Şeyma Subaşı'ya şu soruları soramadılar

Muhafazakar Parti başkanı ve Başbakan seçilecek bir süre sonra ve kalan süreçte iki aday var malum; birini sürekli yazıyorum daimi okuyucum farkındadır

Şeyma Subaşı'ya şu soruları soramadılar

Muhafazakar Parti başkanı ve Başbakan seçilecek bir süre sonra ve kalan süreçte iki aday var malum; birini sürekli yazıyorum daimi okuyucum farkındadır

Şeyma Subaşı'ya şu soruları soramadılar
14 Temmuz 2019 - 10:59

"gaf kralı", "çirkin saçlı", tuhaf yürüyüşlü ve geçtiğimiz haftalarda kız arkadaşıyla kavga ettiği için evine polis gelen Boris Johnson ve İngiltere’nin halihazırdaki Dışişleri Bakanı, yeterince karizmatik olmadığı düşünülen Jeremy Hunt.

İki aday Cuma akşamı Andrew Neil’in BBC One’daki programına katılarak soruları cevapladılar. Yo, siyasi içerik yok bu yazıda hemen darlanmayın, ilgimi sadece özgür bir siyasi program yapan Andrew Neil çekti. Yarımşar saat aldı konukları karşısına ve bir güzel sorguladı. İşini yapabilen gazeteci/televizyoncu gördüğümde gözlerimin dolduğu, kıskandığım, özendiğim ve “neden allammm neden bizim ülkemizde olabilemiyor” diye sinirlendiğim doğrudur…

İNSAN BÖYLE CEVAP VERİR Mİ?

“Soruları önceden göreyim, gel bir otel odasında buluşalım, aman beni sıkıştırma, gözünü seveyim şu konulara girme, iktidar cıss yapar aman dikkat et” gibi tehlikeler ve talepler olmadığından; Andrew beyamca gayet kendine güvenli ve bilgili şekilde oturttu karşı sandalyeye adamcağızları, sordu da sordu.

Koltuk değil, sandalye; önlerinde sehpa bile yok. Soruları bilmediklerinden mütevellit hazırlıkları da yok, hooop masanın altından çizelge falan çıkmıyor tabii.

Tüm ciddiyetleriyle soruları dinlediler ve ellerinden geldiği kadar kendilerini ifade etmeye çalıştılar.

Bir gazeteci işini yaptığı zaman, şu tarafı kayırdın, şuncusun buncusun gibi düşünceler gelmiyor akla, Büyük Britanya’da.

70 yaşındaki Andrew beyamca kimi destekliyor acaba diye dikkatle izledim programı, yok arkadaş anlamak mümkün değil. İnsan Dışişleri Bakanı ile dalga geçer mi? Hani bir ihtimal başbakan da olabilecek biriyle?

AAA GERÇEKTEN Mİ?

Seçim kampanyasını “Ben bir girişimciyim” cümlesi üzerine kuran Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, yine aynı cümleyi bilmem kaçıncı defa tekrarlayınca, Andrew Neil şöyle dedi: “Girişimci misin, aaa hiç duymamıştım!”

Çok komikti gerçekten, Hunt bozuntuya vermedi, “Tabii girişimciyim nasıl duymazsın” dedi. Devam etti, “Girişimci olduğum için uzlaşma konularında çok iyiyim. Neticede Avrupa Birliği ile bir müzakere söz konusu ve ben bir girişimci olarak nasıl anlaşabileceğimiz konusunda çok tecrübeliyim”…

Neil patlattı cevabı, “Arkadaş tamam girişimcisin de bir Bill Gates değilsin, Steve Jobbs değilsin, neyin havasını atıyorsun”…

Tamam neyin havasını atıyorsun kısmını ben uydurdum ama cuk oturdu farkındaysanız.

Steve Jobs değilsin, Bill Gates değilsin…

GAZETECİ ONAY BEKLEMEZ

Bana ne oluyorsa yağlarım eridi, ezilmeyen gazeteci görmek, soru sorabilen, tarafsız durabilen televizyoncu görmek şahane, tavsiye ederim, ara sıra yabancı kanallara bakın. Dil bilmeseniz de olur, tavır size her şeyi anlatır.

Ne sunucuda, “Peki ya ben nasıldım, iyiydim değil mi” gibisinden onaylanma isteği, ne konuklarda “Ama beni niye daha önce çağırmadınız, ama neden yoksa beni sevmiyor musunuz” gibi bir zavallılık belirtisi, ya da o mevkide olmasını kendi bile açıklayamayan ve mıymıy mıymıy cevaplar veren birini duymuyor, görmüyorsunuz.

Bırakın siyaseti, diyelim Ajda Pekkan, Tarkan, Sezen Aksu veya bırakın bunları, bunlar çok popüler isimler, gündemdeki herhangi bir ‘ünlü’ ile yapılan röportajda, ona hayran olan ve övgüler düzen bir röportajcının herkesin sorabileceği sorularını duymaktan öte ne alabiliyorsunuz?

SORU BASİT; BİR ADAMIN METRESİ OLDUN MU?

“Çok başarılısınız, bunu neye borçlusunuz” diye soran röportajcı var memlekette allı pullu gazetelerimizde; “Soruları önceden vereyim yeter ki bana röportaj verin” diyen var, “Başka gazeteye konuşursanız asla sizi bizim gazeteye koymayız” diye tehdit eden de.

Şu sıra çok gündemde malum kitap ‘yazdı’ Şeyma Subaşı. Sanırım komedi kitabı olarak çok başarılıymış, okuyan herkes kahkahalarla gülüyormuş. Bu kadıncağızla zamanında röportaj yaptı çok ünlü bir röportajcı ve soramadı, “Arkadaş sen on sekiz yaşındayken, evli ve çocuklu bir adamla nasıl beraber oldun, nasıl bir cesaretti bu, sana metres dediler, nasıl hazmettin, neler yaşadın bir anlat bakalım”…

Yok, röportaj şöyleydi, “Ayy kafe mi açtın, fenomen misin, ıssız bir adaya düşsen yanına alacağın üç şey nedir, formunu nasıl konuyorsun?”…

Ay bayılacağım…

Bitirdiniz beni.

VAROŞ TV’YE HOŞ GELDİNİZ

Siyasi gündemi, sokaktaki adamların ellerine mikrofon alıp, sokaktaki adama soru sormasıyla takip ediyor olduk; şaka gibi…

Zaten magazin programlarını birtakım ablalarla, bir şekilde zamanında magazin muhabiri olmuş ama yazı yazamayan abiler yapıyor (üstüme gelmeyin isim veririm).

Acayip memleket olduk, eski haber sunucusu şarkıcı oluyor, bir başka haber sunucusu manikürcü oluyor, bir başka haberci başrol oynamak peşinde; elinde imkan olan haberci kaşlarına dövme yaptırmaktan öte bir amaca sahip değil. 

Eh herkes ve her şey taraf olunca kaçınılmaz olarak bir varoş televizyonculuğu doğdu sosyal medyada, hayırlı olsun…

Dünyaya bakmak lazım, cidden; gelinen ve oluşturulan düzende kaybolmamak için dünyayı izlemek lazım.

Ne diyordum, ha Andrew Neil, bunlarla da kalmadı; otuz dakikanın bitiminde son bir söz hakkı vermeden ve laflarını ağızlarına tıkarak her iki konuğu da susturdu.

PANTOLONLU THERESA MAY!

Boris Johnson başlı başına ilgilenmesi gereken bir siyasetçi, Brexit konusundaki sorulara net cevaplar veremedi ama yine de “bu konuyu bilmiyorum” demesi hoşuma gidiyor. Gümrük vergileri ve ticaretle ilgili genel sözleşme hakkında konuşuyorlardı ve Neil bazı maddeleri bilip bilmediğini sordu. “Bilmiyorum”diyebildi Johnson. Sonra belediye başkanı olduğu dönemdeki başarısını sorguladı, “Suç azalmış mıydı o dönemde?” diye sordu. Boris, “Evet ben belediye başkanı iken Londra’da suç işleme oranı yüzde yirmi oranında azalmıştı” diye cevapladı. “İyi de ülkenin geri kalanında yüzde yirmi altı azalmıştı o dönemde, demek ki, yeterince başarılı olamamışsın” deyiverdi kurt sunucu.

Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, derhal Avrupa Birliği’nden çıkılması gerektiğini ve bunun için iyi bir anlaşma yapılması gerektiğini tekrar edince, ona da şu cevabı verdi; “İyi de bunu üç kez oyladınız ve sonuç değişmedi, partiniz sizi denedi bir şey olmadı. Theresa May’in pantolonlu halini bu defa ne diye denesinler ki”!..

İngiltere’nin dünya demokrasisi için çok şey ifade ettiğini ve kendisi için de demokrasinin en önemli madde olduğunu söyledi bir ara Jeremy Hunt.

“Bunu gösteren en ufak bir ipucu bile yok” dedi Andrew Neil ve “Ahh keşke yayın yönetmenim olsaydı bu amca” diye ağlamaya başladığımda da, program bitmişti.

Haftaya iki aday bir müzakerede, canlı yayında karşı karşıya gelecek, siz izleyin o zaman gazeteciliği, siyaseti, medeniyeti, keyfi… Anlatırım, isterseniz..

Elif Aktuğ

Odatv.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum