Siyaset ve ticaret
Devletin parası olmaz. O vatandaşların parasının, yani ekonominin değerinin korunmasıyla görevlidir
“Çağdaşlaşmanın birinci adımı, toplumun ‘devletin parası’ denen şeyin aslında kendi parası olduğunu anlaması ve bu konuda bilinçlenmesidir.”
Bu ifade geçen hafta kaybettiğimiz, TCMB Başkanı, Rüşdü Saracoğlu’na ait ve aynı dönemde hazine müsteşarlığı görevinde bulunan sevgili öğrencim Mahfi Eğilmez, Rüşdü’yü andığı yazısında hatırlatmış.
Bu kısa cümle aslında fevkalade önemli olan kamu yönetimi, demokrasi, yurttaşlık ilkelerini içeriyor. Burada sorun, toplumun büyük bir kesiminin yurttaşlık bilincinin temellerini ciddiye almıyor olmamızdır. Bunların başında devlet nedir, yasa nedir, merkez bankası, içişleri bakanlığı, milli savunma bakanlığı, gibi kamu kurumlarının ve onların uygulama aşamasındaki uzantısı olan, devlet başkanı, bakan, milletvekili, vali, yargıç, komutan gibi unsurlar kimdir, nedir; para nedir, vergi nedir, para politikası ne demektir gibi asgari düzeyde bilgilere sahip olup olmadığımız kuşkuludur.
Sorunun cevabı net bir “hayır”dır. Tıpkı trafiğin doğru akması için yollara konulan yön ve akışı düzenleyen levhaları “görmediğimiz” gibi, vatandaş olmanın getirdiği sorumluluğu da ciddiye almıyoruz.
Bu kurumlar hizmet etmekte oldukları yurttaşlar adına hareket etmektedir, yani İngilizce karşılığı ile bizim “agent”larımız, tanımlanmış görevleri yerine getirmesi gereken bireylerdir. Bizim onlara karşı sorumluluklarımız anayasa ve yasalarla belirlenir, keza onların bize karşı yetki ve sorumlulukları da kuruluş yasaları, görev yönetmelikleriyle tanımlanır.
“Devletin parası” denen şeyin aslında toplumun, halkın kendi parası, varlığı olduğunu anlaması, bu konuda bilinçlenmesi, burada vurgulanan eksikliklerin giderilmesiyle, mümkündür. Devletin, devlet başkanının kendi varlığını borçlu olduğu anayasayı tanımadığı, mülkiyet haklarından tutun da, paranın değerine kadar, hiç kimsenin ciddiye almadığı, kimsenin ötekine hesap vermediği bir ülkede bu dileğin karşılık bulması hayal bile edilemez. Nitekim, günlük yaşamda karşılaştığımız fiyatlara artık şaşırmamamız, tehlike çanlarının en büyüğünün çalması demektir. Tıpkı suçlunun savcı, yargıç karşısına çıkartılamayacağından, suçu tanımlanamayanların çeşitli tutarsız nedenlerle hürriyetten yoksun bırakılması gibi.
“Devletin parası-bireyin kendi parası” ayrımı, uyarısı önemli bir algı yanılgısı ötesinde bir uyarı niteliğindedir. Para değer ölçüsüdür ve ulus olmanın, dil kadar, folklor kadar, ulusal sınır kadar, bayrak kadar önemli kriteridir. Para birimini ülkenin merkez bankası çıkartır ve ülke ekonomisinin nasıl işlediğine bağlı olarak değişen değerini aynı kurum takip eder, o değeri, yani her bir yurttaşın varlığını korumaktan sorumlu olan da o kurumdur. Paranın değerini ülke ekonomisinin nasıl işlediği belirler dedim, vaktiyle Türk parasının değerini koruma kanunu adında bir yasa vardı, oysa paranın değeri ne yasayla ne askeri güçle korunmaz. Onu koruyacak olan, o parayla yapılan alışverişlerde ülkenin üretim becerisidir. Bu da ülke insanlarının, onların kurup yönettiği şirketlerin becerisine bağlıdır.
R. Saracoğlu ve M. Eğilmez görevdeyken bu becerinin en güzel örneğini verdiler. Evvelce TCMB ile Hazine müsteşarlığı birbirlerinden borçlanarak bütçe açığının sürdürülerek yönetirlerken, buna imkân vermeyen bir protokol imzaladılar. O dönemde ülkenin maliyesini yönetenler bundan hiç hoşlanmadılar, ama böylece o güne kadar birkaç kez yaşanan krizlerin tekrarlanması önlenmiş oldu. Bunu Mahfi Eğilmez bloğunda açıklamaktadır.
Şu hâlde devlet bireylerin parasının değerini korumak için gerekli ekonomi politikası önlemlerini almak zorundadır. Bu önlemler alınmadığı, yatırımlar, üretim, ticaret tamamen başıboş bırakıldığı takdirde, bundan kaybeden önlem almayan ülkelerin yönetimi, yani devletler, kazanan ise doğru önlemleri alan devletlerdir.
Hemen bir yanılgıya işaret edelim; iktisatta Adam Smith’ten beri serbest piyasa ekonomisinde bir gizli elin her şeyi doğru yola soktuğu varsayılırdı. Artık küresel ekonominin böyle bir “invisible hand” tarafından değil, “visible hand”ler tarafından yönetildiği ortadadır. Bunun son örneği, kapitalizmin en güçlü savunucusu ABD’nin Donald Trump politikalarında görülmektedir.
Paranın ne olduğuna, devlet denilen düzenleyici ve bireylerin agentlarından oluşan kurumun yetki ve sorumluluklarıyla siyasetin iç içe girmesi, bireylerin menfaatini, sahip oldukları varlığın parayla ifade edilen değerini etkilemesi göz ardı edilemez. Bunu sağlayacak olan, bireyin kendi parasına, varlığına sahip olmasıdır. Bu varlık devletin değildir, onu meydana getiren insanlarındır. Devletin parası olmaz. O vatandaşların parasının, yani ekonominin değerinin korunmasıyla görevlidir.







YORUMLAR