Kılıçdaroğlu bu kez nerede saldırıya uğrayacak

Çubuk Akkuzulu Köyü'nde yaşananlar aynadaki görüntümüzdür. Siyasetin dili, var olanı çok çabuk ortaya çıkarıyor sadece.

Kılıçdaroğlu bu kez nerede saldırıya uğrayacak

Çubuk Akkuzulu Köyü'nde yaşananlar aynadaki görüntümüzdür. Siyasetin dili, var olanı çok çabuk ortaya çıkarıyor sadece.

Kılıçdaroğlu bu kez nerede saldırıya uğrayacak
25 Nisan 2019 - 08:36

Osmanlı'nın yasağı gibi…

Bizde olağanüstü bir olayın etkisi sadece üç gün sürüyor.

Çubuk- Akkuzulu linç girişimi gündemden düşmeye başladı.

O köyde hiçbir şey yaşanmamış gibi, ana muhalefet partisi lideri dövülmemiş, linçe maruz kalmamış gibi “normal hayata” geri dönüverdik…

Bir kez daha acı gerçeğimizi yok saydık!

Şiddet sarmalının toplumu esir aldığını yine görmezden geldik!

Artık “önümüzdeki linçlere bakacağız” öyle mi? Bakalım Kılıçdaroğlu bu kez nerede saldırıya uğrayacak?

Bir kez daha hakikatle yüzleşmeden yaşamaya devam edeceğiz demek.

İnsanımıza ve ülkemize yine nesnel bakmamayı sürdüreceğiz demek.

Ve yine…

– Kimi halk popülizmi yapacak…

– Kimi halka kibirle bakacak…

Bu devran sürüp gidecek demek.

Saldırgan 70'lik dedenin ya da “yakın… yakın” diye bağıran kadının histerisine neyin yol açtığının üzerini kapatacağız. Oysa…

Aynaya bakmak zorundayız:

Meselenin siyasi-ekonomik-sosyal sebepleri var kuşkusuz.

Siyasi-ekonomik sebepleri az buçuk tahmin edebiliriz. Ya sosyal sebepler?

Kuldan bireye geçişi tamamlayamadık.

Temel vasfı güvenilmezlik olan ve kalabalıkların cezbesine göre hareket eden “güruh” olmaktan kurtulamadık.

Evet. Sağduyunun kalesi bireyi var edemedik…

Şehit cenazesindeki kıvılcım bu nedenle büyük aleve dönüşüverdi.

Peki…

DERİNDE YATAN

İnsan, güruh girdabına neden kapılır?

Son linç girişiminde tabii ki siyasal atmosferin -ekonomik sıkıntıların etkisi var.

Ama… Herkes de bu iklimden etkilenip sağa sola saldırmıyor! Güruha katılan ile katılmayan arasındaki fark ne? Bunu aramak gerekmiyor mu?

Alman asıllı ABD'li psikanalist Prof. Karen Horney (1885-1952) “yanıtı” bulmamızda yardımcı olabilir. Dedi ki:

Kişiliğin gelişmesinde sosyal-kültürel koşullar ve özellikle çocukluk deneyimleri önemlidir. İnsanın gelişme potansiyelinin önündeki önemli engellerden biri, ebeveynlerin çocukları sevme beceriksizliğidir!

İhmalkâr, aşırı korumacı, reddedici veya şımartıcı tutum sahibi anne-babalar, çocuğun güven ve doyum ihtiyacını karşılamadığından çocukta temel düşmanlıkduygusu geliştiriyor.

Çocuklar, temel düşmanlık duygularını bastırıyor ve bu da çocukta yoğun güvensizlik ve belirsiz endişe duygusuna yol açıyor…

Prof. Horney bu durumu temel kaygı olarak adlandırdı.

İnsanlar temel kaygıyla mücadele etmek için şu üç eğilimden birini sıklıklakullanıyordu:

1) Diğer insanların sevgi ve korumasını sağlayarak güvende olmak için insanlara yönelme eğiliminde olmak…

2) Herkesin düşman olduğuna inanıp insanlara saldırma eğiliminde olmak…

3) İnsanlara bağımlı veya onlara düşman olmak yerine yalnız olmayı tercih eden eğilimde olmak…

Konuyu biraz açayım…

KİNCİ ZAFER

Çocuğun, kendi özünü gerçekleştirmesini engelleyen olumsuz çevre koşulları, çocukta yalnızlık – aşağılık duygularıyla kendine yabancılaşmasına yol açıyor.

Kendine yabancılaşan kişi, kendisine bir sığınak ve bir kimlik duygusu verecek “bir şeye” ihtiyaç duyuyor.

Bu şey, “kahraman” olma gibi idealleştirilmiş benlik imgesi.

Kişinin gerçek yaşamda idealleştirilmiş imgesine ulaşmaya çalışması, “görkem arayışı” olarak tanımlanıyor.

Görkem arayışının öğelerinden biri “kinci zafer” ihtiyacı! Yani…

Elde edilen başarılarla diğerlerini/hasmını utandırmak, onları küçük düşürmek, acı çektirmek vs. (Kimileri bu sebeple seçimleri bile böyle görüyor!)

Hayal dünyasındaki kişi, herkesin kendi kafasındaki gösterişli imgesine/düşüncesine bağlı olmasını ve buna uygun biçimde davranmasını bekliyor. Kendi dışındaki bütün fikirlere düşman besliyor.

Ruhu çocukluktan yaralı bu kişi, idealleştirildiği benlik imgesi yönündeki tüm uğraşısına rağmen, özgüven ve özsaygı hissedemiyor; kolayca inciniyor ve sürekli onay arıyor. Onaylanmadığında şiddete başvuruyor. Bu da şiddetin kısır döngüsüne yol açar…

Eylemin sonucu ve yaptırımı kanun açısından farklı olsa da; Sivas Madımak Oteli önünde “yakın yakın” diye bağıran ile, Beşiktaşlı futbolcu Burak'a Sivas tribününden çakmak atanın öz benliği arasında pek fark yok…

Bu yazdıklarım Prof. Karen Horney'in psikanalizme kattıklarıdır.

Evet. Çubuk Akkuzulu Köyü'nde yaşananlar aynadaki görüntümüzdür.

Siyasetin dili, var olanı çok çabuk ortaya çıkarıyor sadece.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ.

Odatv.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum