RACON, JARGON İŞTE TELEVİZYON
Bülent Pelit

Bülent Pelit

Yeşilcam Anı

RACON, JARGON İŞTE TELEVİZYON

26 Temmuz 2019 - 22:22

Adana’da iki üç gün önce toplumda infial yaratan bir olay yaşanır, üç küçük çocuk, pitbull köpeğine hamile bir kediyi boğdurur ve zavallı kedi telef olur. Çocuklar yakalanır, ve kendilerine “kedi öldü hiç üzülmedin mi?” diye yöneltilen bir soruya kanı iyice donduracak bir cevap verir “Ben seni vursam bile üzülmem, kediye mi üzüleceğim” Peşinden olay iyice gösteriye döner, “Çekin alem yakışıklı görsün”, “Ağabeylere selam, çatışmaya devam. Yaşımızın yetmediği yerde yaşantımız yeter” vb. jargonda, çeşitli edebiyat parçalarlar. Sınırlı kelimeler ile Türkçe konuşabilen bu çocuklar, şiddet içeren güzellemeler konusunda nasıl böyle birer laf ebesi olmuşlardır? Şüphesiz bunun altında yatan en büyük sebeplerden biri, internette amatör tabanlı olup başlayıp, kullandıkları jargon ile fenomen olan “Sıfır Bir” adlı dizi olmuştur. Hiçbir dramaturjik alt yapısı olmayan bu üretim, içerdiği şiddet, kullandığı yöresel şiveyle beraber küfür, çetelerin birbirlerine meydan okumalarında alabildiğine hoyrat, agresif tavırları, küçük gettolarda yetişen yeni nesil için birer rollmodel olmuşlardır. Neredeyse o tip mahallelerde yetişen her çocuk potansiyel, o dizinin tiplemelerine aday olarak sokaklarda cirit atmaya, racon kesmeye, kötülüğü şiar edinmeye başlamışlardır. Dizinin tiplemelerine diye özellikle belirtiyorum çünkü karakter yaratacak profesyonellikte bir profesyonellikte değil üretimleri. Ama bir damarı o kadar çok besliyor ki, milyonlarca hayran kitlesi, sabırsızlıkla yeni bölümlerini bekliyor. Öfke, kin, intikam duyguları, yüksek egolar, alt kültürdeki gençleri inanılmaz bir şekilde provoke ediyor, bu gibi gariban hamile bir kedinin başına gelen yarın öbür gün, daha ağır icraatlar ile toplumun başına bela olmaya devam edecektir. Urla’da yoğun hayvan sever nüfusu olduğundan, etrafta bol miktarda kedi köpek mevcut. Birçok cins köpek, sahipleri tarafından terk edilip sokağa salınmış vaziyette. Onların içinde de pitbull, rottweiler, dogo Arjantin gibi tehlikeli köpekler var, başıboş dolaşıyorlar ortalıkta. Evim parka bakıyor ve oradaki küçük çocukları gözlemleme şansı yakalıyorum. Saldım çayıra mevlam kayıra tipi büyütülen çocuklar var, işte onlar bu agresif olmaya müsait canlar ile yakın temas kuruyorlar, dost oluyorlar ve sevgisiz büyüdükleri için, içlerindeki nefretin acısı ile yoldan geçen çocuklara, kedilere, daha güçsüz köpeklere o canları saldırtarak, onlarında sokakta güvenli yaşamalarını tehlikeye sokuyorlar, ağaç yaşken eğilir derler, bizim ağaçlar eğilmiyor git gide kurumaya başlıyor. Evde annesinin gördüğü şiddet, kendisinin birey olarak çoğunlukla yok sayılması, televizyondaki şiddet programları, dizileri, hep bu kötülüklerin yolunu açıyor.
Kurtlar vadisi ile başlayan şiddeti körükleyen, legalleştiren yayınlar, Çukur, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz gibi dizilerle iyice tavan yaptı ve gençler, genç adayları dizilerin karakterlerine kendilerini kaptırarak birer Memati,  Polat Alemdar, Koçovalı, Aliço, Meke, Çakırbeyli, Ramiz Dayı olup çıkıverdiler. Çünkü hepsinin yaşadığı ortak bir sorun var, kimlik. Kimliklerini yaşamları içinde bulamıyorlar ve mürekkep karakterlere bulanıveriyorlar. Sabahattin Ali, insanları ezenlere karşı “Eşkıya Dünyaya hükümdar olmaz” diye haykırarak meydan okurken aynı sözcükler televizyonlarda yeni eşkıya modelleri yaratılmak için kullanılması çelişkinin en tavan yaptığı yer olsa gerek. Tıpkı Reşat Nuri Güntekin”in ahlaksızlığa, yozluğa isyan ederek yazdığı “Yaprak Dökümü” adlı romanının, televizyon uyarlamasında başka bir yöne evrilerek ahlak çöküntüsünü daha da köpürten bir üretime dönüşmesi gibi. Oynadığı her Çarşamba eminim Reşat Nuri mezarında ters dönmüştür. Keza yakın tarihte Orhan Kemal, Halit Ziya Uşaklıgil gibi romancılarımızda aynı tecavüze uğradı, televizyoncular tarafından. Tamamen tüketime yönelik, para için hiçbir şeyi gözü görmeden kırıp dökerek dizi, dizi filmler çekmek, Osmanlının muhteşem Süleymanını anlatırken, objektiflerin sürekli haremde kalması, reyting uğruna, toplumun bütün değerlerini dinamitlemek, son yılların üretim tarzı böyle televizyonların. Masumiyetlerini kaybetmiş, suça ve kötülüğe teslim olmak üzere olan geleceğimizin katili ne yazık ki evimizin ortasında duruyor, elimizin altında da bilgisayar.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum