PKK-YPG'nin konumunu bir de böyle okuyun...

Hava artık her yaz daha sıcak. Sık sık ısı rekorlarının kırıldığını duyuyoruz. Yoğun yağış ve ölümlere neden olabilen seller gibi ani ve aşırı iklim olayları giderek yaygınlaşıyor...

PKK-YPG'nin konumunu bir de böyle okuyun...

Hava artık her yaz daha sıcak. Sık sık ısı rekorlarının kırıldığını duyuyoruz. Yoğun yağış ve ölümlere neden olabilen seller gibi ani ve aşırı iklim olayları giderek yaygınlaşıyor...

PKK-YPG'nin konumunu bir de böyle okuyun...
09 Ağustos 2019 - 18:49

Hava artık her yaz daha sıcak. Sık sık ısı rekorlarının kırıldığını duyuyoruz. Yoğun yağış ve ölümlere neden olabilen seller gibi ani ve aşırı iklim olayları giderek yaygınlaşıyor. Zamanla kuraklık ve kuraklık nedeni ile çölleşme giderek artacak. İklim değişikliği giderek etkisini daha fazla gösterecek.

2007 Yılında Radikal gazetesinde yayınlanan yazımda, Pentagon tarafından bu konuda hazırlanan rapora da atıf yaparak iklim değişikliğinin ciddi bir güvenlik sorunu oluşturduğunu vurgulamış; bu nedenle, bu doğa olayının Türkiye coğrafyasında, Ortadoğu’da ve yakın çevremizde ortaya çıkarabileceği etkileri tespit etmek için değişik senaryo çalışmalarının yapılmasını, bu senaryolara göre potansiyel istikrarsızlıkların ve gerginliklerin Türkiye’nin güvenliğine yapabileceği etkilerin tespit edilmesini ve karşı tedbirleri kapsayan bir eylem planı hazırlanmasını önermiştim.

Yazım, o zamanın ünlü televizyon programcısı Ali Kırca’nın dikkatini çekmiş ve bu konuda benim de katıldığım bir program yapmıştı. Programa katılan, mesleği nedeni bu konunun asıl uzmanı olması gereken bir profesör, program sırasında iklim değişikliğine inanmadığını söylemiş, önüne Pentagon’un bu konudaki raporu koyulunca da susmak zorunda kalmıştı. Aynı şahsın, bu günlerde katıldığı televizyon programlarında, iklim değişikliğinin nasıl büyük bir tehlike olduğunu anlatmasını gülerek izliyorum.

2010 Yılında Genelkurmay Başkanlığı’nın stratejik düşünce üretim merkezi SAREM,  (Artık böyle bir merkez yok, galiba ihtiyaç da yok) iklim değişikliğinin güvenliğe etkilerini incelemeyi arzu etmiş, Türkiye’de o tarihte bu alanda konu ile ilgilenen başka kimse bulamadıkları için benden bu konuda bir sunum yapmamı istemişlerdi. Devletin birçok organından yetkililerin de dinlediği bu sunum, ilgilenenler için aşağıda sunulmuştur.

Daha sonra SAREM yetkilerinin yaptığım sunumun bilimsel bir makaleye dönüştürülmesini istemiş, hazırladığım bu makale SAREM’in hakemli dergisinde yayınlanmıştı. Bu makale de meraklıları için aşağıda sunulmuştur.

 

Bu çalışmalardan sonra beni Türkiye’den kimse aramamıştı. İlginçtir, iklim değişikliğinin Türkiye’nin güvenliğine etkileri konusunda ne yapıldığını da araştıran,’The Securitisation of Climate Change’ adlı bilimsel kitabın yazarlarından birisi ta Almanya’dan gelip benimle konuşmuştu. Kitapta, iklim değişikliği ve güvenlik konusunda Türkiye’de pek de bir şey yapılmadığı sunucuna varılmıştı.

Artık ben bu konuda kafa yormuyorum. Çünkü, bu konuda söylemem gerekenleri ifade ettiğimi düşünüyorum. Merak edenler bunları sunumda ve makalede bulabilirler.

Ancak, bitirmeden önce şu önemli hususları vurgulamam gerekir:

- İklim değişikliğinin etkileri giderek artacaktır;

- İklim değişikliğinin sadece kendi coğrafyamızdaki değil, aynı zamanda Ortadoğu’da ortaya koyacağı etkilerin de senaryolar halinde belirlenmesi gerekir; bu yapılmış mıdır, bilmiyorum, çünkü bu konuda yetkili hiçbir kimse, hiçbir şey anlatmamaktadır, bu hayati konuda televizyonlarda halk yeterince aydınlatılmamaktadır;

- İklim değişikliği nedeni ile Ortadoğu’da bazı bölgeler kuraklık nedeni ile yaşanamaz duruma gelebilecek, kıtlıklar, gıda krizleri, bu nedenle de sosyal olaylar, çatışmalar, ortaya çıkabilecektir.

- Günümüzde Ortadoğu’da, savaşlar nedeni ile nasıl göçler oluyorsa, iklim değişikliğinin etkileri nedeni de su kaynaklarına ve verimli topraklara doğru göçler olabilecektir;

- Ortadoğu’nun iki önemli nehrini içinde bulunduran Fırat ve Dicle havzalarının zamanla, iklim değişikliği nedeni ile önemi daha da artacaktır;

- Küresel ve bölgesel aktörlerin taşeronluğunu yapan PKK-YPG, sadece enerji kaynaklarını ve enerji güzergahlarını kontrol etmek için değil, aynı zamanda Fırat ve Dicle havzalarını ele geçirmek için de programlanmıştır. Bu nedenle de bizim PKK-YPG’ye karşı sürdürdüğümüz mücadele, giderek etkisini artıran küresel ısınma ortamında, deklare edilmemiş bir su savaşıdır.

Nejat Eslen

Odatv.com

Bu haber 321 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum