YEŞİLÇAM'DAN BİR PORTRE OKSAL PEKMEZOĞLU
Bülent Pelit

Bülent Pelit

Yeşilcam Anı

YEŞİLÇAM'DAN BİR PORTRE OKSAL PEKMEZOĞLU

25 Haziran 2019 - 23:56

Türk sinemasında en çok sevdiğin beş kişi say deseler, sayacağım isimlerden birisidir Oksal Pekmezoğlu. Birçok filmde beraber çalıştığımız bu usta yönetmeni 6 ocak 2004'de kaybettik. Şişli'de cenazesini kaldırdığımız gün, kar tipi halinde yağıyordu, Şişli'de bir camcıda cenaze için çerçevelettiğimiz fotoğrafı ile çıkarken kapıda üstüme köpekler saldırdı ve yere düştüm, çerçeve kırılması diye dimdik tuttum çerçeveyi, üst baş çamur camiye ulaştım ve ustamıza son görevimizi yaptık. Onunla çalışmak, birlikte vakit geçirmek benim için büyük bir zevkti. İlk beraber kurgusunu yaptığımız film "Karımı Gördünüz mü" adlı komedi çalışmasıydı. Mehmet Ali Erbil, Bülent Kayabaş, Cevat Kurtuluş gibi oyuncular oynuyordu. Komedi de kendine has bir tarzı vardı Oksal abinin. Ben de son çektiğim filmin adını “Karımı Gördünüz mü” koyarak onun aziz hatırasına adadım.
1938 doğumlu olan Oksal Pekmezoğlu, iyi bir ressamdı aynı zamanda, zaten sinemaya afiş ressamı olarak girer. Setlerde dekoratörlük, sanat grubu derken reji tarafına geçer. Yönetmen yardımcılığına başlar. Türk sinemasında bir ekol olan Hulki Saner’in yanında alır soluğu. Çalışkan yapısı, yaratıcı özellikleri, insanlarla kurduğu iyi diyalog, kısa sürede piyasada aranan biri haline getirir. Hulki Saner, yapımcılığını yaptığı filmlerde, yönetmen koltuğunu Oksal ağabeye verecek kadar güvenir kendisine. Yaptığı filmler iş gişede başarılı olur. Dönemin popüler şarkıcısı Neşe Karaböcek ile peş peşe filmler çeker, Yeşilçam’ın aranan yönetmenlerinden biridir artık. İlk erotik komedi filmi sayılan “Beş Tavuk Bir Horoz” filmini gerçekleştirir. Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Sermet Serdengeçti başrol oyuncusudur bu filmin. Ayrıca Münir Özkul, Zeki Alasya gibi isimlerde bu filmde rol alır. Sermet Serdengeçti, rüzgar gibi girdiği film piyasasından genç yaşta geçirdiği trafik kazası ile erken bir ayrılık yaşar. İtalyan aktör Lando Buzanca’nın, Türk alternatifi olarak lanse edilmiştir Serdendengeçti. Oksal Pekmezoğlu, Türk sinemasında yıldızı yükseldikçe farklı teklifler alır.  En büyük yapım şirketlerinden biri olan Erman film’e Barış Manço’nun tek filmi olan “Baba Bizi Eversene” filmini çeker. Bu filmde çok başarılı olur, hem üretim olarak hem gişe olarak iyi bir şey ortaya çıkmıştır. 1978 yılında adından uzun süre söz ettirecek bir türkücüyü keşfeder, ardı ardına üç film çeker, ilki Ayağında Kunduradır filmlerin ve İbrahim Tatlıses gerçeğini sinemada başlatan kişi olur. Barış, tek filmle kapatmıştır sinema hayatını ama Tatlıses işi yönetmenliğe, yapımcılığa kadar götürür.
Sinemada gişenin nabzını tutan başarılı bir yönetmen oldu hep Oksal ağabey, Uzaylı Zekiye gibi dönemin absürt komedi dizisine imza attı, sayısız üretimler yaptı. Kendi mizahi yapısı ve çocuk ruhu bu işlerde başarılı olmasını beslerdi hep. Benimle tanıştıktan sonra, kurgu ve seslendirme çalışma önceliğinde hep beni tercih etti, ben de onu utandırmadan işlerini titizlikle halletmeye çalıştım, kah bir baba oğul, kah usta çırak, kah ağabey kardeş, ama bu sevgi ortamında, saygımızdan kusur etmedik. 1993 yılı Sevgi oyunu adlı dizide birlikte çalışırken, stüdyoya sadece yayın bandı için gelirdi, Cumartesi öğleden sonra girer, Pazar sabahı bitirir, sonra ben seslendirmeye girerdim, o dinlenmeye geçer, gece yarı miks yapıp pazartesi yayına hazır hale getirirdik. Oksal abiyle yayın bandı çıkarmamız başlı başına bir filmdi bu arada. Akşam beş gibi stüdyoya intikal ederdi. İki üç saat tam gaz çalışırdık, hadi ara verelim, nereye nevizadeye. Çilingir sofrası kurulur, çalgıcıları çağırır, kendisi güzel sesiyle iştirak ederdi, iki saat kadar eğlenip, tekrar stüdyoya.. Ben zaten kurgunun çoğunu hallettiğimden toplamda sekiz, on saat arası kotarırdık. Arada Oksal abi sıkılırdı, çantasından misketlerini çıkarır, stüdyonun içinde duvara yakın oynardık yarım saat kadar.
Sabaha karşı dört gibi biterdi kurgu, yollardım onu eve, ben stüdyoda bir koltuğa kıvrılır, dokuza kadar uyur ve sabah onda başlayacak seslendirme kaydı için ayaklanırdım. Geç vakitte biterdi kayıt, uykusuz bir şekilde Oksal abiyi beklerdim pazartesi ve yayın bandımızı kazasız belasız teslim ederdik akşamüzeri. Belki yetmiş iki saat uykusuz kalırdım ama severek, büyük bir aşkla yapardım işimi.
 Birkaç bölüm sonra ekonomik kriz çıktı ülkede, kanal ödeme yapmamaya başladı. Para alamayınca Oksal abi ekonomik olarak bayağı bir sıkıntı çekti. Bizde dört bölüm paramızı alabilmiştik. İş durduktan bir hafta sonra Oksal abi arayıp bizi bir çay bahçesine çağırdı. Ekipten birkaç kişi daha vardı, Oksal abi “ben birazdan geleceğim” deyip arabasına atladı gitti, bir saat sonra eski püskü bir araba ile geldi elinde de gazete kağıdına sarılmış bir şey vardı. Gazete kağıdını açtı arabasını satmış, “size ancak bir bölüm parası daha verebileceğim hakkınızı helal edin” dedi,” ben istemiyorum abi, evde iyi kötü tencere kaynıyor” dedim, “olmaz” diye üsteledi gözlerinden yaş süzüldü, o ağlayınca bende dayanamayıp ağlamaya başladım.” Bunu alacaksın rica ediyorum” dedi, boynuma sarıldı. Baba ile oğlu arasında hak, hukuk olmazdı. Özlüyorum öyle mert insanları, sektörün şu halini gördükçe, ah nereye gittiniz diye iç geçiriyorum hep.
Eserlerinle, insanlığınla hep hatırlanacaksın VAR OL OKSAL AĞABEY.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum