Bülent Pelit

Bülent Pelit

Yeşilcam Anı

FÜNYE

12 Temmuz 2019 - 22:09

Türk Sinemasının yıllarca vazgeçilmez efektlerinden biri olan fünye, en iptidai şartlar altında dahi filmlerimizde boy göstermiş, silah patlamasının ardından, vücuda sarılı düzenek, genellikle uzun kablolarla kurulan, ucuna bağlanan akü marifetiyle çalıştırılırdı, fiyakalı bir şekilde kanı fışkırırdı. Bazen barut fazla kaçırılır, istenmeyen kazalarda ortaya çıkardı. En bilineni ise Hülya Avşar’ın bir filmde yaşadığı talihsizlikti. Fünye Hülya Avşar’ın vücudunda ciddi tahribat açmıştı zamanında. Fünye deyince aklıma ilk gelen rahmetli Selahattin Geçgel, namıdiğer Godzilla idi. Onunla ilk 2002 yılında çektiğimiz “Martılar Açken” adlı filmde çalışmak kısmet olmuştu, boynunda taşıdığı kocaman nazarlığı, düdüğü, çeşitli aksesuarlarıyla hemen dikkati çekerdi, “Abi bunları niye taşıyorsun? diye sorduğumda, her birinin hikayesini anlatmıştı, nazarlığı film göze gelmesin diye taşıyordu, gerçekten de yaptığımız iş meşakkatli, zor olmasına rağmen dedikodusu, kem gözü çoktur. “Hayırlısı olsun” diyenden çok tökezlemeni, başarısız olmanı bekleyeni vardır. Diyelim ki insanların iş beklentisi vardır o gerçekleşmez hemen haset ederler, filmin arkasından bolca konuşurlar, acı ama gerçek ne yazık ki. Filmde inanmadan çalışan bazıları da bu koroya ayak uydurduğu olur zaman zaman.

Godzilla ile çalışmanın heyecanındaydık artık. Reji grubunda çalışan birinden daha fazla çekilecek sahneleri takip ediyordu, bir sahnede nezarethane’de birkaç gün kalmış oyuncunun ayağında kirlenmiş beyaz çoraplar olması gerekiyordu, Sahne hazırlanırken bir baktım Godzilla beyaz çorapları giymiş kapının önünde ayağını yere sürterek çorabın doğal bir şekilde kirlenmesine uğraşıyor, bu bir set amirinin görevi değildi ama ondan efsaneydi işte. Rivayete göre Şişlide bir plato çekiminden sonra, ekip minibüsü, önde gelişigüzel park etmiş bir araç yüzünden yolda kalıyor, Godzilla minibüsten iniyor ve yolu kapayan aracı kucaklayıp kenara koyuyor ve ondan sonra bu acı kuvvetine Godzilla ismini takıyorlar, ismin babasının da Yılmaz Güney olduğu söylenir. Yılmaz Güneyle özel bir dostluğu varmış zamanında, her fırsatta bunu dile getirirdi. Fünye ve patlama uzmanıydı, zor şartlarda en iyi neticeyi o alırdı, fünyenin senkron patlamasında, inandırıcı olmasında üstüne yoktu, son çalıştığımız işte fünyenin barutunu fazla koymuş ve abartılı patlamıştı, çok sinirlendi, kendini yumruklamaya başladı, abi yapma olur böyle şeyler diye teselli etmeye çalıştım, ama Godzilla mükemmelliyetçiydi. Setlerin neşe kaynağı idi her zaman, bizler "motööör" derdik o kırıtarak "efeeendim" derdi. Ama işine saygısı inanılmazdı, ilerleyen yaşına rağmen, iş anında, işle ilgili bir şey söyleyeceği vakit "hocam", "efendim" kelimesini mutlaka araya sıkıştırırdı, Normal muhabbetimizde abi, kardeş gibiydik. Film aksesuarları kiralayan dükkanında öğrencilere çok faydası olmuştu, çoğundan para almazdı, bu davranışları yeni nesilde de hatırlanmasına yol açtı ve unutulmadı son anına kadar.

Yine bir fünye anısı;

Meçhule gidenler dizisi, Kumburgaz, Celaliye arasındaki bir benzin istasyonu, soygun sahnesi çekeceğiz, kahramanımız iki polis benzinliğin marketinde alışveriş yaparken üç soyguncu araçlarından inecek, biri erketeye yatıp ikisi soygunu gerçekleştirecek, ama baltayı taşa vuracaklar, polisler aynı zamanda şampiyon kick boxcu. Refik Göcek ve Nurhayat oynuyor polisleri. İkisi de gerçek şampiyon, soyguncuları da dövüşçülerden seçtik, sağlam sporcular. İstasyon görevlisi lazım, setten birisini oynatacağız, derken markete bakan delikanlı “beni de oynatın abi” dedi. Soyulan marketçiyi oynatacağız, kendi yaptığı işi canlandıracak, prova yapıyoruz, soyguncular” kasayı aç parayı ver” diyor, bu kasayı açıyor, paranın tamamını vermiyor, biraz kasada bırakıyor, “ kardeşim paranın tamamını versene” diyorum, yüzünde bir gülümseme, korkması lazım,korkmuyor adam. Baktım olacak gibi değil set amirimiz ama bir set amirinden çok fazla yeteneği olan Marangoz Ahmet lakaplı Ahmet ağabeye, “Ahmet abi şuna fünye bağla” dedim. Bu afalladı “ne olacak fünye ile” diye sordu, “öleceksin” dedim, “sahnede böyle bir şey var mıydı” diye korkarak sordu. “Yoktu ama şimdi aklıma geldi yazdım” dedim. Ahmet abi için fünye hazırlamak beş dakikalık olay. Gömleğinin rengi de beyaz, patlama güzel olacak, bizim için keyifli bir sahne ama aynı şey onun için geçerli değil. Çocuğu korku sardı, bir kere hevesle oynamak istedi geri viteste yapamıyor. Soyguncular girdi, bu sefer kasadaki parayı tam verdi, fünye vücudunda bağlı, onun korku ve gerginliğinde, çat pat silah, patlat Ahmet abi dedim, fünye zınk diye patladı bunun bir güzel ölmesi var tıpkı Amerikan dublörleri gibi geriye doğru uçtu. Nereden geldiyse aklıma yazdım işte. Fünyelerin beynimizde patlamaması dileği ile.

YORUMLAR

  • 0 Yorum