Hüseyin Macit Yusuf

Hüseyin Macit Yusuf

DOSYA
[email protected]

Özgürlüğümüz, güvenliğimiz, geleceğimiz KKTC'ye ve Türkiye'ye bağlılıktan geçer!

25 Temmuz 2026 - 14:36

Her yıl olduğu gibi bu yıl da 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı büyük bir gurur ve coşku ile kutladık. Ulusal Türk Kuruluşları Dünya Konseyi Başkanı olarak yayımladığım mesajı sizinle paylaşıyorum:

“Mukavemetçi Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesini zafere ulaştıran, özgürlüğümüzü ve güvenliğimizi sağlayan 20 Temmuz Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümünü büyük bir gurur ve minnetle kutluyorum. Bu anlamlı günde, Büyük Türk Milletinin ayrılmaz parçası olan Kıbrıs Türk halkının Barış ve Özgürlük Bayramı’nı en içten duygularımla tebrik ediyorum.

20 Temmuz 1974,bir halkın yok edilmesini önleyen, adaya barış getiren, Kıbrıs Türkünün özgürlüğünü, güvenliğini ve geleceğini garanti altına alan tarihi bir dönüm noktasıdır. O gün atılan adım sayesinde bugün bağımsız devletimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti varlığını sürdürmektedir.

Aradan geçen 52 yıla rağmen Rum-Yunan ikilisinin zihniyeti değişmemiştir. Son günlerde Metehan Sınır Kapısı’nın Rum tarafında gerçekleştirilen eylemlerde atılan “Türkler dışarı”, “Kıbrıs Yunan’dır” sloganları, Kıbrıs’ta neden ortak bir devlet kurulamayacağının en güncel ve en açık kanıtı olmuştur. Kıbrıs Türk halkının varlığını dahi kabullenmeyen, eşitliğimizi reddeden ve bizi bu adadan silmeyi hedefleyen bir anlayışla gerçek anlamda ortaklık kurulması mümkün değildir.

Rum yönetimi bir taraftan uluslararası kamuoyuna barış ve uzlaşma mesajları verirken, diğer taraftan silahlanmasını hızlandırmakta, ABD, Fransa, İsrail ve Yunanistan ile askeri iş birliklerini genişletmekte, Türkiye ve KKTC’yi hedef alan yeni güvenlik ittifakları oluşturmaktadır. Aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının egemenlik haklarını ortadan kaldırmayı amaçlayan diplomatik girişimlerini de sürdürmektedir.

Bugün de hedef değişmemiştir. Amaç; Türk askerini adadan çıkarmak, Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğünü sona erdirmek, KKTC’yi tasfiye etmek ve Kıbrıs Türk halkını Rum çoğunluğun egemenliği altındaki üniter bir yapıya azınlık olarak mahkûm etmektir. Federasyon adı altında pazarlanan projelerin özünde yatan gerçek budur.

Ay sonunda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in Kıbrıs’a gerçekleştireceği ziyaret de bu gerçekler ışığında değerlendirilmelidir. Eğer bu ziyaretin amacı, defalarca başarısızlığa uğramış federasyon modelini yeniden gündeme getirmek veya taraflar arasında bulunmayan ortak zemini varmış gibi göstermeye çalışmak ise bunun sonuç vermesi mümkün değildir.

Kıbrıs meselesinde başarısız olan taraf Kıbrıs Türk halkı değil, elli yılı aşkın süredir uzlaşmazlığını sürdüren Rum yönetimidir. Birleşmiş Milletler artık bu gerçeği görmek ve çözüm arayışlarını Rum tarafının uzlaşmaz tutumunu göz ardı ederek sürdürmekten vazgeçmek zorundadır.

Türk tarafı, egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü resmen kabul edilmeden yeni bir kapsamlı müzakere sürecine başlamamalıdır. Görüşmek uğruna görüşmenin Kıbrıs Türk halkına bugüne kadar hiçbir kazanım sağlamadığı artık tartışmasız bir gerçektir.

Gelinen noktada yapılması gereken; savunmada kalan değil, kendi milli hedeflerini kararlılıkla uygulayan aktif bir diplomasi yürütmektir. Anavatan Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, KKTC’nin uluslararası alanda tanınması için kapsamlı ve sonuç odaklı yeni bir diplomatik seferberlik başlatmalıdır. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı tanınma çağrıları daha ileriye taşınmalı, Türk Devletleri Teşkilatı başta olmak üzere dost ve kardeş ülkelerle siyasi, ekonomik, kültürel ve diplomatik ilişkiler güçlendirilmelidir.

Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğü ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adadaki mevcudiyeti bugün her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Bölgemizde yaşanan savaşlar, Gazze’deki insanlık dramı, Doğu Akdeniz’de yükselen gerilim ve Rum tarafının giderek saldırganlaşan politikaları, Türkiye’nin garantisinin Kıbrıs Türk halkı için vazgeçilmez bir güvence olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu güvencemiz de daha ileriye taşınmalı ve Türkiye ile KKTC arasında Savunma ve Güvenlik İşbirliği Anlaşması hemen imzalanmalıdır.

20 Temmuz’un bize öğrettiği en büyük gerçek şudur: Kıbrıs Türk halkının özgürlüğü, güvenliği ve geleceği kendi devletine sahip çıkmaktan geçmektedir. KKTC’nin yaşatılması, güçlendirilmesi ve uluslararası toplum tarafından tanınması, önümüzdeki dönemin en önemli milli hedefidir.

Bu duygu ve düşüncelerle, Barış Harekâtı’nda canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, kahraman gazilerimize, mücahitlerimize, Mukavemetçi Kıbrıs Türk halkına, Varoluş Mücadelemizin Lideri Dr. Fazıl Küçük’e, Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Raif Denktaş’a, Harekâtın mimarları merhum Bülent Ecevit ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve her zaman yanımızda olan Anavatan Türkiye Cumhuriyeti’ne sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Sonsuza dek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti…

Sonsuza dek Anavatan Türkiye…

Yaşasın 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı!"

YORUMLAR

  • 0 Yorum