HIZIR DEDİKLERİ-
Bülent Pelit

Bülent Pelit

Yeşilcam Anı

HIZIR DEDİKLERİ-

20 Haziran 2019 - 00:20

16-17 yaşlarındayım en büyük hobim Galatasaray maçları, para bulursak kapalıya, bulamazsak açık tribüne, hiç yoksa maç günleri bunalım. Öyle televizyon yayınları da yok. Yine bir maç günü ama hangi maç hatırlamıyorum, babamdan para alıp maça gideceğim, babam bazen kaytarır sabahlardı dışarıda, yine onlardan biri, bekle Allah bekle babam yok. Sabaha karşı beş, çıktım balkona yolu gözlüyorum, biletlerde sadece gişeden satıldığından sabah çok erken gidip kuyruğa girmek gerek, iyi bir yerden izlemek için sabah yedi de yola koyulmalı. Balkondan dalgın dalgın bakarken, sabahın köründe gelen bir sesle irkildim, "hişt, pişt çocuk" ev zaten birinci katta çevirdim kafamı baktım, bir karartı, yaşlı bir adam eliyle beni çağırır, biraz dikkat ettim, aile dostumuz olan Selma teyzenin son eşi Reşit hoca. Selma teyze Amerika'da yaşardı, oyuncu Ahmet İgo'nun eşiydi, İkisi de zımba filminde tanışmış bizimkilerle, bir ayağı Amerikada. Ancak o dönem bizden gizlemiş doktorlar kanser teşhisi koymuşlar, son günleri geçirmek için Türkiye'ye dönmüş ve dönünce Reşit Hoca ile tanışmış ve evlenmişler, Reşit Hoca uhrevi işlerle uğraşıyor, ama çok kültürlü biri. Ben indim aşağıya, adın neydi hatırlayamadım dedi, adımı bir türlü öğrenememişti, her seferinde sorardı, Bülent dedim. Elini cebine attı bir tomar para çıkardı, "al bunları" dedi, ben şaşkınlıkla bakıyorum, "ne bu " dedim, "maça gidersin" dedi, "eve de bir şeyler alırsın" diye ekledi. Elimde on maça yetecek kadar para, ağzımdan güç bela bir teşekkür ederim çıktı, adam yürüdü gitti, Ben hemen hızla eve çıktım, Levent'i kaldırdım, hadi maça diye, atkı, kaşkol, bayrak, az sonra diğer cimbomlu kapalı müdavimi arkadaşlarda damladı, hep beraber tuttuk Mecidiyeköyün yolunu.
Yıllar önce, sabaha karşı ev telefonumuz ısrarla çaldı, alışığız aslında 24 saat dostlar tarafından aranmaya, ama yine de insan hayırdır inşallah demekten kendini alamıyor, telefonu açtım, Almanya'dan Kenan Yılmaz, bizim ailemiz için önemi büyük olan bir insan, birçok akrabamdan bize yakın biri. Telefonu açtım, lafı uzatmadan hemen sordu, baba evde mi? diye. Dedim evde ama uyuyor. Onda mark vardır, uyandır beş yüz mark al, hemen hava alanına götür, orada bir yabancı bir vatandaş var, mahsur kalmış ona ver, sen uyandır al parayı beş dakika sonra arayıp adamın adını vereceğim sana dedi, kapattı telefonu. Babam uyuyor tabi, kapılarını tıklattım usulca, babamın uykusu hafifti, hemen kalktı geldi, baba dedim mark var mı sende? var dedi, ne yapacaksın gecenin bu saatinde diye sordu. Sen ver bana dedim. Söylene söylene pantolonunu buldu, gizli cebindeki marklardan beş yüzlük bir banknot sıyırdı verdi, sabahı bekleyemedin mi? diye mırıldandı. Baba hava alanına gideceğim, adamın biri orada mahsur kalmış dedim, uykusunu kaçırmıştım onunda, benimle misafir odasına geldi, bu arada tekrar telefon çaldı, adamın adını ve hava alanında nerede olduğunu öğrendim, çıktım evden, saniyede taksi geçen bir yerdi Sıraselviler, hemen atlayıp hava alanın yolunu tuttum. Adamı buldum, polis şaşırdı sizin ne işiniz var bu adamla diye sordu, tanımıyorum dedim, bir arkadaşımın tanıdığının, tanıdığıymış falan derken polis baktı uzun hikaye, kısa kesti, adam gelmiş, geldiği gibi sınır dışı ediyorlarmış, o zamanlar yabancılar kanunu çok sıkıydı, parası yok orada öyle rehin gibi duruyordu, beni görünce maden bulmuş gibi oldu. Belki o gün adamın hızırı olduk. Bir daha görsem ne o beni tanır ne de ben onu, adını bile hatırlamadığım bir adama, gece yarısı taksi tutup yirmi km yola para yetiştirip geri döndüm. Hayatta en umutsuz zamanda bile hızırın nereden geleceği belli olmaz, umutlarımızı hiç bir şekille kaybetmeyelim
 

YORUMLAR

  • 1 Yorum