculuk yapmış olabileceğini söylemiştir. ‘Oumuamua ‘ya ait herhangi bir olası varlığın, Dünya ile bir etkileşimi atlatabileceği veya atlatamayacağı net değildi. Meech, buzlu nesnenin gezegenimize göre yaklaşık 134.000 mil (215.000 km / s) hızla mermi gibi bizi geçtiğini söylemiştir. “Bu çok yüksek bir darbe hızı” diye de belirtmiştir. (Ayrıca dediğine göre; bu hız daha da yüksek olabilirdi. ‘Oumuamua’ güneş sistemimizin düzleminin üstünden geldi ve bize daha hızlı, kafa kafaya vurabilecek yıldızlar arası bu cisim yaklaşık 225.000 mil veya 360.000 km / s hıza da sahip olabilirdi.)

Penn Eyalet Üniversitesi Astronomi ve Astrofizik Anabilim Dalı profesörü Steinn Sigurdsson, Atılım Tartışması toplantısında farklı bir konuşma sırasında ‘Fakat ‘Oumuamua’ ve akrabalarının oldukça kabarık olduğu düşünülüyor, bu nedenle Dünya’yı etkileyen herhangi birinin nispeten yavaşça “karaya düşmesi” ve atmosferimize çarptıklarında açılmaları olası bir durum’ demiştir.
Sigurdsson dediğine göre , Harvard Üniversitesi’nin astronomu AviLoeb ve diğerleri tarafından yapılan hesaplamalar, Sigurdsson’un kendi hesaplamalarının yanı sıra, ayrıca yaklaşık 100 ‘Oumuamua’ benzeri nesnenin gezegenimizin yaklaşık 4.6 milyar yıllık tarihinde göze çarptığını da bizlere göstermektedir. (Bu cisimlerin rastgele yörüngelerde olduğu varsayılmaktadır – yönlendirilmiş panspermi olarak bilinen bir fikir olan akıllı uzaylılar tarafından özel olarak bu nesneler kendi yollarına gönderilmemişlerdir.) “Şimdi, ya içlerinde biyota varsa? Bilemiyoruz tabii ki” demiştir. “Belki de bir tanesini yakalayıp araştırmalıyız ha?”

Harvard’ın astronomi departmanına başkanlık eden ve son zamanlarda’ Oumuamua’nın uzaylı bir yelkenli olabileceğini iddia eden bir makale hazırlayan Loeb,’’Oumuamua’yı yakalamak mümkün değil’ demiştir.‘Objenin şu an nerede olduğunu bile tam olarak bilmiyoruz, bu yüzden herhangi bir takip probu güçlü (ve ağır ve pahalı) bir teleskopla donatılmak zorunda olacaktır. Ve ‘Oumuamua’yı yakalamak için yeterince hız kazanmayı, tehlikeli bir mesafeden güneşin etrafında sapan atmayı gerektirir.’ Loeb Atılım Tartışması panelinin soru-cevap bölümünde “Bir sonraki yıldızlararası nesneyi aramak çok daha mantıklı olacaktır” demiştir. Loeb, önümüzdeki yıl Şili’de gökyüzünü gözlemlemeye başlaması planlanan güçlü Büyük Sinoptik Araştırma Teleskopunun, muhtemelen her ay çalışacağını ve çalıştığı zaman iseher ayda yaklaşık bir yıldızlararası nesneyi görebileceğini eklemiştir.“Bu yüzden, sadece birkaç yıl bekleyin ve ayda bir tane keşfedip inceleyin ve çok daha az maliyetli olanların peşinden gidin” demiş ve “Onların bize yaklaşımları konusunda tespitlerde bulunursanız, aslında onları yarı yolda, göreceli olarak daha düşük hızlarda da karşılayabilirsiniz” diye devam etmiştir.

Elbette, hayatın çok uzun zaman önce Dünya’ya nispeten kısa bir atılım(sıçrayış) yapmış olması da mümkündür. Güneş sistemimizdeki karasal gezegenler, buradaki dünya üzerinde giderek artan Mars meteorları koleksiyonunun kanıtladığı gibi, düzenli olarak kayaları değiştirmektedir. Nitekim, bazı araştırmacılar hayatın, muhtemelen Kızıl Gezegen ‘de başladığını ve dünyaya güçlü bir etkiyle uzayda yer alan bir kaya ile giriş yaptığını düşünmektedir. Tüm bunların söylenmesi ile,panspermia, (yıldızlararası veya yerel, yönlendirilmiş veya doğal) hayatın Dünya’da ortaya çıkmasına ilişkin standart (kanonik) bir açıklama değildir. Sonuç olarak, bunun için elimizde bir kanıt yoktur ve bu yüzden de çoğu araştırmacı Occam’ ın Usturası (Occam’sRazor) Teorisine katılmaktave yaşamımızın, mavi bilyemize (dünyamıza) özgü olduğunu düşünmektedirler.

Editör / Yazar: Zeynep Erva Şahin

Kaynak: https://www.livescience.com/65405-did-earth-life-come-from-another-star-system.html

YORUMLAR

  • 0 Yorum