Gazeteci Fikret Bila: ‘CHP, yoksulun partisi olmalı’

Gazeteci Fikret Bila,'nın yeni kitabı 'CHP Nasıl İktidar Olur'da partinin tarihiyle birlikte Türk siyasi tarihi de okunuyor. Bila, CHP'nin neden iktidar olamadığının sebeplerini dört kırılma noktasıyla saptarken, çözüm önerilerini de ortaya koyuyor. Bila ile CHP'nin iktidar olabilmesi için yapması gerekenleri, sayıştay raporlarını ve 'ışık polemiği'ni konuştuk.

Gazeteci Fikret Bila: ‘CHP, yoksulun partisi olmalı’

Gazeteci Fikret Bila,'nın yeni kitabı 'CHP Nasıl İktidar Olur'da partinin tarihiyle birlikte Türk siyasi tarihi de okunuyor. Bila, CHP'nin neden iktidar olamadığının sebeplerini dört kırılma noktasıyla saptarken, çözüm önerilerini de ortaya koyuyor. Bila ile CHP'nin iktidar olabilmesi için yapması gerekenleri, sayıştay raporlarını ve 'ışık polemiği'ni konuştuk.

Gazeteci Fikret Bila: ‘CHP, yoksulun partisi olmalı’
18 Ekim 2020 - 11:19

- En güncel meseleden; Enis Berberoğlu kararından başlayalım: “Dokunulmazlıkların kaldırılmasında CHP’nin yaptığı hodri meydan çağrısı bugün yaşananların nedenidir” yolundaki eleştiri her karar aşamasında tartılışıyor. Sizce de yanlış bir karar mıydı CHP’ninki?

Evet yanlış bir karardı. O dönem iktidar CHP üzerinde bir baskı kurdu. Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda talepte bulunan, meydan okuyan AKP’ydi. CHP, burada kendini ‘evet’ demek zorunda hissetti, çünkü HDP ve PKK üzerinden CHP’ye kurulan baskıydı. Bu baskıdan kurtulmak ve yargılanmaktan çekinmediklerini kanıtlamak adına Sayın Kılıçdaroğlu böyle bir karar verdi. Arkasından bu gelişmelerin olacağını tahmin etmiyordu. İktidar mekanizması harekete geçti ve sayın Berberoğlu’nun dokunulmazlığını kaldırıp cezaevine gönderdiler. Ben Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu karardan üzüntü duyduğunu tahmin ediyorum. Bu üzüntü o kadar büyüktü ki, CHP tarihinin en önemli ve en büyük eylemini yaptı, Ankara’dan İstanbul’a kadar adalet yürüyüşünü gerçekleştirdi. 

- Kitabınızın adı çok ilgi çekici… ‘CHP Nasıl İktidar Olur’… Tersten sormak istiyorum: 2002’den bu yana yaşananlara bakılırsa AKP iktidarını nasıl korudu?

Aslında bunlar birbirini tamamlayan sorular. CHP, DSP, merkez sol benim muhabirlik yıllarımda yakından izlediğim bir konu. Keza rahmetli abim Hikmet Bila’nın da CHP Tarihi kitabı o alanda bir başyapıt sayılabilir. Onları biraz güncelleyip yeni bir çalışma yapmaya karar verdim. Nedeni şuydu: 2002’den sonra yaşadığımız süreç, Atatürk’ün liderliğinde CHP’nin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini silikleştiren ve dönüştüren bir süreç oldu. Bu süreçte kurucu parti ve sosyal demokratlık iddiasında olan bir parti neden iktidar olamıyor sorusu aklıma takıldı. Bunun nedenlerine bakarken şu tespiti yaptım. Çok partili hayata geçtikten sonra, eğer 1946’yı esas alırsak 74 yıl içinde CHP 15 yıl 3 ay, 1950’yi esas alırsak 70 yıl içinde 11 yıl 3 ay; o da koalisyon ortağı olarak iktidar olabilmiş. Demek ki CHP’nin seçmenle, milletle bir sorunu oluşmuş.

- Sorun nereden kaynaklanıyor?

Dört kırılma noktası saptadım: Birinci Cumhuriyetin kuruluşuna kadar gidiyor. Büyük Atatürk’ün büyük bir öngörü ve kararla hilafeti kaldırması. Bu karar, o zamanki muhalif mecralar tarafından CHP’nin daha başından dinsiz, din düşmanı olarak damgalanmasına sebep oluyor ve halk nezdinde etkili de oluyor. Koyu dindar ya da dindar diyeceğimiz kesimde CHP’ye mesafe oluşuyor. CHP’den kopuşlara sebep olan ikinci kırılma noktası, İkinci Dünya Savaşı koşulları. İsmet İnönü’nün liderliğinde Türkiye, orduyu savaşa hazır tutabilmek için ekonomik alanda imkanları orduya yansıtıyor. Vergiler, temel ihtiyaçların zor karşılanması, ekmeğin karneye bağlanması, çiftçiden istenen fedakarlıklar ‘CHP ekonomiyi yönetemez, CHP’nin iktidar olması demek yokluk, kuyruk, karne demektir’ gibi yine bir algı yaratılıyor. Üçüncü büyük kopuşu 12 Eylül askeri müdahalesinde görüyoruz. Bu müdahale CHP ve sol kadroları tasfiye eden, üzerinden silindir gibi geçen bir müdahale. Arkasından gelen yarı demokratik ortamdaysa SHP, CHP, DSP… Merkez solda bir bölünme görüyoruz. O bölünmenin de sol oylarda bir azalmaya neden olduğunu saptıyoruz. Son kırılma noktası bana göre 1991’dir. SHP ile HEP’i kuran vekiller arasındaki işbirliği bir tepki görüyor. Ondan sonra HEP’in kurulmasını takiben Kürt seçmen kopuyor, hâlâ da bu kopuş sürüyor. Tüm bu nedenler CHP’yi yüzde 20-25 bandında tutuyor. 

- Dört neden saydınız, bunca uzun bir zamanda CHP kaybettiklerini kazanma yoluna gitti mi?

Dindar kesime ulaşmak bakımından Bülent Ecevit’in DSP olarak bir açılımı var. ‘İnançlara saygılı laiklik’ diye bir tez geliştirdi ve bunu büyük ölçüde uygulayabildi. Keza aynı dönemde milliyetçi duyguları ön planda bir DSP ve Ecevit görürüz. Bu iki unsur DSP’ye bir teveccüh yarattı ve o kesimlerden oy almaya başladı. Abdullah Öcalan’ın Ecevit’in başbakanlığında yakalanması bu milliyetçi duyguları okşadı. 1977 seçimlerinde CHP birinci parti çıkıyor, yüzde 42 oy alıyor. Dolayısıyla dindar kesimden de oy alıyor. Orada iki temel faktör var: Birincisi yine milliyetçi duygular ön planda, çünkü Kıbrıs kahramanı olarak Ecevit’e bir teveccüh var. İkincisi bu düzeni kökten değiştirecek, hakça bir düzen kurma iddiası da yoksul kesimlerde ilgi görüyor. Ecevit’in 1977’de aldığı bu oy oranına CHP bir daha ulaşamıyor. CHP’nin bir de yoksul kesimlere ulaşma sorunu var. Ecevit bunu biraz kırabildi ama CHP, özellikle 2002’den sonra AK Parti iktidarının devletin temel niteliklerine yönelmesi karşısında sadece laikliği savunma cephesine çekildi. Diğer alanları biraz boşladı. 

- Kitapta şöyle bir cümleniz var: “Sağ partilerin insanların korkularını körüklemesi sol partileri çaresiz bıraktı…”

Demokrat Parti zamanında da muhtemel bir CHP iktidarında yine aç, işsiz kalacaklarını, ekmeğin karneye bağlanacağını, camiye gidemeyeceklerini, ibadetlerini yerine getiremeyecekleri propagandası her zaman etkili oldu. Bu propaganda aslında merkez sağ çizgide bugüne kadar devam etti. Bunu çok başarılı kullananlardan biri de Sayın Erdoğan ve AK Parti olduğunu söyleyebiliriz. Sürekli bu kutuplaştırma üzerinden çoğunluk üretmeyi başardı ve CHP’yi düşmanlaştıran söylemini yerleştirdi. Bunu yaparken de büyük ölçüde din ve dince kutsal sayılan değerleri ve ekonomiyi kullandı. 

- Son yerel seçimlerin ardından CHP’li belediyelerin çabası ‘CHP gelirse yardımlarınız kesilecek’ diyenlere de bir cevap olmadı mı? Bu algının kırılabileceğini kolaylıkla göstermedi mi? Sorum şu; sadece laiklik cephesine çekilmeden bir mücadele yürütemez miydi?

Çekilmek zorunda hissetti, laikliğe çok büyük bir yüklenme vardı. Özellikle Sayın Deniz Baykal’ın dönemi bu uğraşla geçti. Gecekondulara girme, kent yoksullarına ulaşma, işçilerle, işsizlerle ilgilenmede biraz zayıf kaldı. Sayın Kılıçdaroğlu bunu şimdi kırmaya çalışıyor. Özellikle yerel seçimlerde elde edilen başarı da moral ve cesaret verdi. Baykal ile karşılaştırırsak laiklik savunusunu biraz geri plana aldı. Bu konudaki çatışmadan CHP’nin zararlı çıktığını gördü. Türban konusundaki serbestliğe müdahale etmedi. Laiklik konusundan çıkıp, geçim sorunu başta olmak üzere diğer alanlara kaydı. 

- Ecevit’in 1977’deki hakça düzen söyleminin kazandırdığını söylediniz. Kılıçdaroğlu, 21. Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nde de sosyal devlet vurgusu yaptı. Benzerlik görüyor musunuz?

Evet, Ecevit’in kullandığı yöntem ve yaklaşımı Kılıçdaroğlu’nun da kullandığı kanaatindeyim. Hem dindar kesime ulaşmak bakımından bunu yapıyor, şunu da biliyorum, kendi beyanı var sohbetlerimizde… Hiç CHP’ye oy vermemiş kesimin kanaat önderleriyle görüşüyor, niye oy vermediklerini saptamaya ve onlara ulaşmaya çalışıyor. 

- CHP dindar kesimden oy almaya çalışıyor, öyle mi?…

Kesinlikle… Bu bence doğru bir politika. Prof. Sencer Ayata’nın yaptığı çalışmaya göre AK Parti’ye oy verenlerin yüzde 50’si düzenli ibadet yaptıklarını söylüyor. Diğer yüzde 50’nin düzenli ibadet yapmadığı anlaşılıyor. Tümüyle dinle hareket eden bir parti tabanı yok demek ki. CHP’ye oy verenlerin yüzde 30’u düzenli ibadet yaptığını söylüyor. Bu CHP için çok önemli bir oran. Demek ki CHP açısından bir din sorunu yok. Bu sonuçlar din alanının iki parti arasında çatışma alanı olmaktan çıkartılması gerektiğini söylüyor ama AK Parti bunu sürekli bir çatışma alanı olarak dinamik tutuyor. Kılıçdaroğlu bu gerçeği gördüğü için din konusunda çatışmaya girmeden, konuyu alan dışına taşıyıp inançlara saygılı bir tavır sergiliyor. Ayasofya’da olduğu gibi. 

- Nasıl oluyor da hem iktidarın, hem muhalefetin oyu düşüyor?

Muhalefetin henüz tam güven vermediğini gösteriyor bu. Türkiye’yi yönetebileceği konusunda bir kanaat oluşturabilse anketlerde muhalefet yükseliyor görünür. CHP, 11 belediye başkanlığını aldıktan sonra belediyelerin icraatlarıyla bu güveni sağlayabilir diye düşünüyorum. 

- Peki gelelim asıl soruya: CHP nasıl iktidar olur?

Sosyal demokrat partiler işçi sınıfına oturan partilerdir. Her ne kadar CHP, Marksist kökenden gelmese de şimdi sosyal demokrat parti olma iddiasında olduğu için öncelikle işsizlerin, işçilerin, çalışan kesimlerin, yoksulların partisi olmak zorundadır. Benim önerim şu: Önce işçi sınıfının tam sözcüsü haline gelmesi gerekiyor. Bunu başarmak için 12 Eylül 1980 sonrasında başlayan sendikasızlaştırma sürecine yüksek sesle karşı çıkması lazım. Toplumsal muhalefet sendikacılığı hareketi başlatıp hem mevcut sendikaların güçlenmesi hem de olmayan alanlarda örgütlenme konusunda öncü, koruyucu parti haline gelmesi lazım. 

- İkincisi?

Yoksul kesimlerin sorununu çözmek için dayanışma ekonomisini hayata geçirmesi lazım. Dayanışma ekonomisinin örneklerini gördük. Örneğin Ankara-İstanbul’da belediyeye ait arazilerde kooperatifler üzerinden üretim geçilmesi dayanışma ekonomisinin güzel bir örneği. CHP, bunu kurumsallaştırabilir, fabrikalar, tesisler kurabilir, istihdam yaratabilir. Dayanışma ekonomisini yaygınlaştırabilirse, iktidarında bunu Türkiye geneline yayabilir. 

- Peki Kürt oyları?

Üçüncüsü de bu. CHP’nin Doğu ve Güneydoğu’da anlamlı bir varlığı yok. Kürt seçmenlerin yüzde 80’inin oyunu HDP ve AKP alıyor. HDP de giderek arayı açıyor. Oysa kurucu parti, sosyal demokrat parti olarak CHP’nin de o bölgede varlık göstermesi lazım. Bu da anladığımız kadarıyla Kürt sorununa bir yaklaşımla sağlanacak. Kılıçdaroğlu, 37. Kurultay’da ‘Kürt sorununu çözeceğim, söz veriyorum’ dedi. Bunu nasıl çözecek, merak ediliyor. Ne zaman ve nasıl çözecek? Etnik aidiyet dışında da yoksul, işsiz, daha kırılgan seçmene de diğer alanlardaki taahhütleriyle ulaşabilir. Örneğin sınıfsal yaklaşabilir. AK Parti’nin sadaka ekonomisi yerine CHP sürekli, iş güvenliği yaratacak, istihdam sağlayacak projelerle seçmenin karşısına çıkabilir ve kaybettiği Kürt oylarını geri alabilir?

- Ama bir çıkmazı olduğunu kabul ediyoruz değil mi? Örneğin dindar kesimle ilişki kurulmaya çalışılması, Kılıçdaroğlu ile ilgili ‘partiyi sağa çekiyor’ şeklinde güçlü bir eleştirinin de ortaya çıkmasına neden oldu… Kendi seçmeni tepki gösteriyor. Kürt meselesinde de öyle. Bu oran yüksek mi?

Çok tepkili kesim, yine Sencer Ayata hocanın anketlerden saptadığına göre, laikliği benimsemiş, çağdaş yaşam tarzından vazgeçmeyen ve Türkiye’de laik sistemin tehdit altında olduğunu gören, görece orta-üst sınıf… Ama CHP’nin tabanını oluşturması gerekenler, bunun dışında orta ve orta alt gelir gruplar… CHP bunu sağlarken bir denge politikası izleyebilir, yani laikliği çok iyi anlatabilir, bunun dinsizlik olmadığını ifade edebilir. Sınıfsal anlamda yoksul kesimleri kazanabilir. Sosyal demokrasinin temel tezi zaten budur. Aydın kesim, bunu algılayıp anlayabilir. CHP’nin laiklik karşıtı bir parti olmadığını bilir. 

- CHP’nin laikliği doğru argümanlarla savunduğunu düşünüyor musunuz?

Ben laikliği Bülent Ecevit’e senin bana sorduğun gibi sormuştum. Demişti ki, laiklik Türkiye’nin aşil topuğudur, oradan vurulursa dağılır. Gerçekten Atatürk devrimlerinin özünü veren laikliktir. Laiklik yoksa demokrasiye geçmek mümkün değildir. Bu yüzden CHP laikliği bütün gücüyle savunmalıdır ama bunu yaparken laikliği anlatarak yapmalı, siyasi partilerin dini istismar etmesine karşı çıkarak değil. Laik devletin inançların güvencesi olduğunu anlatmalıdır. 

YÜZDE 21.8’İ ATATÜRKÇÜ

- Önümüzdeki seçimde önemli bir genç seçmen kitlesi oy kullanacak. CHP ile ilişkisi nasıl bu kesimin?

Yeni gençlik, AKP’nin tahmin ettiği gibi kindar ve dindar bir gençlik değil. Ayata hocanın araştırmasından bilgiler paylaşayım: Gençlere kimlikleri sorulduğunda yüzde 21.8’i Atatürkçü, yüzde 14’ü muhafazakârım, yüzde 21.50 ülkücüyüm, yüzde 12.30’u İslamcıyım, yüzde 8.8’i Kürdüm diyor. Bu tabloya bakıldığında yüzde 42’lik bir kesim kendini Atatürkçü olarak tarif eden ve Atatürk ilkelerini benimseyen ülkücü gençlikten oluşuyor. CHP, gençlerle bu anlamda bir bağ kurabilir. Bunu yapabilmesi için üniversitelerde gençlik hareketlerini sahiplenmesi ve onları partinin içine alması, partiyi gençleştirmesi gerekiyor. İkinci olarak da kadın hareketleri sosyal demokrat partilerin çatısı altında birleşmeli tezi Avrupa solunda da var. Üçüncüsü de yeşil hareketlere sahip çıkması gerekiyor. 

- Bir dinamizme ihtiyacı var, peki o dinamizmi nasıl kazanacak?

CHP’yi en çok destekleyenler, bazı bilim adamlarının dile getirdiği yeni orta sınıf. Bu sınıf kol gücüyle çalışmayan beyaz yakalılar. Eğitimli, meslekleri olan, çağdaş yaşamı destekleyen laik ve dinamik insanlar. Bu insanların 1977’nin öğretmenleri gibi, daha taşa Karaoğlan’ı anlatan insanlar gibi CHP içinde aktif göreve gelmesi ve CHP’nin tezlerini Anadolu’ya yaymaları lazım. 

ANKARA’DA IŞIK POLEMİĞİ

- Anayasa mahkemesi ve İçişleri Bakanlığı’nın ‘ışık polemiği’ni de konuşalım isterim. Yılların Ankara gazetecisi olarak ilk mesajı gördüğünüzde ne düşündünüz, şimdi ne anlam veriyorsunuz?

Engin Yıldırım’ın ‘ışıklar yanıyor’ mesajını görünce, bunun iktidar tarafından ‘darbe iması, darbe tehdidi’ olarak yorumlanacağını tahmin ettim, nitekim öyle oldu, Bu mesaj eski kriz dönemlerde kullanılan “Genelkurmayın ışıkları yanıyor mu” ifadesine çekilebilirdi ve hemen çekildi. İktidar Yıldırım’a ‘darbeci ,cuntacı’ anlamına gelecek ifadelerle yüklendi o da özür dilemek zorunda kaldı. Yıldırım’ın mesaj atması da, mesajdaki ifade de yanlıştı. Yargıçlıkla bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesi’nin kararını tanımayan 14 . Ceza’nın kararı tartışılacakken gündemi değiştirdi ve mesaj tartışıldı; bu da iktidarın işine geldi. 

SAYIŞTAY RAPORLARI

- Sayıştay raporlarında bu yıl her zamankinden fazla usülsüzlük var.. Siz Sayıştay’da görev yaptınız. Böyle bir dönem hatırlıyor musunuz?

Sayıştay’ın kamuoyuna yansıyan raporları ‘düzenlilik raporları’dır. Hukuka aykırı uygulamaları içerir. Ayrıca Sayıştay’ın yargı raporları vardır. Onlar da hazine zararlarına ilişkin kararlardır. Yargı kararları, zarara uğratanlardan paranın tahsil edilmesini hükme bağlayan kararlardır. Bu kararlar kamuoyuna açıklanmaz. Uzun bir süre geçtikten sonra aleniyet kazanır. Düzensizlik raporlarında yer alan usulsüzlüklerin bu kadar çok olması, yönetimin keyfi davrandığını gösterir. Bu kadar yoğun olduğu bir döneme tanıklık etmedim.

CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞI

- Çok tartışıldı; Kılıçdaroğlu’nun aklında cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül var mı?

Ben o kanaatte değilim. CHP, CHP’li adaylarla kazanmayı başardı. Demek ki CHP’nin içinden gelen, çok da tanınmayan adaylarla seçim kazanılabiliyormuş. Ben bu aşamadan sonra sayın Kılıçdaroğlu’nun CHP’li bir aday göstermesi gerektiğine inanıyorum. Sayın Gül’ü toparlayıcı bir aday olarak aklından geçirmiş olabilir ama o zaman böyle bir adaylık olursa CHP’li seçmene şu denilmiş olacak: İki Ak Parti’den birini seçin! CHP’li seçmen küsebilir. Ekmeleddin İhsanoğlu adaylığıyla sandığa gitmeyen CHP’liler olduğunu biliyoruz. Bu sefer sayın Kılıçdaroğlu’nun İYİ Parti, HDP faktörünü dikkate alarak, onların seçmeninin de desteğini alabilecek ama CHP’li olduğundan kuşku duyulmayacak bir ismi aday göstereceğini düşünüyorum. Sayın Muharrem İnce, kendisiyle yaptığım söyleşide ilginç bir şey söyledi. “Siz mutlaka aday olacak mısınız, bunun için mi yola çıktınız” dedim. “CHP’nin adayına bakacağım, eğer içime sinerse neden aday olayım” dedi. Dolayısıyla İnce’nin baskısı da Kılıçdaroğlu’nu düşündürecektir. Eğer CHP’li olmasından kuşku duyulacak bir aday çıkarsa İnce aday olacak demektir ve böylece CHP’den İnce’ye daha çok teveccüh olabilir. 

- Peki Akşener’in, Babacan’ın, Gül’ün isimleri cumhurbaşkanlığı adaylığı için geçerken Kılıçdaroğlu’nun adı hiç geçmiyor, neden?

Kemal Bey bu konudaki ‘tavrını genel başkanlar cumhurbaşkanı olmamalı, parlamenter sisteme geçmeliyiz ve cumhurbaşkanı tarafsız olmalı’ düşüncesine dayandırıyor. Bu nedenle de kendisi aday olmuyor, izahı böyle. Diğer taraftan; Sayın Kılıçdaroğlu’nun mezhepsel aidiyetinin Sayın Erdoğan tarafından istismar edilebileceği, bu seçimlerin yeniden din üzerinden çatışmaya dönüşebileceği, bunun CHP’nin lehine olmayabileceği de konuşuluyor. Ama olabilir de… 
İPEK ÖZBEY CUMHURİYET

Bu haber 2261 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum