Kur’an tercüme edilmeli mi

Kur’an’ın tercüme edilmemesi yönünde ileri sürülen savlar bu anlamda dayanaktan yoksun, ajitasyon dozu yüksek nitelikte sözler olarak görülmelidir.

Kur’an tercüme edilmeli mi

Kur’an’ın tercüme edilmemesi yönünde ileri sürülen savlar bu anlamda dayanaktan yoksun, ajitasyon dozu yüksek nitelikte sözler olarak görülmelidir.

Kur’an tercüme edilmeli mi
13 Haziran 2019 - 09:02

Hiç kuşku yok ki İhsan Şenocak, Türkiye’deki selefi ekolün en önemli isimlerinden biri. Bu namını sahip olduğu hitabet kuvveti ve bilgisi kadar arkasına aldığı cemaat gücü ile de açıklamak mümkün. Şenocak’ın yer yer yaptığı açıklamalar tam da bu sebepten gündem bulabiliyor. İşte o açıklamalardan biri de Türkçe Kur’an karşıtlığı. Diğer bir ifade ile Kur’an’ın tercüme edilmesine karşı çıkıyor Şenocak.

Dilerseniz sözü şimdi kendisine bırakalım. Şu sözler Şenocak’a ait:  “Siz Kur’an’ı başka dile aktardığınız zaman siz o Kur’an’ın belagatını fesahatını yok ediyorsunuz… Hacda bir doktor yanıma geldi. Ben hacca gelirken bir meal okumuştum. Hem de o meal hem de en etkili meal yani… dedi ki imanım sarsıldı.Kur’an bu muydu dedi? ”[1]

İfadeler gayet açık. Kur’an’ın tercüme edilmesini istemiyor İhsan Bey. Zaten Şenocak aynı konuşmasında geçmişte de meal olmadığını şu sözlerle ifade ediyor: “..Çok ilginçtir Osmanlı da meal yok. Selçuklu’da yok. Müslüman Kürtlerin mealleri yoktu. Neden yoktu…Kendilerince yazdıkları mevlitleri vardı. Ama mealleri yoktu.”İyi ama Arapların kitabı anlamaları için Kur’an’ın Arapça indirildiği Kur’an’da yazmıyor mu? Yazıyor elbette. Bakın şu sözler Zuhruf Suresi 3.ayetten: “Aydınlatan kitaba yemin olsun ki, Anlayıp düşünesiniz diye onu Arapça indirdik.”Hal bu iken Şenocak’ın Arapça dayatması neden peki? Maksat Kur’an’ın anlaşılması ise bu neden insanların kendi dili üzerinden gerçekleşmesin? Ne engel buna; bizzat Kur’an’ın kendisi mi onu çevirenlerin “niyeti” mi, çeviri zorlukları mı? Eğer Kur’an buna engel değilse, Şenocak sorunu kişilere ve çeviri sorununa havale ediyor olmalı. Bir diğer deyişle insanların sahip çıktıkları ekole göre Kur’an’ı tercüme ettiklerini ya da yorumladıklarını söylüyor. Fakat burada dabir sorun var: Kur’an tercüme edilmese bile, farklı ekol temsilcileri Kur’an’ı yine aynı inançla okuyacaklardır. Dahası Kur’an’a bakarak farklı İslam yorumları çıkarma olgusu tercüme faaliyetleri ile ilgili değildir. Bu durumun kaynağı ilk halifeler dönemine kadar gider. Ondandır Ammarb.Yasir’inSıffın savaşında Muaviye askerlerine dönerek şu mealde sözler sarf etmesi: Biz bugüne kadar Kur’an’ın inmesi için sizinle savaşıyorduk, şimdi yorumu için savaşıyoruz[2].

BİLİMSEL BİR HASSASİYET GÖSTERMEK GEREKİYOR

Kur’an’ın tercüme edilmemesi yönünde ileri sürülen savlar bu anlamda dayanaktan yoksun, ajitasyon dozu yüksek nitelikte sözler olarak görülmelidir. Öte yandan tercüme edilen Kur’an’ı okurken bile bilimsel bir hassasiyet göstermek gerekiyor. Şöyle ki, Kur’an’daki ayetlerin diziliş sırası iniş sırasına göre belirlenmemiştir. Buna neden olan durumla ilgili muhtelif rivayetler vardır. Lakin Kur’an, halife Osman döneminde bu şekilde kitap haline getirilmiştir. Hiç kuşkusuz kitabın bu hali Kur’an’ın tarihselliğini anlamak açısından sıkıntı arz etmektedir. Zira, sureler iniş sırasına göre dizilmediği için İslam dininin gelişimini Kur’an’da okumak mümkün olmamaktadır. Bir örnek vermek gerekirse Medine döneminde vuku bulan ve iniş süresi 8-9 yıla kadar çıkarılan Bakara suresi Kur’an’ın ikinci suresidir. Dolayısıyla bir kişi Kur’an’ı eline alıp okumaya başladığı anda İslam’ın ilk 13-14 yılını atlamakta, sonrasında neredeyse sonuna kadar gelmekte, akabinde ise tekrar başa dönmektedir. Başa döndüğü anda ise onu bekleyen 112 sure ve yüzlerce ayet ile karşı karşıya kalmaktadır.

Böyle bir okuma pek tabi olarak çeşitli sorunlara yol açabilmektedir. Nitekim genel görüşe göre Mekke dönemi sureleri ile Medine dönemi sureleri dil, üslup ve söylem açısından farklılık arz etmektedir. Bu aynı zamanda tarihsel bir gelişimi de gözler önüne sermektedir. Lakin Kur’an’damevcut sure dizilimi ile bu tarihsel gelişimi izlemek ve o farklılığı görmek mümkün değildir. Örneğin Bakara suresi 193.ayette şöyle denilmektedir: "Fitne ortadan kalkıp din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vaz geçerlerse bilin ki düşmanlık ancak zalimlere karşıdır."Sorun şu ki, ayeti ilk okuyan kişi -iniş dönemlerini bilmiyorsa- itikadı gereği Allah’ın ilk başta böyle söylediğine inanacaktır. Oysa vaka böyle değildir. Aksine ilk ayetler şu mealdedir: Onların ne dediklerini biz daha iyi biliyoruz. Sen onları zorlamakla görevli değilsin, ceza uyarımızdan kaygı duyanlara Kur’an’ı durmadan oku! (Kaf suresi 45.ayet)

“Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim.Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.

Sizin dininiz size, benim dinim banadır. (Kafirun Suresi 4-6)"

EŞTİREL BİR DİLLE TEBLİĞ EDİLMESİ GEREKİR

Bu anlamda Kur’an’ı mevcut haliyle okumak bile onu anlamak açısından yeterli değilken Arapça dayatmasında bulunmak oldukça sorunlu bir durum arz etmektedir. Diğer taraftan Kur’an’ın iniş suresine göre okunması da tek başına yeterli değildir. Eş zamanlı olarak ayetlerin iniş sebeplerini anlatan, tabiri caizse ayetlerin arka planını gözler önüne seren tefsir kitaplarının da bu süreçte okunması gerekir. Nitekim ayete konu olayları görmeden, ona anlam yüklemek sağlıklı bir yöntem olmayacaktır. Pek tabi tefsir ya da tefsire konu rivayetlere ilişkin güven problemi bakidir lakin metodolojik olarak yapılması gereken budur.

Bu arada ayrıca ifade etmek gerekir ki, Kur’an tercümelerinin tarihi 10.yüzyıla, hatta daha gerilere kadar götürülmektedir. Fuat Köprülü ise bu tarihi 11 yüzyıla kadar götürmekte ve tercümenin Batı Türkistan’da yapıldığını belirtmektedir. Dahası ilk tercüme faaliyetinin İslam peygamberi döneminde geçtiği, örneğin İslam’ı tebliğ amacıyla yabancı ülkelere gönderilen elçilerin ayetlerin çevirisini yaptığı benzer şekilde Selman-ı Farisi’nin de İran’dan gelen heyet için Fatiha suresi’nin çevirisini Peygamberden izin alarak yaptığı rivayet edilmektedir.[3]

Kur’an’ın tarihi bağlamında ise şunu söyleyebiliriz ki, Kur’an’ın ilk Mushaf’ı Halife Ebubekir döneminde gerçeklemiş, Halife Osman döneminde ise diğer Mushaflar yaktırılarak tek bir kitap geçerli sayılmıştır. Diğer taraftan Prof. Tayyar Altıkulaç halife Osman döneminde kitap haline getirilen Kur’an’ın (6 adet) bugüne kadar gelmediğini, Müslümanların Halifeninim mirasına sahip çıkmadığını ifade etmektedir.[4] Yine bir soru üzerine Altıkulaç şu çarpıcı sözleri sarf etmekten de geri durmamıştır:

-İslami kesimden önce en eski mushaflar üzerine oryantalistlerin çalışmaya başlamasını nasıl yorumluyorsunuz?

Bu sorunuzun cevabı gayet açık ve kısa: Müslümanlar "Kur'an'ın bir harfinin bile değişmediği" inancının rehaveti ile uyudular. Kendi ellerinde bulunan bu paha biçilmez mushaf nüshalarını yabancılara üç beş kuruş karşılığında devrederken utanmadılar. Bu konudaki örnekler aklıma geldikçe sıkıldığımı hissediyorum. [5]

Toparlarsak şunu ifade edebiliriz ki; gerek bilimsel düzeyde gerekse de dinin iç tutarlılığı bağlamında “vahyin” insanlara kendi dillerinde, bütünsel ve eleştirel bir dille tebliğ edilmesi gerekir. Bu tebliğ yalnızca belli bir dile, kişilere, grup ya da cemaatlere değil tüm insanlığa yapılacaksa, onu önce zihniyet tasallutundan kurtarmak gerek. Zira tekelleşen alanda özgürlük ve güven yoktur.

[1]https://www.dinihaber.com/cemaatler/nevzat-cicek-in-konugu-ihsan-senocak-meal-okumayin-imaniniz-sarsilir-h141738.html

[2]Aydın Tonga, Kapital İslamın Temeli Muaviye, Doğu Kitabevi.

[3] M. Zahit CAN, Erken Cumhurđyet Dönemi Kur’an Çevirilerinin Çeviribilimsel Açıdan İncelenmesi

[4]https://www.sabah.com.tr/gundem/2015/12/27/hz-osmanin-emanetine-sahip-cikamadik

[5]Ag.y.

Aydın Tonga

Odatv.com

Bu haber 352 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum