Rusların Ortodoks politikası ve Türkiye

Rusya’nın hep bir Ortodoks ve Türkiye politikası oldu. Dikkatinizi çekti mi. Kuzeyde kendileri var. Doğumuzda Gürcistan ve Ermenistan.

Rusların Ortodoks politikası ve Türkiye

Rusya’nın hep bir Ortodoks ve Türkiye politikası oldu. Dikkatinizi çekti mi. Kuzeyde kendileri var. Doğumuzda Gürcistan ve Ermenistan.

Rusların Ortodoks politikası ve Türkiye
05 Mart 2020 - 10:18

Rusya’nın bugün İran’a özel bir ilgi duyması boşuna değil. Aynı şekilde Rusya’nın Kürt politikası da aynı politikanın bir parçası. Ruslar Azerbaycan’ı işgal ettiğinde aslında bir ara İran Azerbaycanını da işgal etmişlerdi.

Güney’de zaten Süryani, Keldani, Arami, Asuriler, yani Ortodoks nüfus ve onun yanında bütün gayrimüslim unsurlar ve sol-sosyalist topluluklar hep Rusya’nın ilgisine ve desteğine mazhar oldular.

Batı’ya gelin boydan boya Yunanistan. Ege adalarının hemen hemen tamamı Yunanistan’a verilmiş. Savaşı biz kazandık, ama imparatorluktan geriye elimizde kalan fazla bir şey yok. Adalar bile gitti. Kıbrıs gitti, hatta hemen Antalya Kaş’a tüfek atımı menzilde bir Meis adası var, o da Yunanistan’ın. Yunanistan bir ara İzmir’den girip Sakarya’ya gelmişti. Tepede Bulgaristan var. Karadeniz çepeçevre Ortodoks unsurlarla kuşatılmış gibi. 

Ruslar bir ara Ayastefonos’a/Yeşilköy’e kadar geldiler. Bu anlaşma, 93 Harbi sonunda Ruslarla imzalandı.. 93 Harbi olarak da bilinen 24 Nisan 1877’de başlayan savaşın yenilgi ile sonuçlanmasıyla 3 Mart 1878’de imzalanan  bu anlaşma konjonktürel şartlar sebebiyle tam olarak uygulanamadı, batılı devletlerle varılan mutabakat sonunda Berlin anlaşması ile hafifletildi. Bu anlaşma ile Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisiyle sonuçlandı. Rus ordusu, batıdan Yeşilköy’e, doğudan Erzurum’a kadar geldi. Osmanlı İmparatorluğu barış istedi. Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlık kazanacak ve sınırları genişletilecek, Büyük bir Bulgaristan Prensliği kurulacak, prensliğin sınırları Tuna’dan Ege’ye, Trakya’dan Arnavutluk’a uzanacak, Bosna-Hersek’e iç işlerinde bağımsızlık verilecek, Kars, Ardahan, Artvin, Batum, Doğubayazıt ve Eleşkirt Rusya’ya verilecek, Teselya Yunanistan›a bırakılacak, Girit ve Ermenistan’da ıslahat yapılacak, Osmanlı Devleti Rusya’ya 30 bin ruble savaş tazminatı ödeyecekti. TDV İslam Ansiklopedisinde ayrıca özetle şu bilgiler verilir: İngiltere, Osmanlı üzerindeki taleplerine ilişkin şartıyla Rusya’nın taleplerini kabul edebilecekti.(12 Mart). Fransa, Osmanlı Asyası’nın da paylaşılmasını önerdi (23 Mart). Petrol çıkan toprakları almak için Araplarla görüşen İngiltere önce Rusya ile anlaşmak istedi.. Büyük Ermenistan vaadiyle Ermenileri kışkırtan Rusya, Doğu Anadolu ile Çukurova’yı istiyordu. Mersin ve Adana’nın Fransa’ya verilmesini kabul etmesi üzerine Fransa da Boğazlar’ın Rusya’ya terk edilmesine razı oldu (10 Nisan). Buna göre İstanbul ve Çanakkale boğazları, Marmara denizi, Midye-Enez hattına kadar Güney Trakya, İstanbul Boğazı ile Sakarya nehri ve İzmit körfezi arasındaki bölge, Gökçeada ve Bozcaada Rusya’ya veriliyordu. Rusya da İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti’nin diğer bölgelerinden uygun görecekleri yerleri almalarını ve Osmanlı’dan alınacak Arap ülkelerinin bağımsızlığını tanımayı kabul ediyordu. “İstanbul Antlaşması” adını alan bu plan yeni antlaşmalara zemin oluşturdu.  

  Ama bu şartlar tam olarak gerçekleşmedi. Bu arada Kars 18 Kasım 1877’den 25 Nisan 1918 kadar 40 yıl Rus işgali altında kaldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılmıştır. İşgalin sona ermesinin hemen ardından kurulan Kars İslam Cumhuriyeti ise 1919 Nisan ayında, İngilizler tarafından yıkıldı. Kars İslam Cumhuriyetinin İlk Cumhurbaşkanı Cihangirzade İbrahim bey 1 Aralık 1918’de göreve başladı ve 19 Nisan 1919’da, tam da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından bir ay önce İngilizler tarafından devrildi ve İbrahim bey sürgüne gönderildi.

Yani anlayacağınız Rusya’nın sadece sıcak denizlere çıkma hayali yok. Hem Baltıklarda, hem Bering’de, hem Adriyatik’de hem de Akdeniz’e doğrudan ulaşmak istiyor.  Bir ara 2 Yemen varken biri sosyalistti. Böylece Atlantik, Pasifik’ten sonra Hind okyanusunda da bayrak göstermek istiyordu. Bu anlamda Suriye, daha doğrusu Tartus Rusya için bir tramplen tahtası.. Rusya’nın yumuşak karnı büyük ölçüde İslam ve Türki topluluklarla kuşatılmış durumda.. Sadece Rusya değil, Hindistan zaten eski bir Türki devlet. İki yanında iki İslam Cumhuriyeti var: Pakistan ve Bangladeş. Çin’in batısında Doğu Türkistan var. Güney’inde Pakistan, Bangladeş ve ASEAN ülkeleri arasında 400 Milyon Malay! Hindistan’ın içinde 250 Milyon, Çin’in içinde 100+45 Milyon Müslüman var!

Bugün planlı bir şekilde İran Rusya’nın yanına itiliyor. İran da bunu kabul ediyor. Rusya Afganistan üzerinden bir ara Hind okyanusuna inme planları yapmıştı, bu plan başarısız oldu. Rusya gitti, ABD geldi. Daha önce Rusya Saddam zamanında Irak ve Suriye’de etkili idi, daha sonra ABD ve İngilizler geldi. PKK’yı Rusya destekliyordu, ABD Rusya’nın eline vurup hepsini aldı. Bu defa Rusya Türkiye ile yakınlaştı. Ve bugünlere gelindi. Şimdi İran ve Suriye ile bölgedeki varlığını tahkim etmeye çalışıyor. Türkiye üzerinden Sünni, İran üzerinden Şii dünyası ile yakınlaşmaya çalışıyor. Eskiden Nasır döneminde Mısır’la yakınlaşmıştı, bugün Libya’da hem iktidar ve hem de muhalefetle yakınlaşmaya çalışıyor. Bir yandan Kıbrıs’a geri dönmenin yollarını ararken, bir yandan da İsrail’le yakınlaşma çabasında. Ama bunu yaparken de Türkiye’den uzaklaşıyor. Suriye’de hem rejimle işbirliği yapıyor, hem PYD-PKK ile işbirliğinin yollarını arıyor, hem bölgede SDG benzeri kendine bağlı bir gerilla timi oluşturmaya çalışıyor. ABD’nin Blackwater’i varsa Rusya’nın da özel güvenlik şirketi “Wagner Grubu” var! Libya’daki, 5 bini Sudan’dan, 2 bini Rusya’dan gelen askerden söz ediliyor. Kısaca “Wagner” olarak anılan bu paralı askerlerin son zamanlarda Suriye’de de görüldüğü söyleniyor. Rusya terör örgütlerine karşı savaştıklarını söylüyor ama, bunlar hakkında konuşmuyor! Yarın Ruslarda bir Mehdi, Mesih icad edebilirler. Ya da DAEŞ gibi Rus tipi radikal İslamcı bir topluluk niye olmasın! Amerikalıların, İngilizlerin varsa Rusların da olabilir.

Bakın, bu Sykes Picot’un bir de Rus ayağı var. Bu anlaşma 1. Dünya Savaşı sırasında, 29 Nisan 1916›da 1. Kut’ül Ammare Kuşatmasının ardından İngilizlerin Osmanlı askerleri  karşısında bozguna uğramasından 17 gün sonra, 16 Mayıs 1916’da İngiltere ve Fransa arasında yapılıp ekim ayında Rusya tarafından onaylanan, Osmanlı’nın  Ortadoğu’daki topraklarının paylaşılması ile ilgili yazışmalar bütünüdür. (2. Kut’ul Ammare’yi kaybettik, biliyorsunuz). Aslında bu anlaşma Sykes-Picot ve Sazanov anlaşmasıdır. Mart’ta Georges-Picot ve Mark Sykes Rusya’ya giderek Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Sazonov’la görüştüler. Rusya›nın Doğu Anadolu›daki toprak talebi ve Karadeniz’deki Rus hakimiyetinin tanınmasını istedi. Müzakereler uzayınca mutabakat ekim ayında gerçekleşti.

Arabistan’ı ele geçiren İngiltere, Şerif Hüseyin’i Osmanlı’ya karşı destekleyerek Irak ve Filistin toprakları üzerinde kendi kontrolünde bir Arap devleti kurmak istiyordu. Şerif Hüseyin ile Mısır’daki Britanya Yüksek Komutanı McMahon bu konuda anlaştılar. Fransa devreye girerek kendinin de sürece katılmasını istedi. Aslında Sykes-Picot, İngiliz-Fransız, Rus ve Araplar arası bir mutabakatı ifade eder. Sykes ve Picot dışında  Sazanov, McMahlon ve Şerif Hüseyin de bu planın bir parçasıdır.

İşte bugünkü Suriye ve Esed böyle bir planın parçasıdır. Bugün hayata geçirilmeye çalışılan plan, Çanakkale’den, Kut’ul Ammare’den başlayan sürecin devamıdır.

Karanlık ve kirli bir oyun oynanıyor bugün. Bölge dışı devletlerin buradaki varlıkları krizi çözmek için değil, bu topraklardaki kendi varlıklarının bahanesini oluşturan krizin sürekliliğinin sağlamak içindir. Kirli ve aşağılık bir oyun oynanıyor. Esed 15 Nisan’da seçime gidecekmiş. Anlaşılan seçmen kütükleri hazır. Öldürdüğü 1 milyondan fazla insan var. Ülke nüfusunun yarıdan fazlası göç etmiş ya da Suriye içinde Türkiye’nin koruması altında. Hangi seçim! Tek parti var. Propaganda yasak. Adayları Esed belirleyecek, seçmeni de kendisi belirleyecek. Açık oy gizli tasnifle yapılacak bir seçim olacak bu, bizdeki 2. Meclis seçimi gibi. Türkiye’de de ilk kadın milletvekilleri böyle seçilmişti. (Kutlu olsun). Bunları topluma kim anlatacak. Mektebde öğretilmiyor. Basının umurunda değil. Dizilerden tarih öğreniyoruz. STK’larımız ne iş yapar. Cemaat menakıblar, kerametlerle ilgileniyor. Asıl suç bizde. Unutmayalım ki, Şeytanın varlığı günah işlememizin bahanesi ve gerekçesi olamaz. Şeytan taşlayacağız da, tek başına Şeytan taşlamak yetmez, biraz Salavat getirelim, okuyalım ya hu! Düşünelim biraz! Kurtarıcı aramaktan, beklemekten yorulmadınız mı! Selâm ve dua ile. 

Abdurrahman Dilipak

Bu haber 411 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum