Bülent Pelit

Bülent Pelit

Yeşilcam Anı

ÇOCUKLUĞUM

29 Mayıs 2019 - 00:00

Torpilli Figüran-
1971 yılı, o zamanlar herkes çocuğunu filmlere oyuncu olsun diye yollamıyor, “Sezercik Yavrum Benim” filmi çekiliyor, Sezerin yaş grubunda çocuklar lazım, mahalle arası futbol maçı sahnesi çekilecek, çocuk bulmak zor, tanıdık kim sinemacı var çocuklarına yapışıyorlar, ille getireceksiniz diye.
 Er film prodüksiyon amirinin ısrarına dayanamıyor babam, beni de yolluyor mahalle maçında figüran olarak. Annem bana eşlik ediyor, Hidayet'in oğlu olduğum için torpilli figüranım tabi. Diğerlerinin yevmiyesi yirmi lira benim elli lira. Sete gidiyoruz, herkese forma veriliyor giyilmesi için, ben Galatasaraylıyım, siyah beyaz Beşiktaş forması veriliyor, tüm tepkime rağmen ağlayarak da olsa giyiyorum siyah beyazı, Galatasaraylıyım ama futbol hiç oynamamışım o vakte kadar, diğer çocuklar top cambazı, bana top falan gelmiyor, yönetmen koş diyor koşuyorum, biri çarpıp düşüyorum, yine karambol sahne çekiliyor, top bir anda önüme geldi, balkondan izliyordum bahçede top oynayanları bir tekme sallayayım dedim, ıska.
Kamera dedikçe yönetmen deli gibi bir aşağı bir yukarı, birinde sahanın dışına çıkmışım, asistan bağırıyor oğlum içeri girsene, ben iyice aptala bağladım, kesin yönetmen kurguda çok çekmiştir benden. Zaten filmi izleyince sıpa kırpması saçlarımla zırt diye geçiyorum, böylece ilk ve son figüranlığım sonlanmış oldu, annem kazandığım parayla bana güzel bir ayakkabı ve pantolon almıştı, o zamanlar paşalar mağazası popülerdi Beyoğlu’nda. Kısa günün karı, beceriksiz torpilli figüran olarak.
Kudret Şandra-
Babamın çektiği iki filmden hatırladığım Kudret Şandra, zamanın ünlü dans hocası, yılan dansının öncüsü.
Hiç unutmam sete giderken Cihangirde bir evden alıyorduk onu. Kaprisli bir şekilde aşağı iniyor, oldukça söyleniyordu, tabi söylenmeleri esprili idi. Setteyken babamın sipariş ettiği negatiflerin geldiği haberi ulaşmıştı, o zamanlar negatif altın gibi, babam sete ara verip negatifleri almaya gitmişti. Mekan Kurtuluşta Yasemin'in köşkü. Beni sette bırakmıştı babam, orada olduğumu unutup bir iki kişi babamın arkasından atıp tutmaya başladı, ben de küçüğüm, onların laflarından etkilendim, gözlerim dolmuş, bu fark etti, bana sarıldı, gözlerimi sildi, dedikodu yapanlara dikilerek," ulan birde sakalınız bıyığınız var ortalıkta dolaşırsınız adam diye, lafa gelince ben ibne siz delikanlı, ama karşısında iki büklüm olduğunuz adamın arkasından sallıyorsunuz utanmadan, bak çocuğu burada onun üzülebileceğini hiç düşünmüyorsunuz" Herkes suspus olmuştu, cevap veremediler Kudret Şandra’ya. Ortamı daha germeme adına bir espri patlattı, beni de sette baş köşeye oturttu.
Setlerde Büyümek-
70 li yıllarda şimdiki gibi yemek şirketleri olmadığı için, film çekimleri geceye sarktığında ekibin yemek işi sorun oluyordu. Öğle yemeği lokantalar yada sete getirilen hazır yiyeceklerle çözülüyordu. Geceler hep sıkıntı idi. Ya sette bir aşçı bulunduracaktın yada başka formüller üretecektin. Babam gece işi olduğunda evde anneme hazırlatırdı yemeği. Genelde platolarda olurdu çekimler, Şişli, Mecidiyeköy, Kurtuluş gibi yakın yerlerdeydiler. Minibüs akşamüstü gelir yemekleri alırdı, annemde başında yemeği dağıtmak için, bizde ablamla evde kalamayacağımız için binerdik minibüse giderdik sete. Uykumuz gelirdi, kamera çantalarının üstünde uyuya kalırdık. Böyle zor şartlarda ayakta kaldı yeşilçam, çalışan insanının karnını doyurmak ve mutlu etmek şiarlarıydı onların. Kendileri gerekirse aç kalırdı ama ekiplerini ellerinden geldiğince gözetirlerdi. Dublaj yaparken bütün konuşmacıların kaşesini muntazam ödeyip, kendisine öğlen yemeği parası ayırmayıp günü aç geçiren yönetmenler hatırlarım. Onların meslek aşkı ve onurları inanılmazdı saygı ile.
Önyargılar-
70'li yılların başında henüz 5-6 yaşındayken Galatasaray Lisesinin bahçesinde yazları kullanılan Galatasaray Sinemasına giderdik. Bizim için büyük bir şenlikti o sinemaya gitmek. Tam evimizin karşısına film değiştiğinde yeni afişler asılır ve bizde sinemaya gitmek için annemize babamıza baskı yapardık. Bu bahçe yalnız film oynatmakla kalmaz film öncesi konserler olurdu, bir gazino kıvamındaydı ve çıkan sanatçılar Ajda Pekkan, Erkin Koray, Şükran Ay, Eyüp Uyanıkoğlu gibi şu an aklıma gelmeyen ünlü insanlardı. Daha okula bile gitmiyorduk, belki ablam başlamıştı o süreçte. Okullarda da yoğun bit ve uyuz salgını olurdu. Banyo yapmaktan her çocuk kadar kaçardık. Annemiz sinemaya gittiğimiz akşam sahneye çıkan Erkin Koray gibi uzun saçlı biriyse en büyük kozu yakalamış olur,” bakın uzun saçlılardan size bit bulaşır hemen yıkanmanız lazım” diyerek bizi kandırıp banyoya sokardı. O dönem her uzun saçlı bizim gözümüzde potansiyel bitli insanlardı çocuk aklımızla. Kahrolası önyargılar.
 

Bu yazı 488 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum