TÜRK SİNEMASINDA SOSYAL GÜVENCE
Bülent Pelit

Bülent Pelit

Yeşilcam Anı

TÜRK SİNEMASINDA SOSYAL GÜVENCE

08 Şubat 2019 - 11:10

YEŞİLÇAM

“Aç yattı Tok kalktı. Ölüverdi Gömüverdiler. Güngörmüş filan efendi, Güngörmez oldu! Zaten Emekçiydi! Figürandı, garibandı Beyoğlu’nda Yeşilçamlıydı. Oldukça isimliydi. Kurtuldu!” Orhon MURAT ARIBURNU

Şair, yönetmen, oyuncu, senarist, yapımcı Orhon Murat Arıburnu yıllar önce, böyle dizelere dökmüş meslektaşlarının çilesini. Yüzyılı aşmış mevcudiyetiyle, bir türlü endüstrileşememiş bir meslek dalı sinema. Son yıllara kadar gece kulübü, pavyon vs. eğlence sektörü ile aynı ölçüde sınıflandırılan, buna göre rüsum ödeyen, dışarıdan pek iyi gözle bakılmayan, ayrı bir dünya. Bolca aşağılama kelimelerine muhatap olmuş insanlar topluluğu. “Artist, şantaj montaj, film çevirmek, senaryo yazmak vb.” üsluplar kullanılarak toplumun bir nevi şamar çocuğu olmuş, kendini ifade etme hakkı hiçbir zaman verilmemiş, çileli birçok insan biriktirmiş bir süreç söz konusu.

Yıllarca devlet hiçbir destek olmamış, ağır sansür şartlarıyla sürekli köstek olmuş, rağmen tüm kötü şartlarda direnişlerini kaybetmemişler. Bağrında onlarca iyi sinemacı çıkarmayı bilmişler. Ülkenin ekonomik kırılganlığı söz konusu olduğunda ilk onlar etkilenmişler, işsiz kalmışlar, aşsız günler geçirmişler, kiralar ödenmemiş vs. vs.

Ama yine de kendi sokaklarını aslanlar gibi beklemişler, aralarındaki dayanışma ile birçok sorunun üzerinden gelmişler, kırk yıl önce sansür için Ankara’ya yürüyecek kadar örgütlenmeyi bilmişler. Ki o vakte kadar doğru düzgün sinemadan emekli olmuş, sosyal hakları olan emekçi yok denecek kadar azken. Ankara’ya yürüyüşün karşı çıkanlarından Ümit Utku, birkaç yıl sonra, sinema emekçilerinin büyük beklentisi olan emeklilik haklarına öncülük edecek ve yüzlerce sinema insanı bu vesile ile sosyal güvenceye bir nebze olsun kavuşacaktı. Sigorta girişi birçok emekçinin yoktu, afiş, materyal, jenerik gibi künyelerin yazıldığı dökümanlar referans oldu, geriye dönük borçlanma ile emekli olma şansı yakaladı, yıllarını sinemaya verenler.

Neredeyse bu sürecin üzerinden otuz yıl geçti, peki değişen bir şey var mı? Sosyal güvence olarak sinema emekçileri ne halde? Tabi ki değişen bir şey yok, sürekliliği olmayan bir iş sinema, iki ay çalışırsın prim ya düzgün ödenir ya ödenmez, on ay yine işsiz kalma ihtimalin yüksektir, dolayısı ile prim düzgün yatmaz, yaşın dolar günün dolmaz, bu devinim döner gider. Bir ara Ahmet Davutoğlu hükümetinde gündeme gelmişti, prim günleri eksik olanların borçlanarak emekli olması, Binali Yıldırım’ın Başbakan olması, peşinden on beş temmuz olayları unutuldu gitti.

Telif haklarının, telef haklarını dönüşmesi zaten sosyal haklar olarak eli zayıf olan sinema emekçilerinin iyice belini bükecek hal almaya başladı. Mesleğin merdiven altına doğru düşmesi, sağda solda absürt setlerin kurulması, zaten yeterli olmayan iş güvenliğini iyice diplere vurdurdu. İnsanların cinnet geçirir gibi sektöre girmek istemeleri zaten belli bir prensipleri olmayan sinema mesleğini içinden çıkılmaz bir hale

sürüklemeye başladı. Üç kuruş para ile başlanan setler, neticesinde ödenmeyen, ödenemeyen paralar, bırakın sosyal güvenceyi, insanın hayatını idame ettirmesi sağlayacak kazancı bile hayal oluyor sıkça.

Kısacası endüstri yok, insanların haklarını koruyacak örgütlerin eli sürekli zayıflatılma çabasında, zaten örgütlerde bu kadar kontrolsüz iş yapılan bir piyasayı mümkün değil kontrol edemez. Uzun dizi süreleri, saatlerce çalıştırılan insanlar, haftalarca ödenmeyen, geciken kaşeler bunları saymıyorum bile. Sinema çalışanlarının sosyal güvenceleri pamuk ipliğine bile bağlı değil. Sürekli artan bir nicelik söz konusu, ama aynı oranda bir nitelik çıkmıyor ortaya. Her yıl plansızca kurulmuş sinema tv. okullarından yüzlerce genç mezun olup geliyor sektöre, pasta küçük, vahşi kapitalizm her geçen gün şiddetini artırır vaziyette, çünkü sistem onlara doyma diyor. Ne kadar vahim durumda olduğumuzu çok ilgisiz bir yerle noktalayayım, iki büyük plato var şu anda İzmitte seka, Beykozda kundura fabrikası. Zamanın işçi istihdam eden, üretime büyük katkıları olan fabrikalar bunlar. Şimdi içleri boşaltılmış, filmcilerin emrine verilmiş. Bir başka endüstriyel alanın yok edilmesi ile, endüstri olmaya çalışan bir oluşum. Türk sinemasının ederi bu kadar görülüyor aslında. Üretime yönelik değil tüketime yönelik iş bekleniyor sinema insanlarından. Uzun diziler yapın, suya sabuna dokunmayan komik, ya da canım yine hiçbir yere elleşmeyen ne çekerseniz çekin. Bunları da bizim adamlar yapsın, işimize geleni çalıştıralım, fazla sözü olana ekmek de vermeyin. Aslında istatistik her şeydir bir toplum için, siyasetçilerle, sanatçılar kaç sene ortalama yaşadığına bakın. Seksen yaşında ölen bir siyaset insanı için genç yaşta öldü derken, yetmişini aşan sinema insanına çok yaşamış denir. Check-up nedir bilmez onlar doğru düzgün sağlık ve sosyal güvenceleri olmadığı için, hastaneye gidiş zamanları ancak ölüme yakına denk gelir.

Bu yazı 1095 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum